Boğaziçi Üniversitesi’nden Türkiye’nin enerji politikalarına yön verecek araştırma

“Boğaziçi Üniversitesi Enerji Modelleme Sisteminin Geliştirilmesi ve Sera Gazı Salım Kısıtlamalarının Türkiye’ye Etkilerinin Araştırılmasına Yönelik Olarak BUEMS Türkiye Modelinin Kurulması ve Senaryo Analizi” başlıklı araştırma Türkiye’nin kısa ve uzun vadeli enerji-çevre planlama ve politikalarının oluşumuna destek sağlamayı amaçlıyor.

 BUEMS Türkiye Modellemesi, Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği (IAEE) ve Boğaziçi Üniversitesi Enerji Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) Başkanı ve Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu liderliğinde, Doç. Dr. Yıldız Arıkan (Altınbaş Üniversitesi), Prof. Dr. İlhan Or (Boğaziçi Üniversitesi), Dr. Öğr. Üyesi Kemal Sarıca (Işık Üniversitesi) ve Doç. Dr. Gönenç Yücel (Boğaziçi Üniversitesi) tarafından hazırlandı.

TÜBİTAK desteğiyle gerçekleştirilen ve üç yıllık bir çalışmanın ürünü olan Boğaziçi Üniversitesi Enerji Modelleme Sistemi (BUEMS) kapsamında bir veri tabanı oluşturularak BUEMS/Türkiye enerji modeli kuruldu. Model çerçevesinde karbon emisyonlarının kısıtlandığı ve karbon vergisinin tanımlandığı çeşitli senaryo analizleri gerçekleştirildi. Arayüz yazılımı yaptırılarak paket program haline getirildi, makroekonomik modül geliştirilerek entegre edildi; senaryoların gayrisafi yurtiçi hasıla ve enerji kaynaklarının kullanımlarına etkileri incelendi.

BUEMS'in modelleme altyapısı, ulusal enerji sektörünün kendine has karakteristikleri çerçevesinde enerji-çevre etkileşiminin gerçekçi ve detaylı incelenmesine katkı sağlamak üzere, "temelden zirveye" yaklaşımıyla sektörel ve teknolojik detay seviyesi yüksek bir model yapı olarak geliştirildi.

Geliştirilen sistemle elde edilecek sonuçların Türkiye'nin hem kısa, hem de uzun vadeli enerji-çevre planlama ve politikalarının oluşumuna destek sağlayacak nitelikte olması amaçlanıyor.

BUEMS ve BUEMS-Macro sonuçları raporunda enerji ve çevre politikalarında karar vericiler için önemli bulgular yer aldı. Bu bulgular içerisinde en önemli başlıklar şöyle:

  • Elektrik üretiminde emisyon kısıtı veya vergisi olmadığında ekonomik açıdan en cazip yakıt kömür olmakta, kömürün fiyat avantajı dolayısı ile yenilenebilir kaynak kullanımı sınırlı kalmaktadır. Fakat bu durum emisyon vergisi ve kısıtları altında değişmektedir.

  • Modelin referans senaryosunda elektrik üretimi için nükleer santral tercih edilmezken, karbon vergisi 50$ seviyesine eriştiğinde veya %25 düzeyinde emisyon azaltım sınırı konulduğunda, model, emisyon azaltımı için nükleer santral yatırımlarına başlamaktadır.

  • Kara yolu taşımacılığında elektrikli araçların devreye alınması sisteme 30$ ve üzeri karbon vergisi tanımlandığında gerçekleşmektedir. Havayolu taşımacılığında ise, 50$ ve üzeri karbon vergisi tanımlandığında, 2042 yılı ve sonrasında jet yakıtı yerine, az miktarda da olsa, hidrojen tüketilmesi öngörülmektedir.

  • Konut ve hizmet sektöründe, karbon vergisi altında, LPG ve ısınma amaçlı kömür tüketimi azalırken, doğal gaz tüketiminde artış gözlenmektedir.

