Çevreye duyarlı nesiller için şehirde tarım

Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının dikey tarım projesi Accenture ve EXPO 2020 Dubai iş birliğiyle Avrupa ve Asya’dan 8 ülkenin eş zamanlı katılımıyla düzenlenen ilk uluslararası hackathon yarışmasının birincisi oldu.

Accenture Digital Hackathon – Connected Edition 26-27 Kasım 2016 tarihlerinde 8 ülkenin eş zamanlı katılımıyla düzenlendi. Yarışmanın birincisi Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri 2015 mezunlarından Bahadır Efeoğlu, Cem Öztürk, Demirhan Aydın, Sercan Esen ve Burak Sönmez’in oluşturduğu Portakal Takımı oldu. Portakal takımı, ayrıca projesini EXPO 2020 Dubai organizasyon komitesine sunma fırsatı elde etti.

Projenin ayrıntılarını, yarışma sürecini ve projenin bir girişimciliğe dönüşüp dönüşmeyeceğini mezunlarımızla konuştuk.

Öncelikle yarışma sürecinden bahsedebilir misiniz?

Cem Öztürk: Accenture Digital Hackathon, danışmanlık firması Accenture tarafından bu sene ilk kez 8 ülkeden yaklaşık 65 takım ve 400 kişinin katılımıyla düzenlendi. Roma, Londra, Madrid, Amsterdam, Dortmund, Prag, Dubai ve İstanbul’da eş zamanlı olarak düzenlenen yarışmada ekiplerin hedefi 24 saat içerisinde verilen temalara uygun teknolojik bir ürün geliştirmekti. İstanbul ayağında Odtü, Boğaziçi, İtü, Bilkent takımlarının bulunduğu yarışmada öncelikle her ülkedeki takımlar kendi aralarında yarışıp ülke birincilerini çıkarttılar, sonrasında ise ülke birincileri global birincilik için projelerini diğer ülke jürilerine sundular. Türkiye birincisi Portakal ekibi olarak ülkemizi globalde de temsil ettik ve birinci olduk.

Burak Sönmez: Hackathon kapsamında Expo 2020 Dubai tarafından üç ana tema belirlenmişti ; fırsat, mobilite ve sürdürülebilirlik.  Projemiz temelde sürdürülebilirlik ve mobilite odaklı. Biz aslında hackathona giderken projeye henüz karar vermemiştik, aklımızda birkaç farklı fikir bulunuyordu. Hackatona katılmaktaki en büyük amacımız 24 saatlik süre içerisinde hayata dokunan bir çözüm ortaya çıkarmaktı.

Bahadır Efeoğlu: Fikir yarışmada çıktı, alternatif fikirlerimiz vardı. Örneğin trafik sorununa yönelik fikirlerimiz vardı aklımızda, yarışma başladıktan sonra hepsini ortaya koyduk ve tartışmaya başladık. Fikir belirleme aşaması en az üç saat sürdü. Yanımızda çok sayıda alet getirmiştik; devreler, kameralar, oyuncaklar… Hepsini bir araya getirip bir proje ortaya koyarız diye düşünmüştük. Hatta dikey tarım projesini çok ciddi düşünmemiştik. Yanımızda saksı bile yoktu, bir bardak bulup içini toprak ile doldurduk, donanımı yerleştirmek içinse bir pizza kutusunun kartonunu kullandık.

Peki, dikey tarım projesi nedir ve neyi hedefler?

Burak Sönmez: Projemiz mobil entegre bir mikro-tarım kitidir. Şehirleşme ile birlikte doğayla olan bağları kopmuş bireyleri eğiterek, bu kişilerin birer üreticiye dönüşmesini sağlarken, şehirlerdeki üretilebilir alanların da artırılmasını hedefler.

Bahadır Efeoğlu: Sensörler vasıtasıyla toprağın nemini, sıcaklığını, aldığı ışık miktarını bir ortamda topluyoruz ve mobil uygulamayla bu verileri kullanıcıya sunuyoruz. Burada süreç sadece veri sunmakla bitmiyor, aslında en başından kullanıcının elinden tutup bitki yetiştirme sürecinde bir rehber olarak yanında oluyoruz. Örneğin domates yetiştirmek istiyorsanız ne kadar derin bir saksıya ihtiyacınız olduğu, tohumları nasıl ekmeniz gerektiği ve bitki için en uygun ortamın ne olduğu gibi bilgileri uygulamamız size sunuyor. Yönlendirmeleri takip edip tohumları ektikten sonra bitkinin sizinle konuşması için verdiğimiz sensörleri yönergelere göre yerleştirip bitki ile olan bağlantınızı başlatıyorsunuz. Bağlantının kurulduğu andan itibaren domates tohumunun nasıl gelişmesi gerektiğini biliyor olacaksınız. Mobil uygulama sayesinde bugün bitkinize ne kadar su vermeniz gerektiği, gün içerisinde aldığı güneş ışığının yeterli olup olmadığı gibi bildirimler size ulaşıyor olacak. Örneğin ışık yetersiz kaldığında saksının yerini değiştirmeniz konusunda uyarılacaksınız. Tüm bu eğitici yönlendirmelere ek olarak bitkinizi telefondan tek tuşla sulama imkanına da sahipsiniz. Ortaya çıkardığımız prototip sulama işlemini sensörden aldığı bilgiler doğrultusunda otomatik olarak yapma yeteneğine sahipti ancak biz insan ile bitki arasındaki iletişimi canlı tutmak ve bireyin bu sorumluluktan vazgeçmesini önlemek adına otomatik sulamayı tercih etmedik.

