BGST’nin ödüllü oyuncusu Aysel Yıldırım: ‘’Tiyatro hayatımın her zaman merkezinde olacak’’

Bu yıl tiyatro dünyasının kuşkusuz en çok parlayan isimlerinden biri, ödülleriyle adından söz ettiren BGST oyuncusu Aysel Yıldırım oldu. BGST’nin son prodüksiyonu ‘’Zabel’’in başrol oyuncusu olan Aysel Yıldırım son bir yıl içinde aralarında ‘’En İyi Yerli Oyun Yazarı’’ ödülü de olmak üzere ‘’En Başarılı Kadın Oyuncu’’ dalında önemli ödüllere layık görüldü.

Türkiye’de tiyatro-sinema dallarında en uzun soluklu ve sadece oyuncu ödülleri veren tek organizasyon olarak bilinen “Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri”ninde Tiyatro dalında ‘’En Başarılı Kadın Oyuncu’’ ödülünü kucaklayan Aysel Yıldırım, Direklerarası Tiyatro Ödülleri’nde ise En İyi Kadın Oyuncu seçildi. Ayrıca yine bu sene Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin ‘Yılın Yerli Oyun Yazarı Ödülü’nü ‘’Zabel’’ in metnini birlikte kaleme aldığı BGST oyuncusu Duygu Dalyanoğlu ile paylaştı. ‘’Zabel’’, BGST’den Dalyanoğlu ve Yıldırım’a Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri’nde Yılın Yerli Oyun Yazarı Ödülü’nü de getirdi. Aysel Yıldırım 14 Mayıs’ta düzenlenen törenle sahiplerini bulan ‘Afife Jale Tiyatro Ödülleri’nde ise En Başarılı Kadın Oyuncu adaylarındandı.

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun başarılı isimlerinden Aysel Yıldırım ile ödüllerle bir kez daha tescillenen bu başarıyı, tiyatro tutkusunu, BGST’de tiyatro yapmanın anlamını ve yeni projelerini konuştuk.

Öncelikle ödüllerinizle başlayalım. Zabel size bu yıl uğurlu geldi. Sadri Alışık Tiyato Ödül, Direklerarası Tiyatro Ödülü başta olmak üzere En İyi Kadın Oyuncu dalında ödüller aldınız. Ayrıca oyun yazarlığı dalında da önemli ödüller aldınız…

Aysel Yıldırım- Zabel çok emek vererek yaptığımız bir oyun oldu. Üzerine iki senedir çalışıyorduk ama bu 2 sene boyunca oyun seyirciden aldığı yorum ve geri dönüşlerle sürekli değişti ve dönüştü. Zabel Yesayan’a dair ilk okumalarımızda bile sanki bugünü yazıyormuş gibi bir hisse kapılmış ve 1900’lerin başında yaşayan bir kadın bugüne nasıl bu kadar güncel biçimde seslenebilir diye düşünmüştük ekip olarak.

Zabel, biliyorsunuz bir trajedinin içinden geçmiş; cesareti ve şansı sayesinde kaçmayı başarmış ancak senelerce de sürgün hayatı yaşamış bir kadın. Sürgündeki hayatını da aktivistçe yaşamaya ve sanatçı kimliğiyle üretmeye devam ediyor. Ömrü boyunca ateşin içinden geçerek yürüyor, ama bir yandan da karanlığı mahkum ediyor bir bakıma. Hem çok hüzünlü hem de çok cesaret verici bir öykü bizim için Zabel’in öyküsü.

Oyunu kotarmak için büyük emek verdiğinizi biliyoruz, nasıl hazırlandınız bu süreçte bu hikâyeyi sahneye taşımaya? Ve Zabel sizde nasıl izler bıraktı bir oyuncu olarak?

Aysel Yıldırım- Öncelikle hazırlık sürecinde Zabel’ e dair hemen her şeyi okuduk. Zira son yıllarda Türkçe’ye güzel çevirileri yapılmaya başlandı. Ekipçe tüm eserlerini neredeyse hatmettik diyebilirim. Yaşadığı dönemdeki diğer feminist aydın kadınlar üzerine de bol bol okumalar yaptık. Dolayısıyla belli bir bilgi dağarcığı oluştu. İş onun üzerinden bir oyun yazmaya gelince Zabel artık içimizden biri haline dönüşmüştü zaten. Biz feminist bir oyun yaptığımız için onun gündelik hayatı içinde de Zabel’i ruh eşim gibi hissetmeye başlamıştım. Bu hissin seyirci tarafından da görülmesi, alkışlanması karşılıklı olarak çok besleyici. Ödüller de cabası oldu tabii.

Öte yandan Zabel’i farklı kılan baştan sona, sahne üstünde görülen ve görülmeyen kadınlar tarafından kotarılmış bir oyun olması. Kadınların sahneden indirildiği bir dönemde feminist bir tiyatro topluluğunun böyle güçlü bir kadının hikâyesini anlatması bu açından da anlamlı geldi bence insanlara.