  • 10$/ton karbon vergisinin emisyon hacminin azaltılmasına etkisi çok sınırlı (2012-2052 dönemi boyunca toplam emisyon salımının %1i mertebesinde) olmakta, vergi miktarı 20$/ton düzeyine yani iki katına çıkartıldığında azaltım miktarı 4.6 kat büyümektedir.

  • Karbon vergisi ve emisyon azaltım senaryolarının sonuçları enerji politikalarını yönlendirmeye yarayacak bir çok ipuçları içermektedir. Yukarıda özetlenen sonuçlara bakılarak örneğin 30-50 $/ton bandında bir vergi politikası ile10-20$ bandındaki bir politikanın yaratacağı ekonomik etkilerin farklı büyüklükleri ve elektrik üretiminde kaynak seçimlerinin nasıl değişeceği gibi çok önemli sorulara cevap elde edilebilmektedir. Bu nedenle BUEMS modeli politika analizleri için güvenle kullanılacak bir hesaplama çerçevesi oluşturmaktadır.

  • Model sonuçlarına göre 2022 yılında 62 milyar metrekübe ulaşması beklenen doğalgaz talebi %20’lik emisyon azaltım senaryosunda, elektrik sektöründe doğalgaz kullanımına ilişkin kısıtlamalara rağmen, diğer sektörlerde hızlı artış göstererek 67 milyar metreküp değerine ulaşmaktadır. Emisyon azaltımı senaryolarımızda özellikle kömür ve dizel yakıt kullanımı azalırken yenilenebilir enerji  ile birlikte doğalgaz görece ucuz ve temiz yakıt olarak öne çıkmaktadır. Model sonuçlarına göre CO2 azaltımının maliyeti ton başına 22-76 dolar arasında oluşurken doğalgaz fiyatlarına yüksek duyarlılık gözlenmektedir.

 

Yerli teknolojiyle geliştirilen Türkiye’ye özgü bir modelleme

Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu söz konusu çalışmanın Türkiye’deki en gelişmiş modelleme sistemi olduğuna dikkat çekti ve TÜBİTAK projesi olmasıyla birlikte aynı zamanda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından da desteklendiğini belirtti. Kumbaroğlu, ‘’Bu projenin önemi, daha önce kullandığımız yabancı modelleme sistemlerine olan bağımlılıktan ve bunların kısıtlılıklarından bizi kurtarıyor olması. Çünkü o kısıtlamalarla aslında AR-GE’ye imkân tanınmıyor, model geliştirme değil ancak model uygulama çalışması yapılabiliyor. Başkalarının geliştirdiği ticari programlarda model koduna açıkça erişip istediğimiz değişiklikleri yapamıyorduk. Burada teknoloji tamamen yerli; yani bizim tarafımızdan üniversite bünyesinde geliştirilmiş olan bir modelleme sistemi. Bundan sonra ise AR-GE kısmı başlıyor’’ dedi.

Boğaziçi Üniversitesi Enerji Modelleme Sisteminin Geliştirilmesi ve Sera Gazı Salım Kısıtlamalarının Türkiye’ye Etkilerinin Araştırılmasına Yönelik Olarak BUEMS Türkiye Modelinin Kurulması ve Senaryo Analizi” başlıklı projeyi ekipten yer alan uzmanlardan dinledik.

Türkiye için enerji modellemesi ülkemizin önümüzdeki dönemde daha çok kullanması gereken enerji kaynaklarında, yenilenebilir enerji konusunda ya da mevcut enerji politikalarında yapılması gereken revizyonlara dair neler söylüyor, bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?

