Çocukla başarılı iletişimin anahtarı: ‘’Yetişkin gözlüklerini’’ çıkarmak

‘’Çocuk’’ temasıyla başlayan yeni ‘’Açık Ders’’ serisinin ilk konuğu olan Yrd. Doç. Dr. Zeynep Erdiller, yetişkin ve çocuk arasında sağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için çocukların düşüncelerine, gündemlerine önem atfetmenin gerekliliğini vurguladı.

Boğaziçi Üniversitesi BU+ Etkinlikleri çerçevesinde Kültür Sanat Komisyonu tarafından hayata geçirilen, Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin desteğiyle hazırlanan “Açık Dersler” 2017 Sonbahar Döneminde “Her Yönüyle Çocuk” temasıyla, Beşiktaş Belediyesi işbirliğiyle devam ediyor. Serinin ilk dersini Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Zeynep Erdiller verdi. “Tarihsel ve Toplumsal Bakış Açısıyla Çocuk ve Çocukluk” başlıklı konuşmasında Erdiller, toplumda yerleşik olan çocuk algısının çocuğun tanımını, çocuktan neler beklendiğini ve çocuğa sunulan olanakları etkilediğini vurguladı.

Çocuk ve yetişkin arasındaki ayrımın kültür ve zamandan bağımsız olarak, her coğrafyada yapıldığını vurgulayan Erdiller, bireylerin ebeveyn olduklarında toplum tarafından hazırlanan ‘kılavuz’a göre hareket etmeye başladıklarını belirtti. Bu kılavuzda çocuğun ne olduğunun, ne yapabileceğinin, neleri yapamayacağının açık bir şekilde yazıldığını ifade eden Erdiller, kendi çocuklarıyla olan ilişkisinden örnekler vererek çocukları dinlemenin, ‘Yetişkin gözlüklerini çıkararak’ çocuklarla iletişim kurmanın ne kadar önemli olduğunu da sözlerine ekledi.

Ebeveynlerin her zaman kendi gündemlerinin olduğunu ve yetişkin olarak önemli olanın kendi işleri olduğunu düşündüklerini aktaran Erdiller, bunu yaparken çocukların da başka bir gündemi olduğunun göz ardı edildiğini belirtti. Yetişkin ve çocuk arasında sağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için çocukların düşüncelerine, gündemlerine önem atfetmenin gerekliliğini vurgulayan Erdiller, tarih içerisinde ‘çocuk’ tanımının nasıl yapıldığını ve yetişkinlerin ‘çocuk algısının’ nasıl şekillendiğini bilmemiz gerektiğini; toplumda yerleşmiş olan çocuk tanımının tarihsel bağlamında nasıl geliştiğini aktardı.

16. yüzyıldan önce çocukluk kavramının yetişkinlikten ayrılmadığını, bu ayrımın bu tarihten sonra yapılmaya başlandığını anlatan Erdiller, 16-18. yüzyıllar arası ahlakçı düşünürlerin çocuğun şımartılmasına karşı yazılar yazdığını aktardı. Bazı araştırmacıların Ortaçağ karanlığının çocuğa karşı hırçın olduğunu ve tarihsel olarak ne kadar geriye gidilirse çocuğun durumunun o kadar kötüleştiğini aktardı. Tüm bunların yanında yetişin ve çocuk ayrımı yapılırken, tarih boyunca çocuğun gelişmemişliği ve pasifliği ile kendine has masumiyeti olan ve medenileştirilmeye ihtiyacı olan bir grup olarak görüldüğünü aktaran Erdiller, yetişkin-çocuk ayrımının bu yerleşik düşüncelerden kaynakladığını belirtti. Günümüzde hala bu kalıpların var olduğunu söyleyen Erdiller, çocuğun toplumlar tarafından iş gücü kaynağı, bilginin, kimliğin ve kültürün aktarıcısı ve masumiyetin simgesi gibi farklı bağlamlarda nitelendiğini aktardı.

Erdiller, tarihsel olarak toplum tarafından yapılandırılmış çocuk algısından kurtulmak için ‘yetişkin gözlüklerini’ çıkarıp çocuklarla iletişime geçince bambaşka bir profilin ortaya çıkacağını aktardı. Öncelikle çocukların dünya nüfusunun üçte birini oluşturduğunu belirten Erdiller, tarih boyunca her zaman sesleri kısılmış, yetişkinlere muhtaç haline getirilmiş çocukların seslerinin duyulabilmesi için ‘Değişmeyen Çocuk Algısı’nın değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Sonbahar 2017 döneminin bir sonraki “Açık Ders”i 5 Aralık 2017 saat 18.00’de Yrd. Doç. Dr. Leyla Kayhan Elbirlik tarafından Akatlar Kültür Merkezi’nde verilecek. Elbirlik’in konuşmasının başlığı “Osmanlı ve Avrupa Tarihinde Çocuk Olgusu Üzerine Bazı Düşünceler” olacak.

Haber: Talat Karataş/Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

Tarih: 15 Kasım 2017