Zabel sizin oyunculuk kariyeriniz açısından önemli bir rol. Peki, sahneye taşıdığınız diğer kadın karakterleri de düşünecek olursak hangisi sizi en çok etkilemiştir bugüne kadar?

Aysel Yıldırım- Bir Kadın Uyanıyor adlı tek kişilik bir oyunum var. Sevilay Saral’ın büyük itinayla yazdığı, benim 25 yaşında oynamaya başladığım, yani o güzel gençlik enerjimizle çıkardığımız bir oyun. Pınar adlı yine çok güzel bir kadın arkadaşımızın yaşam hikayesinden uyarladık. Benim açımdan tek kişilik oyun olması açısından da çok geliştirici olması bir yana, kanlı canlı bir kadının uyanışını, büyümesini ve başka serüvenler yaşamaya devam etmesini anlatması bakımından Alev karakteri benim için çok değerli.

Aslında Sevilay Saral ile çalıştığımız diğer tüm kadın oyunlarının benim için ve aynı zamanda topluluk için de çok dönüştürücü ve değiştirici olduğunu söyleyebilirim. Sevilay gibi çok iyi bir yazar dostumuz bizimle bilfiil çalışarak bu oyunları yazdı. Ayrıca Sevilay sahne üstü ile alışveriş içinde yazan ve oyuncuların da metin yazım sürecini şekillendirmesine izin veren ve bunu çok seven bir yazar. Dolayısıyla oyuncular olarak süreci şekillendirirken katılımımız bizim de o işi hücrelerimize kadar hissetmemizi sağlıyor.

Peki, biraz başa dönsek… “Oyuncu olacağım” fikri ilk nasıl ortaya çıktı, biraz anlatır mısınız?

Aysel Yıldırım- Liseye başladıktan sonra İstanbul’dan Adapazarı’na taşındık. Orada çok sıkılıyordum açıkçası. Boğaziçi Üniversitesi’nin ve Tiyatro Kulübü’nün adını lisedeyken duymaya başlamıştım. Ailem konservatuarı ziyaret etmeme bile izin vermediği için tiyatro yapmak bende neredeyse bir saplantı haline dönüşmüştü. Çünkü tiyatroyu çok seviyordum ve kendi kendime bir şeyler çiziktiriyor ve seyirci karşısına her fırsatta çıkıyordum. Sonunda hem onların istediği oldu hem de benim istediğim. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim Tercümanlık’a girdim ve hemen Tiyatro Kulübü’ne katıldım.

O yıl Kafkas Tebeşir Dairesi oynanıyordu Tiyatro Kulübü’nde. BGST ise başyapıtı diyebileceğimiz Fırtına’yı sahneliyordu. Büyüleyiciydi benim için. Tiyatro Kulübü’ne girdiğimde profesyonel olmayı düşünmüyordum. Daha sonra BGST’deki arkadaşların da teşviği ve desteğiyle profesyonel oyunculuğu düşünmeye ve bu yönde adım atmaya başladım. Sahneye ilk çıktığım oyun Mutfaktakiler oldu.

Kadın oyunlarını neden tercih ediyorsunuz? Kadının yaşadığımız toplumdaki sorunlarını ve karşılaştığı şiddeti sürekli gündemde tutmak mı amaçlanan?

Aysel Yıldırım- Bizim açımızdan bu mesele, kamuoyuna bir konuda mesaj vermenin çok ötesinde, gündelik hayatta iliklerimize kadar neyi hissettiğimizle ilgili. Baskı biçimlerinin en çok gençler ve kadınlar üzerinden şekillendirildiği bu dönemde bu sözü söylemek neredeyse yaşamsal. İktidar neredeyse direniş de oradadır; baktığınızda bu sene kitlesel olarak gerçekleştirilebilen ve engellenemeyen tek eylem 8 Mart Kadın Yürüyüşü oldu. Bunun bizdeki karşılığı da doğal olarak bu oluyor.

Kolektif çalışma ve üretme biçimiyle BGST geleneğinden gelen oyuncular sahne-gösteri dünyasında genellikle daha farklı bir çizgide duruyor. Bu geleneğin sizi besleyici yönleri neler oldu ve bu anlayışı sizden sonraki kuşağa aktarmak için neler yapıyorsunuz?

Aysel Yıldırım- Tiyatro dünyasında çok fazla ensemble kalmadığı bir dönemdeyiz. Bugün kaç tiyatro kumpanyası var diye saymaya kalksanız bir elin parmaklarını geçmeyecektir. İşlerimiz çoğunlukla kolektif yürüdüğü için bunun getirisi kadar yoruculuğu da var ama birlikte durmayı başarabilmek, böylesi yalnızlaştırıldığımız bir dönemde, bu işin kazanımını da katlayarak çoğaltıyor.