Gürkan Kumbaroğlu- Bu çalışma ile öncelikle ülkemizin enerji akışlarını teknolojik detay seviyesi ve çözünürlüğü yüksek bir şekilde modelliyor ve bunların 2050 yılına kadar nasıl değişeceğine hassasbir projeksiyon ortaya çıkarıyoruz. En gerçekçi varsayımlar altında oluşturduğumuz projeksiyon referans senaryomuzu oluşturuyor. Referans senaryomuz Türkiye’nin enerji sektörüne yönelik yol haritasını mevcut politikalar, yatırım kararları ve öncelikler çerçevesinde çiziyor. Örneğin bizim modelimiz, normal şartlarda nükleer enerjiyi seçmiyor. Ama Akkuyu için alınmış bir karar var. Biz onun için oturup 2023’te ilk ünitesiyle devreye girmiş halde Akkuyu Nükleer Santrali’ni içeren bir yol haritası çiziyoruz. Yerli kömürlerin kullanmasına yönelik kararların hayata geçeceğini varsayıyoruz … Enerji sektöründe önceliklere yönelik politik yol haritasını koruyor; ondan sonra onun üzerine senaryo analizleri yapıyoruz. Bir referans senaryomuz, bir de emisyon kısıtlayıcı senaryolarımız var. Bunların getirdiği maliyetleri ve enerji sistemi üzerine etkilerini araştırıyoruz. Bu, Türkiye’deki en gelişmiş enerji modelleme sistemi.

İlhan Or: Birçok diğer sektörde olduğu gibi enerjide de temel mesele arz ve talebin dengelenmesi. Arz derken enerjinin üretiminden; talep derken de enerjinin kullanımından bahsediyoruz. Fakat, enerji alanında bunu komplike hale getiren bir takım faktörler var. Bir kere birçok enerji kaynağının -mesela elektriğin- anında kullanılması lazımdır. Siz talep ettiğiniz anda stoklanmış bir elektriği kullanmıyorsunuz. Elektrik o sırada üretiliyor. Bu bir komplikasyon yaratıyor. İkincisi de, enerjide arzı sunabilmek için yapabileceğiniz yatırımlar bazen uzun sürebiliyor. Mesela nükleer enerjinin planlamasından devreye girmesi toplamda 10-15 yıl gibi süreler alabiliyor. Böyle olunca bu işte arzın talebi karşılayacak düzeye gelmesi açısından çok iyi planlanması gerekiyor. Bizim modelimiz de buna yönelik bir model.

Arz-talep dengelemesi derken; enerji kaynaklarının (kömür, petrol, doğal gaz vb.) yer altından çıkarılması, taşınması, işlenmesi, dağıtım istasyonlarına getirilmesi gibi konular da bu işin içine giriyor. Bütün bunların olması lazım ki talep ondan sonra bunları kullanabilsin. Model bunları yapmakta. Tabii, her aşamada bir yatırım istiyor bu. Gerek kömürü çıkartmak, gerek rafine etmek, dağıtmak veya petrolü rafine etmek, dağıtmak her aşamada yatırım istiyor. Bu yatırım için finansal kaynaklar lazım. Bunun yanı sıra yatırım süresini de göz önüne almak gerek; hemen elde edemiyorsunuz. Dolayısı ile,, uzun vadeli bir planlama çerçevesinde, ne zaman/hangi mali kaynakları kullanarak, hangi enerji üretim tesislerine yatırım yapılmalı, bunlar birbirine nasıl bağlanmalı; nasıl dengelenmeli, talep ne şekilde tahmin edilmeli... Konuştuğumuz model, bütün bu planlamayı yapan yerli bir model. Bu dünyada ilk kez yapılmıyor. Bunu yapan uluslararası birçok modelleme sistemleri de var.

Burada “Yerli ve milli” konsepti de önemli. Çünkü bu modelin birtakım mekanizmalarını ayarlayabilmeniz lazım ki sizin için en uygun dengeyi kursun veya en uygun modellemeyi ortaya çıkarabilsin. Yani gerçeği yansıtabilmesi lazım. Uluslararası paketleri aldığınız vakit birtakım detaylara hâkim olmuyorsunuz ve değiştirmeye de izin vermiyorlar. Ama modeli kendiniz ürettiğiniz durumda her türlü değişikliği yapabiliyorsunuz. Biz de bunu yaptık. Bu model, her şeyiyle bizim. İstediğimiz değişiklikleri istediğimiz şekilde yapabiliyoruz. Ondan sonra da bu yapıyı kullanarak arz ve talebi dengeleyecek şekilde kurgulayabiliyoruz.

