Dans üzerinden modernleşme tarihimizi okumak

Boğaziçi Üniversitesi’nin akademisyenleri okurlarıyla buluşturma amacıyla düzenlediği “Kitaplar Arasında” sohbet serisinin ikincisi Tarih Bölümü öğretim üyesi Arzu Öztürkmen’in katılımıyla Homer Kitabevi’nde gerçekleşti. Öztürkmen’in “Rakstan Oyuna: Türkiye’de Dansın Modern Halleri” kitabının masaya yatırıldığı sohbete katılım yoğundu. Boğaziçi Üniversitesi hocalarının özgün çalışmalarından yola çıkarak hazırlayıp yayımladıkları kitaplar üzerine sohbet edecekleri bir kitabevi sohbetleri serisi olarak tasarlanan “Kitaplar Arasında” etkinliğinden izlenimlerimiz…

11 Mart tarihinde gerçekleştirilen, serinin ikinci sohbetinin moderatörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi ve Rektör Danışmanı Doç. Dr. Zafer Yenal üstlendi. Yenal, “Kitaplar Arasında” projesinin hedeflerini şu sözlerle anlattı:

“Günümüzde Homer gibi bağımsız kitabevi sayısı giderek azalıyor, bunlar yerine şirketlerin kontrol ettiği daha zincir kitabevleri çoğalıyor. Biz Boğaziçi Üniversitesi olarak hem bu tür bağımsız kitabevlerini desteklemek amacıyla hem de Üniversitemiz bünyesinde yapılan akademik çalışmaları bir çeşit yeni bir kurumsal alan yaratarak okuyucuyla buluşturmak hedefiyle “Kitaplar Arasında” etkinlik serisini bu yıl ilk kez başlattık. Bu anlamda hem yeni çıkan kitapları ve tartışmaları ortaya koymak hem de bilimsel merakı daha bir kamçılamak istiyoruz. “

Akademik ve aynı zamanda popüler olanı buluşturan farklı bir etkinlik

Etkinliğin paydaşı Homer Kitabevi sahibi ve yöneticisi Ayşen Boylu ise bu tür etkinliklerin kitabevlerinin bir misyonu olması gerektiğini belirterek bu projeyi Boğaziçi Üniversitesi ile birlikte yürütmekten gurur duyduklarını söyledi. Boylu etkinliğin kitabevleri açısından önemini vurguladı:

“Amacımız buraya sadece kitap almak için gelinmesin, burası bir kulüp gibi buluşma mekânı olsun, burada bilgi paylaşımı, fikir alışverişi yapılabilsin. Katılımı sağlayabilmek adına da Boğaziçi Üniversitesi gibi bir kurumla işbirliği yapmak çok önemli. Katılımcıların profiline bakıldığında homojen bir yapı olmadığını görüyoruz. Ben özellikle öğrencilerin gelmesine çok seviniyorum. Çünkü derse gitmek bir zorunluluk, ama buraya gelmek bir keyif. Keyif için buraya geliniyorsa bu benim için çok kıymetli bir şey oluyor. Sadece akademik ya da sadece popüler bir etkinlik düzenlemek değil, ikisini birleştirmek burada hedefimiz” 

Boylu’nun değindiği gibi kitap sohbetlerine katılım yaş ve meslek grupları açısından bir homojenlik göstermiyor. Yaşamlarını Almanya’da sürdüren ve İstanbul’a kısa bir süre için gelen biri dans diğeri de resim öğrencisi olan iki arkadaş, Boğaziçi Üniversitesi mezunu bir arkadaşlarının tavsiyesi üzerine söyleşiye katılmış. Bu tarz etkinliklerin artması gerektiğini belirten öğrenciler, “Her şeyin derinleşmeye ihtiyacı var, çok fazla etkinlik düzenleniyor ama her şey çok yüzeysel kalıyor. Bu tip kitap sohbetleri tartışmaların ve konuların daha fazla detaylandırılmasını sağlıyor.” diye konuştu.

Arzu Öztürkmen ise katılımcı profilinin çeşitliliğinin onu şaşırtmadığını şu sözlerle ifade etti:

“Ben kitabı hazırlarken şu dans yazılarını toplayayım, muhakkak dans konusu ilgi toplar diye düşündüm. Aslında yazarken ya da bir araya getirirken kendim gibi dans araştırmacısı ya da dans konusunda düşünceleri olan daha akademik ve dans çalışmaları meraklısı bir okur kitlesi bekliyordum. Onlar için yazdım. Ama başka insanların farklı bağlamlardan ilgi duyması beni çok mutlu ediyor, bu ilginin sebebinin ise özdeneyimlerimizden kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü dans hepimizin farklı farklı deneyimlediği ama muhakkak deneyimlediği bir alan.”