Biz bir oyun çıkardığımızda dekoru da kostümü de kendimiz yapıyoruz, çağırdığımız hamal abi ile beraber eşya taşıyoruz. Çünkü biz hakkaniyetin hakim olduğu başka bir dünyanın mümkün olduğuna, bir işi birlikte yapmanın ve o işte hem söz hem de sorumluluk sahibi olmanın mümkün olduğuna inanmak istiyoruz.

BGST bizim için bir okul. Tıpkı Boğaziçi gibi. Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’ndan mezunuz bu anlamda, tiyatro kulübünü de bir okul olarak kabul ediyoruz. Bu okullaşma BGST’de de devam etsin istiyoruz, kendimizi entelektüel olarak geliştirme yollarını burada arıyor, yazarlığı, oyunculuğu burada öğreniyoruz. Daha üst kuşaklarımızla kurduğumuz ve yol göstericilik anlamında bizim için önemli olan usta-çırak ilişkisi de bu gelenekte çok önemli ve değerli bir unsur.

BGST bugüne kadar, yani 1995 yılından bugüne, 23 oyun çıkarmış ve bu oyunların 19’u kendi metnimiz. Düşünün, ne kadar çok insan burada kalemini nasıl oynatacağını öğrenmiş… Ve bir devamlılık var. Bugün Zabel ile iki yazar ödülü aldık, bu da bu nedenle çok büyük mutluluk veriyor bize.

Genç oyuncu arkadaşlarımız çok iyi, çok umutluyum. Bizim de onlarla dirsek temasımız sürüyor. Yer yer bizden çok daha adanmış görüyorum genç arkadaşları. Zira mezuniyetten sonra iş, aile, geçim derdi gibi sıkıntılar sizi sınırlamaya başlarken, öğrencilikte böyle sınırlamalara maruz kalmıyorsunuz. Gerek sanatsal gerek politik angajmanlarınızda daha fazla hareket alanınız oluyor. Bizim en kıdemli, kurucu üyelerimiz bile gençlerle birlikte çalışma, onlara yol göstericilik yapıyorlar. Ben de sık sık genç arkadaşlarla çalışıyorum ve bunu sorumluluğum olarak kabul ediyorum.

Peki, bugün size örneğin bir diziden teklif gelse, tiyatro yerine beyaz ekranı tercih eder misiniz?

Aysel Yıldırım- Dizi piyasasına baktığınızda ve ortaya çıkan yapımları gördükçe bu koşullarda bunu yapmak istemediğimi düşünüyorum. Maalesef sinema sektöründe bile hareket alanı kısıtlanmış durumda. Ama hepsi oyunculuk, yani gönül verdiğimiz meslek sonuçta, yer almak isterim. Diğer yandan, en ideal koşullarda bile, bir dizi projesinde yer almamız tiyatro yapmamızın koşullarını zorlaştıracaksa yer almayalım diye bir prensibimiz var bizim. Bana da anlamlı geliyor bu ilke. Ama aramızda dizilerde yer alıp geçim sıkıntısını bir miktar çözen arkadaşlarımız da var elbette. Fakat tiyatro onların da benim de hayatımda her zaman merkezde yer alıyor.

BGST ile birlikte önümüzdeki dönem yeni projeleriniz neler olacak, biraz ipucu alabilir miyiz?

Aysel Yıldırım- Zabel’i önümüzdeki sezon da sahnelemeye devam edeceğiz, bu sezonda tek oyunumuz kaldı, 21 Mayıs’ta Moda Sahnesi’ndeyiz.

Önümüzdeki sezon başına ise ‘Artık Bir Davan Var adlı oyunu hazırlıyoruz. O projede ben yer almayacağım. Metni Cüneyt Yalaz ve İlker Yasin Keskin yazıyor. 2009’dan bu yana devam ettiğimiz dört oyunluk bir gençlik serimiz var. Tiyatronun ustaları Moliere, Shakespeare, Musahipzade Celal ve Lorca’yı anlattığımız ve tiyatro klasiklerini sahnelediğimiz çok güzel bir seri bu. Bu kapsamda kısa süre önce Danimarka’dan bir davet aldık ve Lorca’yı İngilizce olarak Danimarka’da sahneledik. Önümüzdeki sene bu oyunları oynamaya devam edeceğiz. Ben tek kişilik oyunumu oynamaya devam edeceğim. Bu sene Temmuz ayında BGST ve Kardeş Türküler olarak Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde bir buluşma etkinliği hazırlıyoruz. Ve son olarak seneye 8 Mart’a doğru bir kadın oyunumuz sahnede olacak. Şimdilik anons edebileceklerim bunlar.

 

Söyleşi: Özgür Duygu Durgun / Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan


Tarih: 15 Mayıs 2018