Bu anlamda 2050’ye kadar Türkiye’nin enerji politikasının nasıl bir çizgi içerisinde olması gerektiğini ortaya koymuş oluyorsunuz. Peki raporda somut önerileriniz neler oldu?

İlhan Or- Yapacağınız öneriler kullandığınız senaryoya çok bağlı. Biz şu ana kadar modelin yapısından bahsettik. Ancak bu modelin bu şekilde çalışmasını sağlayabilecek bir veri seti gerekiyor. Sonuç olarak geçmiş senedeki veya hemen önümüzdeki senelerdeki duruma bakmıyorsunuz. 20-30-40 yıl sonrasına bakıyorsunuz. Haliyle, o planlama süreci içerisindeki varsayımlarınız çok önemli. Bu varsayımlar GSMH’nin artış hızı gibi bir faktörü dikkate alabilir, doğal gaz fiyatlarının değişmesi gibi bir fiyat faktörü, rüzgâr enerjisi teknolojisinin, güneş enerjisi teknolojisinin gelişmesi; hatta hidrojen enerjisinin yerleşip gelişmesi gibi faktörleri dikkate alabilir. Bunlar hakkında varsayımlar yapmak durumundasınız. Bu varsayımlar çerçevesinde model sonuçları 10, 20, 30, 40 yıllık planlama dönemleri için üretiyor. Mesela, bir senaryoda, kömür fiyatının düşük; ancak petrol fiyatının yüksek olması ve yenilenebilir enerjinin fiyatlarının yüksek kalması ele alınabilir. Buna göre bir netice elde edebilirsiniz. Ama bir başka senaryoda, doğal gaz fiyatının önümüzdeki 30-40 yıl içerisinde düşeceği; öte yandan yenilebilir teknoloji fiyatlarının ucuzlayacağını işleyebilirsiniz. Bu arada bir de kısıtlar kavramı var. Siz hiçbir kısıt koymadan bu sistemin nereye gittiğini öğrenebileceğiniz gibi, 5 ila 20 yıl içerisinde yenilebilir enerjinin payının %30 seviyesine gelmesini istiyorum diyebilirsiniz. Veya sera gazlarının salınımın şu andaki düzeyin %20 altında olmasını istiyorum diyebilirsiniz. Başka bir yaklaşım olarak da, sera gazı üretimine açık açık sınır koymak yerine, sera gazı üreten bütün sanayi kuruluşlarına veya konutlara vergi getirebilirsiniz. Tüm bunların altında sonuçlar üretebiliyorsunuz.

Gürkan Kumbaroğlu: Herhangi bir kısıt veya vergi olmadığı takdirde uygulama nükleere normalde yönelmiyor, biraz önce belirttiğim gibi. Ama %25’lik emisyon azaltma kısıtı koyduğunuzda, uygulama nükleer santral yatırımına başlıyor. Veya 50 dolar karbon vergisi koyduğunuzda nükleer santral yatırımına yine başlıyor. Bunları sonuç olarak gördük. Benzer şekilde karayolu taşımacılığında 30 dolarlık bir karbon vergisi tanımlandığı durumda, elektrikli araçlar devreye alınmaya başlıyor. Bizim uluslararası yükümlülük olarak 2030 yılında sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre %21 azaltma hedefimiz var. Bunların enerji sistemine etkisini ve maliyetini modelleme sistemimizle sektörel olarak analiz edebiliyoruz. Örneğin konut-hizmet sektöründe karbon vergisi altında LPG ve ısınma amaçlı kömür tüketiminde ciddi azalma görüyoruz. Doğal gaz tüketiminde artış görüyoruz.

