Boğaziçi Üniversitesi’nde Bir ‘’Ömür’’ Hoca…

Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nde 1972'den bu yana dersler veren Prof. Dr. Ömür Akyüz hoca için yapılan yorumların ortak noktası '‘Öğrencinin halinden anlayan’, öğrencileriyle diyaloğu ‘muhteşem’ olan, kelimenin tam anlamıyla ‘Ömür’’ bir hoca olduğu yönünde. Ömür Akyüz ile Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yıllarını, dünü ve bugünü konuştuk.

Lisans eğitimini (1963) İstanbul Üniversitesi Fizik ve Matematik Bölümü'nde, Yüksek Lisans eğitimini (1968)Worcester PI Fizik Bölümü'nde, doktorasını ise (1972) Brown Üniversitesi Fizik Bölümü'nde tamamlayan Prof. Dr. Ömür Akyüz, tam 46 yıl önce Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nde ders vermek üzere Boğaziçi’ne katıldı.

Ömür Akyüz hoca için Ekşi Sözlük’teki yorumların ortak noktası ‘Öğrencinin halinden anlayan’, öğrencileriyle diyaloğu ‘muhteşem’ olan, kelimenin tam anlamıyla ‘Ömür’’ bir hoca olduğu yönünde. Part-time öğretim üyesi olarak derslerine devam eden Prof. Dr. Ömür Akyüz ile Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yıllarını, dünü ve bugünü konuştuk.

 Ömür hocam Boğaziçi Üniversitesi’nin kapısından tam 46 sene önce girdiniz. Bize Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışmaya nasıl başladığınızı anlatır mısınız?

Doktoramı yurtdışında yaparken Robert Koleji Temel Bilimler Fakültesi ya da o zamanki adıyla School of Arts and Sciences dekanından bir mektup aldım. Dekan Türkiye’ye dönüp Robert Kolej’de ders verip veremeyeceğimi soruyordu.

Ben de kendisine ‘’Türkiye’ye dönersem ancak bir Türk kurumunda çalışırım’’ diye cevap yazdım. O da daha sonra, bana Milliyet gazetesinin yayın yönetmeni ve yazarı rahmetli Abdi İpekçi'nin Robert Koleji’nin Türkiye’ye katkıları ve önemini konu alan yazısını gönderdi. Ben yine ilke olarak Türk kurumunu tercih edeceğimi belirten bir cevap yazdım.

Derken doktoramı bitirirken artık Türkiye’ye dönmeye karar vermiştim ve Boğaziçi Üniversitesi’ne başvuruda bulundum. Birkaç yıl sonra o zamanki dekanımız rahmetli Hikmet Sebüktekin'le konuşurken o bana hafif gülerek bu eski yazışmaları gösterdi. Kısacası, bu kurumla ilk temasım böyle başladı…

Tercihinizi etkileyen, belirleyen önemli bir şey olmuş muydu o dönemde?

Bu tamamıyla ilkesel bir tercihti. Yurtdışına gittiğim zaman kesin olarak Türkiye’ye dönme kararıyla gitmiştim. Bir anı olarak size aktarabileceğim bu kurumla ilgili ilk ciddi anım ise şöyle;

İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciyken çok yakın bir arkadaşım Boğaziçi Üniversitesi’nde okumaya başladı. Bir ara orada onun evinde ziyaret ettiğimde odasında bir kitap gördüm. Tam kitabın yazarını ve adını hatırlamıyorum ama sanırım ‘’History of Civilizations’’ gibi bir kitaptı.

‘’Biz bunu derste okuyoruz’’ deyince o zaman öğrenci olarak başvurmamış olduğuma üzülmüştüm. Humanities dersi bu kurumun en önemli değerlerinden biridir. Bir ara tamamen kalktı. Şimdi yeniden başlamış sanıyorum. O ders ben Boğaziçi’ne geldiğimde verilmekteydi ve ofisim Albert Long Hall’de olduğu için dersin seslerini duyardım. Özellikle rahmetli Demir Demirgil'in sesi gelirdi. Demirgil ders verişiyle öğrencileri müthiş heyecanlandırırdı.

O halde Boğaziçi Üniversitesi’ne resmi olarak geliş tarihiniz 1970’lerin başı oldu.

1972 yılında, 1 Ekim'de başladım. 2001 yılında ise tamamıyla maddi gerekçeyle erken emekli olup 10 yıl da bir vakıf üniversitesinde çalıştım ama buradan hiç kopmadım. Ders vermeye devam ettim. Haftada üç saat dersim vardı, hep aynı dersleri verdim. Kendi yarattığım basit bir dersti fakat ofisim hep vardı.

