Boğaziçi’nde bir sihirbaz!

Albert Long Hall camlarının içinden geçerek yürümek, Temel Bilimler Binası’nı (Anderson Hall) bir an yok edip geri getirmek ve daha nice akla hayale sığmayan fikirleriyle Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Çağatay Yılmazoğlu bir çocukluk hayalinin peşinden giderek zengin düş gücünü sihirbazlıkla birleştiriyor…

Boğaziçi Üniversitesi’nde Kimya ve Kimya Mühendisliği bölümü üçüncü sınıfta olan Çağatay hobi olarak başladığı sihirbazlığı sahnelere de taşıyan bir profesyonel! Sihirbazlığın farklı sanat dallarından beslenen apayrı bir sanat olduğunu söyleyen Çağatay gösterilerinde sahne sanatlarını müzikle ve özgün hikâyelerle birleştiriyor. 2017 yılında düzenlenen İstanbul Uluslararası Sihirbazlık Festivali’nde birincilik elde eden Çağatay,  10 Kasım tarihinde Slovenya’da düzenlenecek olan ve dünyadan pek çok sihirbazın da katılacağı uluslararası bir yarışma olan Magibor’da Türkiye’yi temsil edecek.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Çağatay Yılmazoğlu. Boğaziçi Üniversitesi Kimya bölümündeyim ve Kimya Mühendisliği ile çift anadal yapıyorum. 2015 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ne girdim. 22 yaşındayım ve yaklaşık 11 yıldır sihirbazlıkla ilgileniyorum.

Nasıl başladınız sihirbazlığa?

Yaklaşık 11 sene kadar önce izlediğim Cem Yılmaz’ın Hokkabaz filminin ardından küçük sihir numaralarıyla başladım. Ailemde veya çevremde sihir sanatıyla uğraşan kimse olmadığı için ilerlemek aslında zor olmadı diyemem. O zaman henüz 12 yaşındaydım, öğretmenlerimin de teşvikiyle sihir malzemeleri satın aldım ve okulda gösteriler yaptım. Zamanla kendimi geliştirdikçe, lise yıllarımda, Türkiye’nin bazı büyük otellerinde sahne almaya başladım. Üniversiteye başladıktan sonra da kariyerimin ilk yarışmasına 2017 Eylül’de İstanbul’da katıldım: İstanbul Uluslararası Sihirbazlık Festivali. Bu festivale uzun zaman boyunca gecemi gündüzüme katarak hazırlandım, sonucunda da katıldığım ilk yarışmadan “Sahne Sihirbazlığı” kategorisinde birincilikle ayrıldım.

Sihirden sanat olarak bahsediyorsunuz. Nedir sizin için sihirbazlığı sanat yapan?

Sihirbazlık, müzik ve sahne sanatlarını, tiyatro oyunculuğunu birleştiren bir faaliyet. Sanatların birleşimini de sanat olarak kabul etmek gerektiğine inanıyorum. Sihirbazlıktan uluslararası alanda da sanat diye bahsedilir zaten. Sahneye çıktığımızda bir hikâye anlatmamız, bunu mimiklerimiz ve vücudumuzla, genelde konuşmadan seyirciye aktarmamız gerekir.

Kimlerden etkilendiniz en çok bu alanda?

Etkilendiğim sihirbazlar arasında Oğuz Engin, Lance Burton, Jean Pierre Vallerino, Fred Kaps bulunuyor.

Başka büyük çaplı hedefleriniz var mı yakın zaman içerisinde tamamlamak istediğiniz?

Her dört yılda bir sihirbazlık camiasında dünya çapında bir yarışma düzenlenir, bir nevi sihirbazlık olimpiyatları denilebilir, FISM. Bu olimpiyatlara yalnızca dünyanın en başarılı sihirbazları davet edilir. En büyük hedeflerimden biri bu yarışmaya davet edilmek ve kazanmak. Önümüzdeki ay ise, 9-12 Kasım arasında, Slovenya’nın Maribor kentinde oldukça prestijli bir sihirbazlık yarışması düzenlenecek, Magibor. Bu yarışma bir nevi bahsettiğim olimpiyatların önayağı olacak. Magibor’a Türkiye’den davet edilen tek yarışmacı olduğum için çok heyecanlıyım. Bunun dışında okulda yapmak istediğim bazı şeyler de var, örneğin Kilyos’ta denizde yürümek, Albert Long Hall’un camlarının içinden geçmek, Anderson Hall yani Fen Edebiyat Binası’nı yok etmek gibi.