Demirhan Aydın: Teknik mimari açısından proje üç ana bölümden oluşuyor. Fiziksel olarak verileri toplamaktan sorumlu olan ve gerekli sensörleri içeren bir IoT (internet of things / nesnelerin interneti) kiti, verilerin toplanıp analiz edildiği ana sistem, bir de kullanıcıya toplanan verilerin sunulduğu ve yönlendirmelerin yapıldığı mobil uygulamamız bulunuyor. Sensörlerin bulunduğu kit ve mobil uygulama ana sistem uzerinden birbirleriyle haberleşebiliyor. Bu sayede kullanıcılar uzaktan sulama sistemini mobil uygulama üzerinden tetikleyebiliyorlar. Ayrıca teknoloji düşkünü bir ekip olarak her daim yeni ürünleri ve servisleri denemekten keyif alıyoruz. Bu sebeple bu proje üzerinde çalışırken hakim olduğumuz teknolojilerin yani sıra proje ihtiyaçlarına en uygun altyapıyı seçmekte ayrıca özen gösterdik.

Sercan Esen: Mobil uygulama tarafında bize hız kazandıracağını düşündüğümüz Ionic uygulama geliştirme yapısını kullandık. Böylelikle kısa sürede uygulamanın temel akışını ve amaçlarımızı anlatmış olduk. 24 saatin sonunda, uygulamamızı Android ve IOS cihazlara yükleyerek, sensörlerden aldığımız gerçek zamanlı bilgileri ve uzaktan sulama sistemimizi kullanılabilir bir şekilde jüri önünde sunabildik.

 

Benzer bir uygulama var mı?

Burak Sönmez: Alternatifleri araştırmaya başladığımızda benzer konsepte sahip farklı projelerle karşılaştık. Her bir proje farklı bir sorunu çözmeye odaklanıyor. Kimisi insan müdahalesi olmazsızın üretimi tam otomatik hale getirirken kimiyse işin hobi ve tasarım boyutuna dokunuyor. Bizimse hedefimizde şehirdeki bireylerin birinci elden üretime katkı sağlamaları için onları tarım konusunda eğitmek. Odaklandığımız temel nokta insanların bitki yetiştirmek gibi oldukça önemli bilgi birikimden uzaklaşması. Konuyla ilgili bizim dikkatimizi çeken bir örnek vermek gerekirse; şehir yaşantısı içinde doğup büyüyen çocuklar karpuzun ağaçta yetişen bir meyve olduğunu sanabiliyorlar. Biz diğer projelerden bu noktada ayrılıyoruz.

Bahadır Efeoğlu: Sensör kiti üzerinden kârı maksimize etme gibi bir amacımız şu an için yok. Bir sensör kiti alan kişi domates yetiştirmeyi öğrendikten sonra aynı sensörleri başka bir bitki yetiştirmek için kullanmaya başlayabilir. Bunun için sensörleri farklı bir saksıya aktarıp uygulamadan yeni yetiştireceği bitkiyi seçmesi yeterli olacaktır. Yüksek miktarlarda ürün yetiştirilmesini hedeflemekten ziyade amacımız insanın bitki yetiştirme becerisini refleks haline getirebilmek.

Ne zaman uygulamaya geçer?

Cem Öztürk: Görüştüğümüz birkaç yatırımcı var halihazırda. Bu fikri aynı zamanda EXPO 2020 Dubai organizasyon ekibine sunacağız. Dolayısıyla bizim hangi kitleye tam olarak yöneleceğimizi biraz daha netleştirmemiz gerekiyor. Yaptığımız temaslar sonrasında bir plan hazırlayıp uygulamaya son şeklini vereceğiz. Tahminen bir sene içerisinde bu fikri hayata geçirmeyi öngörüyoruz.

 

Bu süreçte Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olmanın nasıl bir katkısını gördünüz?

Bahadır Efeoğlu: Üniversiteye girdiğim sene öğrenciler ve akademisyenlerin el emeği ile ekip biçtiği tarla olan Tarlataban'a gittim ve BÜÇEK’teki (Boğaziçi Üniversitesi Çevre Kulübü) arkadaşlarla tanıştım. Tohum takası, organik tarım, TaTuTa gibi çevresel sorunlarla ilintili projeler ilgimi çekiyordu. Çevreye duyarlı bireyler olarak bu sorunlara yönelik çözümler üretmek, çözümün bir parçası olmak her zaman hayal ettiğim bir şeydi. Tarlataban gibi benzerlerine rastlamanın pek mümkün olmadığı imkanlar, Boğaziçi Üniversitesinin çok renkliliğinin bize kattığı güzelliklerden bir tanesi aslında.

Demirhan Aydın: Üniversitede geliştirdiğim bitirme projemde bitkilerin elektronik cihazlar ile takibi ve ortaya çıkan verilerin analizi üzerine çalışmıştım. Orada elde ettiğim bilgi birikimi hackathon sırasında ortaya çıkardığımız ürünü şekillendirmede epey yardımcı oldu ve geliştirme sürecimizi hızlandırdı.

Sercan Esen: Üniversite yaşantımız boyunca geçen uykusuz proje ve sınav gecelerin uygulamamızı geliştirme sürecimiz üzerinde büyük katkıları oldu.

 

 


Tarih: 15 Aralık 2016