Dağcılık ve tırmanışta tek rakipleri kendileri

Boğaziçi Üniversitesi Dağcılık Kulübü (BÜDAK) mensuplarıyla yaptığımız söyleşide ortaya çok ilginç hikayeler çıktı. Kulüp mensuplarından Mehmet Sağçolak, halen Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine devam ederken, Arda Uruluer ve Efe Can Sevil kendi spor salonlarını açarak hayatlarını tırmanış sporuna adadılar. Bireysel ve takım olarak Türkiye genelinde yapılan yarışmalarda dereceler elde eden Dağcılık Kulübü mensuplarıyla, Türkiye’de bu spor alanlarının geldiği noktanın yanı sıra, bir spor olarak dağcılık ve tırmanışı da konuştuk. Kulüp mensupları, tırmanış yapan insanların hayatlarının çok disiplinli ve sağlıklı bir şekilde geçtiğinin altını çizdiler.

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Arda Uruluer: Boğaziçi Üniversitesi’ne 2006 yılında girdim. Girer girmez Dağcılık Kulübü’ne başladım. Fizik Bölümü’nde okuyorum. Hayatımın büyük çoğunluğunu tırmanış sporuna adadım. Çok yoğun bir programın altında bu sporla ilgileniyorum

Efe Can Sevil: 2004 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü’ne girdim. Benim de hayatım tamamen tırmanış sporuyla geçiyor. Hayatımın geneli çok yoğun ve sürprizlerle dolu diyebilirim.

Mehmet Sağçolak: Boğaziçi Üniversitesi Tarih mezunuyum, şu an yine Boğaziçi Üniversitesi’nde Atatürk Enstitüsü’nde yüksek lisans yapıyorum. Öncelikle okulda Mağara Kulübü’ne girdim. Daha sonra 2012 yılında Dağcılık Kulübü’ne geçtim. O zamandan beri kulüpteyim.

Kulüpteki gezileriniz nasıl geçiyor?

Mehmet Sağçolak: Şöyle söyleyeyim; kabaca gezilerimizi 3 gruba ayırabiliriz: Trekking, Kaya Tırmanışı ve Dağcılık gezileri. Trekking daha çok yeni başlayanlar için kulübe ısınma gibi. Her dönemin başında ilk olarak günübirlik trekking gezisi düzenlenir. Sonra dönem ortasına doğru, yeni gelenlerin tırmanışı ve tırmanışta emniyeti öğrenmesiyle birlikte kaya tırmanış gezisi düzenlenir. En son olarak da her dönemin sonunda, genellikle finallerin bitiminden 2 gün sonra Dağcılık gezileri düzenlenir. Tabi ki bunlar her dönem için bir tane değil, mümkün olduğunca her tür geziden birkaç tane düzenlenmeye çalışılır.

Kulüpte ne gibi eğitimler veriyorsunuz?

Mehmet Sağçolak: Teorik ve pratik eğitimler veriyoruz. Mesela; tırmanış duvarımızda lider çıkışı, tırmanıcının emniyetini almayı; saatli binanın yangın merdiveninde ip inişi eğitimi yapıyoruz. Teorik olarak ise temel kampçılıktan tutun da, dağcılıkta beslenmeye, kış dağcılığına ve Çığ Bilgisine kadar her hafta bir tane olacak şekilde 8 kadar ders veriyoruz.

Çığ dediniz de, dağcılık sporu ne gibi riskleri barındırır ve bunlarla başa çıkmak için ne gibi yollar izliyorsunuz?

Mehmet Sağçolak: Her şeyde olduğu gibi dağcılıkta da bazı riskler var ve bu riskler hiçbir zaman tam olarak sıfırlanamaz. Bizim yaptığımız ise bu riskleri ve risk oluşturabilecek faktörleri minimize etmeye çalışmak. Şöyle bir örnek vereyim; kabaca yeterli eğim ve yeterli karın olduğu her yerde her zaman için çığ riski az da olsa vardır. Ancak son günlerde önemli bir kar yağışı ve hava durumunda önemli bir ısınma olduğunda bu risk çok daha fazladır. Bir de tabi her dağ kendine özgü bazı riskler taşır. Mesela Uludağ ve Ilgaz, denize yakın olduklarından dolayı aniden sis basabilir ve yönünüzü kaybedebilirsiniz. Küçük Ağrı Dağı’nda da yaz aylarında çok taş düşer.

