Boğaziçi’nde ‘’Hum by Night’’…

Boğaziçi Üniversitesi, modern dünyanın önemli konularını beşeri bilimler perspektifiyle inceleyen gelenekselleşmiş ‘Humanities’ dersini, ‘Humanities by Night’ (HUM by Night) ismiyle mezunların ve Boğaziçi dostlarının katılımıyla gerçekleşen bir etkinliğe dönüştürdü. HUM by Night etkinliklerinin ilkinde, 27 Şubat tarihinde ‘evlilik’ teması farklı açılardan masaya yatırıldı.

‘Hum by Night’ etkinliğinde açılış konuşmasını Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölümü’nden Dr. Emine Fişek yaptı. Humanities derslerini “Bir sene boyunca süren; Mezapotamya’dan başlayıp Blade Runner’a kadar varan entelektüel ve düşünsel bir insan uygarlığı dersi” olarak tanımlayan Fişek, dersin tarihinin 1957 yılına kadar geri götürülebileceğini ve Robert Kolej’in ‘Liberal Arts’ perspektifinin bir parçası olarak görülebileceğini vurguladı.

2007 yılındaki bağışlarla HUM 101 ve 102 derslerinin yeniden açıldığını ve 550-600 öğrencinin dönemlik katılımıyla sürdüğünü belirten Fişek, “Dersin amacı farklı disiplinler arasında ortak bir dil geliştirerek özgürlükçü etik değerlere sahip, eleştirel ve analitik düşünebilen öğrenci kitleleri yaratmak” dedi. Dersin içeriğinin öğretim üyelerinin ilgi alanlarına göre şekillendiğini ve statik bir yapısı olmadığını aktaran Fişek, “Hum by Night’ın amacı da bu noktada farkındalık yaratmak ve dersin değerlerini unutturmamak” ifadelerini kullandı.

Yoğun katılıma sahne olan etkinlikte, geçmişten günümüze evlilik konusu, ders anlatımları ile katılımcıların yorum ve sorularıyla çeşitlenerek tartışıldı. Evliliğin durağan ve evrensel bir karakterinin olmadığının vurgulandığı etkinlikte, evlilik kavramı kurumsal açıdan kimlerin dahliyle gerçekleştiği, dayanakları, kurumun alternatifinin olup olmadığı yönünden tartışılırken; toplumu da söz konusu eden bir açıdan ele alındı.

Etkinliğin ilk konuşmasını Humanities Programı Koordinatörü Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Patrica Lawler yaptı. Evlilik kavramını Thomas Hobbes’un modern devlet ile yurttaşlar veya tebaa arasında kurulan ‘itaat-korunma (obey-protection)’ ilişkisini açıklamak için kullandığı “Leviathan” teorisi içinde tartışan Lawler, bu bağlamda modern devletin egemenliğine verilen rızaya dayanan “toplum sözleşmesi” kavramını da evlilik kurumu ile bağlantılı olarak değerlendirdi. Hobbes’un Amazon kadınlarını gözeterek “Kadınların mutlaka fiziksel veya entelektüel olarak zayıf olan cinsiyet” olmadığını söylediğini aktaran Lawler, evliliğin doğada bulunmadığını, dolayısıyla tıpkı “toplum sözleşmesi” gibi bir sözleşme akdine dayandığını belirtti. Sigmund Freud’un ‘Ödipal Kompleks’ olarak adlandırdığı ve çocuk ile ebeveynler arasındaki çatışma-özenme ilişkisine odaklanan teorisini kullanarak evliliği ‘Ödipal Sözleşme’ olarak tanımlayan Lawler, klasik ve muhafazakâr anlamda evliliğin de babaya rıza ile verilen egemenlik karşılığında alınan fiziksel ve ekonomik korunma içinde görülebileceğinin altını çizdi.

Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatı öğretim üyesi Dr. Başak Demirhan ise Charlotte Bronte’un Jane Eyre (1847) isimli romanı üzerinden 19. yüzyılda İngiltere’deki evlilik algısını “toplumsal sözleşme” ve toplumsal cinsiyet teorileriyle birlikte ele aldı. 19. yüzyıl İngiltere romanlarının bir özelliği olarak roman karakterlerinin kitap sonunda evlendiğini, ancak evlilik hayatının hiç resmedilmediğini belirten Demirhan; bu romanlarda erkek egemenliğin klasik sembollerinin çok yoğun kullanıldığının altını çizdi. 1800’lü yıllarda evlilik ile birlikte kadınların mülkiyet hakkının kocaya geçtiği, erkeğin kamusal alanda ailenin temsilcisi olarak aile adına oy verdiğini ve bu anlamda evliliğin ‘ataerkil bir sözleşme’ olarak yorumlanabileceğini aktaran Demirhan, “Ancak bu yüzyıl aynı zamanda kadın hakları için Aydınlanma perspektifinden faydalanılarak mücadele edilmeye başlanan bir dönemi ifade ediyor. Kadınların oy kullanabilmesi için ilk başvuru bu dönemde yapılıyor,” dedi.

Etkinliğin son konuşmasını ise Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi ve Humanities koordinatörü Dr. Leyla Kayhan Elbirlik yaptı. Osmanlı döneminde evlilik ve boşanmayı irdeleyen Elbirlik, Osmanlı döneminde evlilikler için genellikle kadı kaydı tutulmadığını, ancak boşanmalar için bu kayıtların tutulduğunu belirtti. Osmanlı döneminde erken yaşta evliliğin yaygın olmasına karşın çok eşliliğin sanıldığı kadar yaygın olmadığını söyleyen Elbirlik, çok eşliliğin tüm nüfusa oranının %3’e ulaşmadığının ve sosyo-ekonomik duruma göre dağılımın farklılık göstermediğinin altını çizdi. Erken yaşta evliliğin yasaklanmasının ve nikâh akitlerinin kaydedilmeye başlanmasının 1917’de yasalaştığını belirten Elbirlik, evliliğin Osmanlı’da daha ekonomik bir mesele olarak ele alındığını söyledi.

Humanities programına bağış yoluyla destek amacıyla gerçekleştirilen HUM by Night serisinin diğer buluşmalarında dünyanın ve insanın gündemindeki çevre, göç, adalet, bilimsel düşünce gibi kavramlar ele alınacak.


Haber: Sinan Cem Deveci / Kurumsal İletişim Ofisi - Fotoğraflar: Kenan Özcan

Tarih: 02 Mart 2018