Yıldız Arıkan: Anlatıldığı üzere bu modellerle senaryolar yapıp, belli bir referans durumuna göre hangi yönde değişiklikler meydana geldiğini ölçebiliyorsunuz. Bizim modelimiz, enerji-ekonomi-çevre ilişkilerinin birbirleriyle olan çift yönlü etkileşimlerini işin içine alabiliyor. Yani biz, emisyonlara kısıt getirdiğimiz takdirde ekonomik büyümeden ne kadar kayıp meydana gelebileceğine dair ölçüm yapabiliyoruz. Veya bir vergi konulduğunda, ya da 2023 yılından itibaren nükleer enerji boyutunu işin içine kattığımızda hem emisyonların ne kadar değiştiğini görebiliyoruz, hem ekonomik büyümeden –varsa- ne kadar taviz verileceğini öngörebiliyoruz, hem de tüm enerji arzının kompozisyonun nasıl değiştiğini izleyebiliyoruz. Nükleer olduğu zaman doğrudan emisyonlar azaldığı için, yenilebilir enerji kaynaklarına gereksinim azalıyor. Peki ne kadar azalır? Bunların yüzde olarak değişimlerini bir başvuru durumuna göre ölçebiliyoruz. Bizim geliştirdiğimiz “yerli ve milli” modelimizin en önemli tarafı, bunu yapabiliyor olmasının yanı sıra bunu yapabilen, ancak içerisinde düzenleme yapamadığınız yabancı modellere karşı da bir farklılık oluşturması… Kendi verilerimizi kullanarak kendi öznel enerji sistemimize ilişkin durumu yansıtma fırsatı bulabiliyoruz. Mevcut kapasitemizin ne olabileceğini görebiliyoruz. Bunun yanında aynı zamanda politika yapıcıların öngörülerini test etme şansı da buluyoruz. Ama ondan öte kendi istediğimiz her türlü senaryoyu da ortaya çıkarabiliyoruz.

Gürkan Kumbaroğlu: Politika yapıcıların öngörülerini test edebilmek ve yatırım kararlarını rasyonel temellere oturtmak çok önemli. Geliştirdiğimiz modelleme sistemi hem kamunun hemde özel sektörün kararlarını sağlam temellere dayandırabilmelerine olanak sağlamakta.  Örneğin 30 dolar karbon vergisi konulduğu takdirde hangi teknolojilerin devreye girip hangilerinin girmediğini görebiliyoruz. BUEMS ile enerji sektöründe bir nevi sihirli küremiz var artık. Bilimsel dayanağı olan böyle bir çalışma yapılmadan bunların öngörülmesi mümkün değil; dolayısı ile, karar vericilerin kendi başına karar vermesi doğru değil. Karara verici kamu ise serbest piyasa ekonomisinin dinamiklerine zarar verme riski yüksek olur... karar verici özel sektör ise yatırımların zarar etme riski yüksek olur.  Dolayısıyla, bu modeller karar vericiye yol gösteriyor. Ama karar vericinin bu noktadan hareketle yapması gereken, 30 dolarlık veya 50 dolarlık bir karbon vergisi getirip getirmeyeceğine bakması mesela… Şu anda sadece Türkiye’de değil, Avrupa ülkeleri de dâhil dünyanın çeşitli ülkelerinde, birilerinin yukarıdan bir şeyleri empoze etmesiyle enerji sektörünü yönlendirmesi sonucu enerji sektöründe yatırımlar idare edilmeye çalışılıyor. Hâlbuki iktisadi araçlar kullanılsa farklı sonuçlar alınabilir. Nihayetinde amaç karbon yoğunluğunu düşürmek değil mi? Bunu da en ekonomik yöntemlerle hayata geçirmek istiyorsunuz. Üretimde, arzda sürekliliği yok etmeden; minimum maliyetle bu işin altından kalkılmak isteniyor. Bu model onun nasıl yapılabileceğini gösteriyor.

