“Çocukların ahlaki sorgulamalarının gelişimi için seçim yapmalarına fırsat verilmeli”

Boğaziçi Üniversitesi’nin BU+ Etkinlikleri çerçevesinde “Çocuk” temasıyla başlattığı yeni “Açık Ders” serisinin 1 Şubat’ta gerçekleşen seminerinde ‘Çocuk ve Ahlak’ konusu ele alındı. Dr. Melike Acar, seminerde çocuklukta ahlaki ve toplumsal sorgulamanın gelişimi konusunu gündeme getirdi.

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Melike Acar tarafından verilen ve “Çocuk ve Ahlak: Çocuklukta Ahlaki ve Toplumsal Sorgulamanın Gelişimi” başlığını taşıyan seminer, Boğaziçi Üniversitesi ve Beşiktaş Belediyesi’nin işbirliği ile Akatlar Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi ve Rektör Yardımcısı Zafer Yenal’ın takdimi ardından konuşmasına başlayan Acar, “Çocuk kimdir?”, “Ahlak nedir?”, “Gelişim psikologları gelişimi nasıl çalışmıştır?” gibi konuları irdeledi.  Ahlak kavramını felsefi temeller içinde Aristo, Kant, Bentham ve Mill gibi düşünürlere referanslar vererek tartışan Acar; Freud ve Piaget gibi düşünürlerin çocuk ve ahlak üzerine fikirlerini katılımcılara aktararak 1980’li yılların ardından çeşitli yaş gruplarına göre gelişim gösteren “aşamalı ahlak teorilerinin” ağır bir şekilde eleştirildiğini belirtti.

“‘Doğru’ ve ‘yanlış’ kurallara ve otorite tanımına bağlı değildir”

‘Ahlak’ dendiğinde evrensel ilkeleri gözeten bir yaklaşıma sahip olduğunu belirten Acar, “Ahlakın kökeni rasyonel düşünce ve yargılardır. Bu anlamda ahlak, otoriteye itaatle ilişkili değildir. Ahlak adalet ilkeleri ve eşitlik düşüncesiyle ilişkilidir” ifadelerini kullandı. ‘Doğru’ ve ‘yanlış’ın kurallara ya da otorite tanımına bağlı olmadığını belirten Acar, “Gerçek ahlak rasyoneldir; evrensel etik prensiplere dayanır ve ötekine nasıl davrandığımızla ilgilidir” dedi. Her şeyin ahlakla ilişkili olmadığının vurgulandığı seminerde, çocuklarda ahlak kavramının diğer sosyal bilgilerle birlikte geliştiğinin altı çizildi.

“Çocuklar genellikle dışlanma ve ayrımcılığı ahlaken olumsuz değerlendiriyor”

Seminerde, bir davranışın cezalandırılmasının veya cezalandırılmamasının ahlak ile doğrudan bir bağı olmadığı belirtildi. “Referanduma gidilse ve toplumun büyük çoğunluğu veya tamamı öldürmeyi yasallaştıran bir kanunu onaylasa da bu öldürmeyi ahlaki bir şey haline getirmez” diyen Acar, ancak toplumsal hayatın içerisinde özellikle yetişkinler arasında kültür ve kişisel çıkarlar evrensel normlarla çatıştığında, insanların kültür ve kişisel çıkarın devamı yönünde bir tercihte bulunabildiğini;  fakat bunun davranışın kendisini ahlaki hale getirmediğini vurguladı. Çocuklarla yapılan araştırmalarda çocukların da ciddi bir kısmının kültürel alan ile ahlaki alan arasında bir çizgi çizebildiğini söyleyen Acar, “Çocuklar etnisite, toplumsal cinsiyet, din, dil, ırk, engel durumu gibi sebeplerle dışlanmayı ve ayrıma maruz kalmayı ahlaken çok olumsuz değerlendiriyorlar. Bu elbette onların kendi okul hayatlarında asla ayrımcılık yapmadıklarını göstermiyor. Ama değerlendirme bazında birçok ayrımcılığın kabul edilemez olduğunu düşünüyorlar ve akıl yürütmelerinde ahlakı ‘ötekine nasıl davrandıklarıyla’ ilişkilendiriyorlar” ifadelerini kullandı.

Çocukların ahlaki sorgulamalarının gelişimi için seçim yapmalarına fırsat vermek gerekiyor

Çocukların erken çocukluk döneminde bile ne giymek, ne yemek ve ne oynamak istediklerini bildiklerini aktaran Acar, “Belki her zaman ‘akıllı’ ve ‘doğru’ tercihler yapamıyorlar. Ama bu seçimlerinin desteklenmemesi ya da hiç seçim yapmalarına fırsat vermemek gerektiği anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı. Ahlaki alanın kişisel seçimlerden çok ayrı bir alan olmadığını vurgulayan Acar, “Kendi seçimlerinizi yapabildiğiniz müddetçe başkalarının seçimlerine saygı duyabilirsiniz. Ahlak kişiler arası ve ilişkisel olarak gelişir, müfredatla öğretilmesi gereken bir şey değildir” dedi. Ahlakın özellikle eşitler arasındaki ilişkilerde geliştiğinin altının çizildiği seminerde, Acar, “Tersi durumda otoriteden korkma faktörü işin içine giriyor. Bu anlamda ahlak tartışmasında asıl mesele eşitine, yani oyun oynadığın arkadaşına, senden olmayana ve ötekine nasıl davrandığınla ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

“Eğitim ortamları heterojen ve demokratik olmalı”

Türkiye’de ebeveynlerin genellikle çocukların kişisel alanı olmadığını düşündüğünü belirten Acar, bunun doğru bir tutum olmadığını ve ergenlik döneminde daha sert çatışmalara yol açabildiğini aktardı. Heterojen ortamlarda farklılıklarla bir arada olunabilen, çocukların seçimlerine ve özerkliğine saygı duyulan demokratik kamusal alanların varlığının çocuklarda ahlaki sorgulamanın gelişmesinde büyük bir yeri olduğunu vurgulayan Acar, eğitim ortamlarının da buna göre düzenlenmesinin oldukça önemli olduğunu aktardı.

20 Mart’ta ‘Çocuk ve Müzik’ semineri

Boğaziçi Üniversitesi Kültür Sanat Komisyonu tarafından hayata geçirilen, Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi’nin desteği ve Beşiktaş Belediyesi işbirliğiyle düzenlenmekte olan “Her Yönüyle Çocuk” temalı Açık Dersler çerçevesinde Akatlar Kültür Merkezi’nde 20 Mart 2018’de Yrd. Doç. Dr. Gaye Soley’in vereceği ‘Çocuk ve Müzik’ semineri yer alacak.

Haber: Sinan Cem Deveci /Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

 

 

 

 

Tarih: 05 Şubat 2018