Tırmanış sporuyla nasıl tanıştınız?

Efe Can Sevil: 2008 yılında Alaska’ya gittim. Orada geçirdiğim 6 aylık süre içerisinde bir dağcılık macerası yaşadım. Sonra dönünce Dağcılık Kulübü’ne girdim. Sonra kulüpte dağcılığı geliştirmek amacıyla tırmanış yapıyorduk zaman zaman ama bu süre içerisinde tırmanışın da ayrı bir serüven olduğunun farkına vardım. En az dağcılık kadar derinliği olan kompleks bir spor olduğunu anladık. Sonra zaten hayatımız bununla geçmeye başladı.

Arda Uruluer: Üniversiteye başladığım zaman birçok kulübe kayıt olmama rağmen 3 ay sonra sadece dağcılığa devam etmeye başladım. Başlarda bütün gezilere katıldım. Burada bir kaya tırmanışı eğitimine katıldım ama çok hoşuma gitmemişti tırmanış. 2007 Haziran’ında Olympos’a gerçek kaya tırmanışına gittik ve ondan çok keyif aldım. Başka bir Olympos gezimde kaya tırmanışı yapan insanları gözlemledim uzun süre ve onlardan çok etkilendim. Bunu bende yapmalıyım dediğimi hatırlıyorum endi kendime. İstanbul’a dönüşümde haftanın 5-6 günü bir spor salonunda tırmanış eğitimi almaya başladım. Zaten daha sonra o salonu da biz devraldık.

Tırmanış nedir diye bir soruya nasıl bir cevap verirsiniz?

Efe Can Sevil: Emekleyen çocuklar için bir şeylerin, koltukların, masaların üzerine çıkma ve onların üzerinde olan şeyleri görme merakıyla, bizim içimizdeki merak galiba aynıdır. Bizdeki bir şeylerin üzerine çıkıp orada ne olduğunu görme içgüdüsü, çocuklarınkiyle aynı diye düşünüyorum. Hatta sırf çıkabildiğini görmek için bir yere tırmanmak bile buna dahil olabilir.

Arda Uruluer: Vitrinin tepesine çıkmaya çalışan çocukla aynı şey bizim yaptığımız.

Peki, bouldering nedir? Bu sporun tırmanıştan farkı nedir?

Efe Can Sevil: Bouldering, tırmanıştan daha kısa bir mesafede yapılıyor ama ondan daha yoğun geçiyor. İp kullanmadan, düz bir kaya parçasına tırmanıyorsunuz. Aşağıya sadece bir sünger koyuluyor ve kayanın üzerindeki yerlere tutunarak tepesine çıkmaya çalışıyorsunuz. Bu yüzden güç konusunda kişisel limitleri daha fazla zorlamanız gerekiyor.

Arda Uruluer: Normal tırmanışta 40-50 dakikada enerji harcadığınız için geleceğiniz konuma, bouldering’de daha kısa bir sürede varıyorsunuz. Mesafe kısa ama daha yorucu. Bu anlamda bouldering daha çok çözülmesi gereken bir problem gibi düşünülebilir. Bouldering için fiziksel olarak daha iyi bir durumda olmak da gerekiyor.

Tırmanış sporunun Türkiye’deki konumu nedir?

Arda Uruluer: Almanya’da Kanstanz’da küçük bir kasaba olan Radolfzell’e bir kere yolum düşmüştü. Bende tırmanış salonlarını gezmek istedim. Yaklaşık 30 bin kişilik bu kasabada, şuan Türkiye’deki en büyük tırmanış salonunun 20-25 katı büyüklüğünde bir salonları olduğunu gördüm. Bu karşılaştırma üzerinden de bakıldığında dünyaya göre çok gerideyiz tırmanış sporunda. Sadece o şehirde, belli bir seviye üzerinde tırmanan sayısı Türkiye’den de daha fazla.

Efe Can Sevil: Bu sporla ilgilenen çok fazla insan olunca da alt yapı, yatırım ve destek de çok fazla oluyor haliyle. Ne kadar çok sporcu olursa, elit sporcuya ulaşmak da o derce fazla oluyor.

Siz Türkiye’de milli sporcu musunuz?

Efe Can Sevil: Tırmanışta dünya çapında kupalar ve şampiyonalar düzenleniyor. Kupaya gidince B sınıfı milli sporcu oluyorsunuz. Şampiyonaya gidince A sınıfı milli sporcu oluyorsunuz. Arda şampiyonaya katıldı. Dolayısıyla Türkiye Dağcılık Federasyonu onu milli olarak kabul ediyor. Bende kupalara katıldım.