Kemal Sarıca: Bir karar alındığı zaman, kararın maliyetinin ne olduğu hakkında Türkiye’de kimsenin bilgisi yok. Mesela yenilenebilir enerjinin desteklenmesi yasası çıktı. Bunun ne kadar emisyon azaltacağı, bu emisyonun azaltılması durumunda ekonomiye maliyetinin ne olacağı, bunun nasıl bir ekonomik etkisi olacağı hakkında herhangi bir yayın veya analiz okudunuz mu? Okumadınız. Gürkan Hoca’nın söylediği de tam burada aslında. Siz böyle bir politika ortaya koyuyorsunuz; ama o politikanın enerji sistemi üzerindekini maliyetini, hangi sektörlerin bunun altında ezileceğini, kimin bundan kârlı çakacağını analiz etmiyorsunuz. Haliyle alınan kararlar çok acı verici olabiliyor. Şu anda yaşanan o.

Örneğin görüyorsunuzdur, endüstride büyük tüketicilerin üzerine %25 civarında ekstra maliyetlendirilmiş faturalar gelmeye başladı. Ve bu daha aşağı seviyeye indikçe de büyüyecek. Herkesin canı acımaya başlayacak. Bu, yapılan işin en başta planlanmadığını gösteriyor. Bu modelin de burada büyük bir boşluğu doldurduğunu söylemek istiyoruz aslında. Modelin yapısını kullanarak kısa veya uzun vadede maliyet de hesaplayarak neler olabileceğini öngörebiliyoruz çünkü… Detaylı analiz yapabildiğimiz bizim ürettiğimiz bir model ortaya koyuyoruz ve bence esas olarak işin katma değeri de burada. Daha sonraki iş, karar vericilerin bu model veya bu model benzeri modelleri kullanarak gerçekten rasyonel kararlar vermesi yolunda adım atılması… Buradaki amacımız bu.

Gürkan Kumbaroğlu: Sonuçta enerji politikaları üzerine alınan kararlar iş dünyasını, maliyetleri ve rekabetçiliği doğrudan etkiliyor. İş dünyası da yatırım kararlarını ilerisini görerek alabilmeli. Bir anda karbon vergisi geldiği takdirde nelerle karşılaşabileceğini, yarın öbür gün siyasi tercihler ve politikalar değiştiğinde neler yaşanabileceğini öngörebilmeli. Sonuçta yüksek yatırım maliyetlerinden bahsediyoruz ve olası tüm senaryoların çalışılarak riskin minimize edilmesi önemli.

Kemal Sarıca: Örneğin Amerika’da yapılan enerji outlook’ları var. Her sene yayınlanır. Onlar da bunun gibi, Amerikan hükümetinin altında çalışan kocaman bir model üretir. Sonuçları her sene paylaşırlar. Fiyat öngörülerini, teşvikleri vs. detaylı olarak herkesle paylaşır ve yatırım ortamını iyileştirmeye çalışırlar. Burada bizim açımızdan ufak tefek değil; çok büyük bir alanın eksik olarak durduğunu ve bunun başlangıcı için bu modelin bir kilometre taşı teşkil ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Biraz daha verilerle konuşmamız iyi olabilir belki bu noktada. Bahsettiğiniz çerçeve gerçekten çok önemli. Önerileriniz somut anlamda nerelerde öne çıkıyor?

Kemal Sarıca: Ekonomik verimlilik olarak en önemli politika aracı emisyon vergisidir veya emisyon ticareti sistemidir. Karar vericiler genellikle tüm dünyada bunun vergi olarak kabul edilip adlandırılmasını pek tercih etmezler. Politikacıların karar süreçlerine dahil olmadan ortaya koyduğumuz önerilerin hepsi ortada kalacaktır. Bu nedenle bu alanda tüm dünyada olduğu gibi, politikacılarla (karar vericilerle) uzmanların birlikte çalışması lazım.