Bu kurumun çok önemli bir özelliği de budur;

Ben emekliyim, haftada iki gün geliyorum ders vermeye ama hala bir ofisim var.  Birçok üniversite emekli hocalarının ofislerini ertesi gün boşaltıyor. Boğaziçi'nde çok güzel bir kadirşinaslık söz konusu…

Hocam, siz Fizik bölümünde dersler verdiniz ama meslek hayatınızın bir döneminde Eğitim Fakültesi Dekanlığınız da olmuş…

Görev yaptığım vakıf üniversitesinde (Yeditepe Üniversitesi) yedi yıl Eğitim Fakültesi Dekanlığı yaptım. İki yıl da Eczacılık Fakültesi dekanlığında bulundum.   Boğaziçi’nde ise lisans düzeyinde fizik derslerinin hemen hepsini ben verdim.

 1972’den bu yana farklı kuşaklar geldi geçti. Okulun da değişimine tanıklık ettiniz…

Evet, öğrencilerimin önemli bir kısmı profesör oldular. Hatta ilk öğrencilerim emekli bile olmaya başladı. Ben 1972'de başladım, 1980'de ciddi bir değişim oldu memlekette. Bize de dışarıdan bir rektör geldi, 10 yıl o rektörle çalıştık. Marifetli bir insandı, o apayrı. Fakat Boğaziçi Üniversitesi’nin kendine özgü bir havası vardır. Dışarıdan bir rektörün gelmesi ve yönetim şekli birçok arkadaşın üniversiteye olan yakınlığını zedeledi. Birçok arkadaşımız idareye, öğrencilerle olan ilişkilere daha çekingen katılmaya başladı.  

Bu arada, 1980’in hemen sonrasından bahsediyoruz. YÖK, örneğin üniversitelerin akademik gelişmesine çok büyük katkılar yapabilirdi. Hatta bir dönem çok güzel bir program yaptı YÖK. British Council'le ortak olarak İngiltere'deki sistemin benzerini burada oluşturmak için bir sistem kurmak istendi. Deneme olarak 13 üniversitenin 13 çok iyi bölümüne denetim yapılsın denildi ve değişik üniversitelerden komiteler kuruldu. En temel soru şuydu bu sistemde: Siz kurum olarak ne yapmak istiyorsunuz ve ne yaptınız?

Biz de gittik, seçilen üniversitelerde ne yapmak istediklerini ve yapılmış olanlarını kıyasladık, değerlendirme yaptık. Maalesef ertesi yıl bu uygulama kaldırıldı. Bazı üniversiteler tepki göstermişti. İstanbul Üniversitesi denetim komitesini kapıdan bile sokmamıştı. Bu devam edebilseydi üniversiteler bugün Türkiye'de bambaşka yönde gelişebilirdi.

Boğaziçi Üniversitesi’ne dönecek olursak ise, Fizik, Matematik ve Humanities derslerinin azaltılması yanlış bir tutum oldu. Çünkü bu dersler özellikle mühendislik için fizik ve matematik derslerini öğrenmeleri öğrencilerin mezun olduktan sonra kendi disiplinlerindeki ilerlemeler, yeniliklere ayak uydurmaları bakımından çok önemli. Bu çağda değişim çok daha hızlı oluyor. Okulun meslek derslerinin en az üçte birini kullanma imkânı artık bulamıyorlar çünkü onlar uygulamadan düştü. Akademik açıdan böyle bir gerileme olduğunu düşünüyorum. Ancak şimdilerde bu dersin canlandırılması yönünde adımlar olması çok olumlu bir gelişme… Biliyor musunuz, bu üniversitede yapılmakta olan en güzel şey bana göre Çarşamba konserleri. Bir başka güzel faaliyet ise Açık Dersler. Pek çok insana ulaşabiliyor. 

Hocam peki şimdiki öğrencileriniz olan Z kuşağına dair gözlemleriniz neler, aranız nasıl gençlerle?  

Çok kuvvetli değil diyaloğum maalesef. Tam gün görevli olup onlarla iç içe olmadığım için belki kısmen benim kusurum. Son yıllarda gözlemim şu yönde, bugünkü gençler çok rahat. İletişim biçimleri hoşuma gidiyor. Derste ufak bir hata yaptığımda veya bir şeyi anlamadıklarında hiç düşünmeden, tereddüt etmeden soruyorlar. Hatta sonuna kadar götürüyorlar. Bu çok hoşuma gidiyor. Ders dışı faaliyetlerini pek izleyemiyorum ama mesela bugün Quartet konserlerine geldim.

Son olarak, 46 yıllık hayatın içinden tarif etmeniz gerekirse Boğaziçi Üniversitesi için neler söylersiniz?

Ortalamasını aldığımda bile, yani biraz abartılı bir kelime ama basit olduğu için söylüyorum: Cennet. Her yönüyle cennet. Dediğim gibi, olumsuz yanları vardır ama ortalama aldığımda durum böyle.

Söyleşi: Özgür Duygu Durgun/ Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

Tarih: 20 Kasım 2018