Katıldığınız yarışmalarda ne gibi başarılar elde ettiniz?

Arda Uruluer: Üniversitelerarası Spor Tırmanış Yarışmasında 2013 yılında benim birinciliğim var. Ayrıca 2013 ve 2014 yarışmalarında Boğaziçi Üniversitesi olarak birincilik elde ettik. Bunların dışında da ülke içindeki yarışmalarda hem bireysel olarak hem de takım olarak çeşitli dereceler elde ettik.

Efe Can Sevil: Geçen ay yapılan bir yarışmada da ben Türkiye şampiyonluğu elde ettim.

Yarışmalar dışında neler yapıyorsunuz?

Arda Uruluer: Tırmanışta sürekli formda kalabilmek çok önemlidir. Biz yarışmalardan sonra formumuzu kaybetmemek için hemen arkasından kaya tırmanışlarına gidiyoruz. Yarışmada rakibiniz başkaları oluyor. Kaya tırmanışında ise rakibiniz kendiniz ve kayalar oluyor. Kamp için vize sorunu yaşamadığımız ve maddi olarak bizi çok zorlamayan her yere gidebiliriz.

Tırmanışta gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?

Efe Can Sevil: İsviçre’de bir tırmanış bölgesi bulunuyor. Biz oraya 2012 yılında gittiğimizde bizim tırmandığımız yerin yanında başka bir bölümde bir rota gördük ama tırmanılacak gibi değildi. Ancak daha sonra çok ünlü bir tırmanışçının bir videosunu gördük. Rotayı çıkmış ve videosunu yayınlamış. Bu benim için çok orijinal bir durum çünkü birkaç ay öncesinde benim baktığım ve bana hiçbir anlam ifade etmeyen bir rotayı birisi tırmanmış. O rotayı daha sonra da gördüm ve bir kısmı bana anlamlı gelmeye başladı. Tamamı için biraz daha çalışma yapmam gerekiyor. Bu rotayı tırmanmanın benim hedefim olduğunu söyleyebilirim.

Dağcılık ve tırmanış sporu için Boğaziçi Üniversitesi’nin imkanları sizi tatmin ediyor mu?

 Arda Uruluer: Spor olarak tırmanış konusunda ülkemizde daha gidilecek çok yol var. İnsanlara ne yaptığımızı tam olarak anlatamıyoruz.

Efe Can Sevil: Bizim yaptığımız bir spor. Tırmanış yapmaya başladığınızda alkolden, sigaradan, uyuşturucudan uzak kalmanız gerekiyor. Düzgün bir hayatınızın olması gerekiyor. Bizim için beden sağlığı çok önemli. Türkiye genelinde böyle olduğu için Boğaziçi’nde de aynı şeylerle karşılaşıyoruz diyebiliriz. İnsanlara tırmanışın ne olduğunu, bunu neden yaptığımızı anlatıyoruz. Bunları anlattıktan sonra ancak bir gelişme söz konusu olabiliyor.

Arda Uruluer: İmkanlar açısından, belki tırmanışa başlamak için Boğaziçi iyi bir yer olabilir ancak devamı için daha fazla imkana ihtiyaç var. Az önce verdiğim Almanya örneği de bununla alakalı. Neticede bizim yaptığımız iş de bir spor hatta milli sporcularız. Eğer daha fazla destek görebilirsek kulüp olarak, bu sporu yaygınlaştırmak, belki daha fazla öğrencinin ve insanın sporla içli dışlı olmasını sağlamak da mümkün olabilir.

Dağcılık ya da tırmanışla ilgili beğendiğiniz filmler ya da kitaplar var mı?

Efe Can Sevil: Meru isimli çok güzel bir film var. Herkesin izlemesini tavsiye ederim. Kitap olarak ise bizim kulübün eskilerinden Özge Buzbaş’ın Yüksekler-Yeni Başlayanlar için Dağcılık isimli bir kitabı var. Meraklılarına bunu tavsiye edebilirim. Ayrıca yine Boğaziçi mezunlarından Haldun Aydıngün’ün dağcılık ve tırmanış üzerine önemli çalışmaları ve kitapları bulunuyor.

Söyleşi: Talat Karataş / Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 22 Nisan 2016