Kamusal alanda dans Türkiye toplumunda makbul bir şey değil

Arzu Öztürkmen’in çalışması “Rakstan Oyuna: Türkiye’de Dansın Modern Halleri” kitabı sadece dansın tarihi değil Türkiye’de modernleşme sürecinin dans üzerinden okunması anlamında özgün bir özellik taşıyor. Öztürkmen’e göre Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne dansın aldığı yeni kültürel sembolik anlamlar ve bedensellik konuları çalışmasının önemli temalarını oluşturuyor. “Oynamak bizde çok makbul bir şey değil, kamusal alanda dans etmek Türkiye toplumsallığında çok barışık olduğumuz bir şey değil” diyen Öztürkmen, bu alanı çalışma konusu olarak seçmesinde etkili olan anılarını katılımcılarla paylaştı. Öztürkmen kendi deyimiyle “halkoyunu içine doğmuş biri”, eğitim hayatının ilk yılından itibaren halk oyunları oynamış, üniversite eğitimi için Boğaziçi Üniversitesi’ni tercih etmesinde bile Folklor Kulübü’nün etkisi olmuş.

“Boğaziçi Üniversitesi’ne kayıt olur olmaz, Folklor Kulübü’ne yazıldım ve ilk gün kullandığım dil açısından uyarıldım. Ben ‘’folklor oynamak’’ dediğim anda “Folklor oynanmaz, yapılır!”diye ikaz edildim. 70’li, 80’li yıllarda folklor çok ciddi bir meseleydi. O dönemin solculuğunun, halk kültürünün içerisinde folklor çok prestijli bir şeydi, hoplamak-zıplamak gibi kesinlikle anlaşılmamalıydı çünkü oyunların arkasında Köroğlu yatıyordu, hakkında tartışmalar yürütülüyor, makaleler yazılıyordu. Şimdi ise pek prestijli bir şey değil.”

Dansın kadın bedeninin özgürleşme sürecindeki yeri

Öztürkmen, folklor çalışmalarına “otantik ,eski, anonim” diye bakan formasyonu eleştiren bir yaklaşımla kaleme aldığı kitabında, toplumsal cinsiyet perspektifi ile dans tarihimizin ötesinde Türkiye’deki kadın bedenlerinin özgürleşme süreci açısından da önemli bir veri sunuyor.

Öztürkmen halk oyunlarının toplumsal dönüşümdeki önemini vurgulayarak “Bence halk oyunları, kadın erkek beraber oynama kültürünün meşruiyetini kazanması bağlamında çok önemli bir yer tutuyor. 1960’lı yıllardan evvel erkek ve kadınların daha ayrı bir şekilde dans ettiklerini görüyoruz, bu durum 60’lardan sonra değişiyor. Kadınlı-erkekli danslar bütün halk eğitimi döneminde istenen bir şeydi. Halk oyunları alanı 60’lardan sonra üniversite öğrencileriyle birlikte zevk alınan kadınlı erkekli bir eğlence alanı olarak açıldı ve bedenselliklerde gerçekten önemli aşamalar kaydedildi” diye konuştu.

Arzu Öztürkmen’in anlatımında dans etmek ya da dansı seyretmek, her ikisi de bedensellikle ilişkili meseleler. Öztürkmen, ünlü Rus yönetmen Andrej Tarkovski’nin kendi sineması için yaptığı tanımı alıntılayarak dansın bedensellikle olan ilişkisini şu sözlerle betimledi:

“Dansı diğer sanatlardan ayıran bir şey vardır, ben bunu tarif ederken hep Tarkovski’den örnek veririm. Tarkovski diyor ki; film sanatı öyle bir şeydir ki ancak deneyimleyebilirsiniz, izledikten sonra sinema salonundan çıkıp arkadaşınıza anlatamazsınız, eğer anlatırsanız bu hikâye olur yani başka bir sanat türü olur. Dans da öyle bir şeydir, dansı seyretmeye gittiğinizde sadece beynimizle seyredersek, bir hikâye bulmaya çalışırsak anlayamayız ama bedensel olarak ilişki kurarsak, bedenimizle anlamaya çalışırsak ancak o hakkını verebiliriz. Dans bir deneyimdir.”

BU+ oluşumunun bir parçası olarak hayata geçirilen Kitaplar Arasında projesi Homer Kitabevi’nin desteğiyle 2017 bahar dönemi boyunca Haziran ayına dek yazarlar ve okurları kitap sohbetlerinde buluşturmaya devam edecek.

 

 Haber/ Fotoğraflar : Gökçe Büyükbayrak /Kurumsal İletişim Ofisi

 

 

 

 

Tarih: 14 Mart 2017