Binanın tamamını yok mu edeceksiniz, nasıl olacak bu peki?

Daha önce David Copperfield ABD’de Özgürlük Anıtı’nı yok etmişti, ona benzer bir gösteri olacak. Optik illüzyonlar ve çeşitli prodüksiyonlar kullanarak binayı yok edebilirim. İnsanlar binanın yerinin boş bir toprak parçası olduğunu da görebilir ve sonra binayı geri getirebilirim. Şu an için tek ihtiyacım maddi destek. Bu oldukça büyük bir prodüksiyon olduğu için maddi desteğe ihtiyacım var.

Türkiye’de bu alanda çalışan başka insanlar, sihirbazlığı destekleyen ve sponsor olmak isteyen oluşumlar yok mu?

Sihirbazlık sanatı çok fazla dala ayrılıyor. Ben sihirbazlığın manipülasyon dalıyla ilgileniyorum. Bu dalda konuşma olmadan, olabildiğince az hileli malzeme kullanarak, el çabukluğu ve optik illüzyonlarla sihirbazlık yapıyoruz. Ancak bu dal diğerlerine kıyasla daha zor olduğu için Türkiye’de çok bilinmiyor, bu dalı icra edenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Diğer bazı ülkelerde sihirbazlık federasyonları, kulüpleri bulunuyor fakat Türkiye’de bu maalesef henüz istenen seviyede değil.

Daha önce sergilediğiniz gösterilerde nasıl temalar vardı? Slovenya’da katılacağınız Magibor’da farklı bir tema işleyecek misiniz?

İstanbul Uluslararası Sihirbazlık Festivali’nde dört mevsimi anlatan tematik bir sihirbazlık oyunu sergiledim. Kart ve top kullanarak ilkbaharda rengârenk çiçeklerin açması, sonbaharda bu çiçeklerin solması ve yaprakların dökülmesini tasvir ettim. Diğer tüm sanatlarda olduğu gibi, sihirbazlıkta da sihirbazın her yeni gösterisinde öncekinin üzerine bir şeyler koyması gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden Magibor’da da benzer ancak daha zor ve daha güzel bir oyun düzenleyeceğim.

Kimya mühendisliği ve kimya eğitimi görüyorsunuz. Sihirbazlık ise bambaşka bir alan.  Peki, ileride ne yapmayı planlıyorsunuz?

Sihirbazlıkta da aslında kimya ve fizik gibi pozitif bilimlerden yararlanıyoruz, o yüzden o kadar da alakasız değiller. Örneğin bina yok ederken fizik ve kimya bilimlerinden yararlanmam gerekiyor. Kimya benim için çok büyük bir aşk aslında, bu yüzden vazgeçemeyeceğim şeyler arasında. Fakat sihirbazlığı da bir o kadar çok seviyorum. Eğer ileride sihirbazlıkla geçimimi sağlayabilecek durumda olursam, sihirbazlığı tercih ederim ancak kimya yine de içimde bir aşk olarak kalır.

Bu alanda neler tasarlıyorsunuz, yakın vade için başka projeleriniz var mı?

Okul içerisinde her ay düzenli olarak yaklaşık bir saat sürecek etkinlikler düzenlemek istiyorum “Sihirli bir Gece” adı altında. İlk etapta manipülasyon gösterileriyle başlayıp daha sonra seyircilerle iletişim kurarak yapacağım gösterileri sergilemeyi çok isterim.

 

Söyleşi ve Fotoğraflar: Özgür Duygu Durgun /Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 08 Kasım 2018