Yıldız Arıkan: Bugün elimizdeki verilerle A senaryosu ortaya çıkabilir ama yarın petrol fiyatları değişebilir ve senaryo değişebilir. Veya milli gelirin yüzde 3 artacağını ve bu çerçevede neler olacağını çalışmak isteyebiliriz. Bu bir çerçeve model olduğu için modele tutarlı veriler girerek ortaya çıkan sonuçları  inceleyebilirsiniz, ancak başka verilerle başka sonuçlar alınması da mümkündür.

İlhan Or: Veriler – girdiler konusu sektördeki herkese bazı görevler getiriyor. Biz bu modelle 20-30-40 yıl sonrasını görmeye çalışıyoruz ancak bu dönem içerisinde bizim birtakım parametrelerle ilgili tahminler yapmamız lazım. Doğalgaz fiyatları, elektrik fiyatları dedik ama aynı zamanda teknolojinin de gelişmesiyle değişen yatırım maiyetleri konusunu da irdelemek gerekiyor. Örneğin bir hidrojen teknolojisinde, nükleer teknolojisinde fiyatlarda düşüşler göreceğiz. Bunların çok iyi tahmin edilmesi lazım. Siz fiyat-verimlilik tahminini düzgün yapmazsanız bu modelden sağlıklı netice elde edemezsiniz. Bu yüzden bu veri yapısını Türkiye’de çok iyi oturtmamız lazım. Bunun için devlete de, özel sektöre de, üniversitelere de önemli roller düşüyor. Biz BUEMS veri datasını değişik kaynaklardan elde ettik, öncelikle devlet kaynaklarından İstatistik Enstitüsü, Enerji Bakanlığı’ndan verileri kullandık, yurtdışından kaynaklar, geleceğin teknolojileri konusunda tahminler aldık kullandık ve muazzam bir veri seti oluşturduk. Bu verilerin mutlaka sürekli güncellenmesi lazım. Öte yandan eskiden merkezi sistemde bu tür verilere çok daha kolay ulaşılıyordu, şimdi rekabetçi piyasa sisteminde herkes kendi verisine biraz daha sarılmaya başladı. Enerji teknolojisinin fiyatı şimdi sır olabiliyor. Rüzgar veya güneş teknolojisindeki fiyatların gittiği yerleri kolay kolay alamayabiliyorsunuz. Veri son derece önemli, mümkün olduğunda kaliteli olması lazım ve sürekli güncellenmesi lazım e burada herkese rol düşüyor.

Boğaziçi Üniversitesi enerji modelleme sistemi üzerine uzun zamandır çalışıyor

Gürkan Kumbaroğlu: Öte yandan know -how olarak baktığınızda Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde bu çalışmaların tarihi son üç yıla değil, yaklaşık 40 yıla uzanıyor. Rahmetli İbrahim Kavrakoğlu hocamız döneminde 1979 yılında yapılan Türkiye Enerji Modelleme Sistemi (BÜTEMS) bundan tam 41 yıl önce Türkiye’nin resmi raporu olarak Dünya Enerji Kongresinde sunuldu.

Bundan 41 yıl sonra biz BUEMS projesiyle çıkıyoruz. BUEMS modelinin en önemli avantajlarından biri daha önce kullandığımız yabancı kaynaklı enerji modelleme sistemlerine bağımlılıktan ve kısıtlarından bizi kurtarması. Öncesinde de Boğaziçi Üniversitesi’nin bu alandaki çalışmaları arasında bakanlıklar ile yapılan çalışmalar, Kalkınma Bakanlığına, Çevre Bakanlığına kurulma modelleme sistemleri var. Bu modelleme sistemlerinin sonuçlarının İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu’nda ele alındığını, en üst düzeyde değerlendirildiğini biliyoruz. Dolayısıyla üniversitemiz bünyesinde bu alanda çok uzun süredir önemli bir bilgi birikimi oluşmuş durumda. 2050’ye kadar 30-40 yıllık bu periyoda sanayicisinden kamu yöneticisine herkes daha uzun vadeli bakmalı.

Söyleşi: Özgür Duygu Durgun /Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

Tarih: 16 Temmuz 2018