Dijital çağda fotoğrafta "Karanlık Oda" nostaljisi

Boğaziçi Üniversitesi’nin renkli kulüpçülük geleneğinin 1929’dan bu yana önemli bir parçası olan Fotoğrafçılık Kulübü (BÜFOK), öğrencilerin en fazla ilgi gösterdiği kulüplerin başında geliyor. BÜFOK çalışmalarına hem geleneksel fotoğrafçılığı yaşatarak hem de modern teknolojileri bünyesine katarak devam ediyor. Robert College Photography Club olarak 1929’da kurulan ve 1972 yılında bugünkü ismini alan BÜFOK’tan Türkiye fotoğrafçılığına ve sinemasına damga vurmuş önemli pek çok isim yetişti. BÜFOK’un tarihini ve bugünkü çalışmalarını kulüp başkanı Muhammed Cambaz ile görüştük.

Günümüzde gittikçe kaybolmaya yüz tutmuş olan Karanlık Oda geleneğini, kulüp bünyesindeki analog kameralar sayesinde devam ettiren BÜFOK aynı zamanda fotoğrafçılığa ilgi duyan öğrenciler için temel fotoğrafçılık eğitiminin verildiği bir merkez olma özelliğini taşıyor. Nuri Bilge Ceylan, Ali Taşkıran, Laleper Aytek, Orhan Cem Çetin gibi Türkiye fotoğrafçılığının ve sinemasının önemli isimlerinin Boğaziçi’nde öğrencilik yıllarında üyesi olduğu BÜFOK, 1996 yılında çıkarmaya başladığı ve ülke çapında 50 sayı çıkardığı fotoğraf dergisi Geniş Açı sayesinde fotoğrafçılığın geniş kitlelere uzanmasında önemli bir rol oynadı. Fotoğraf tutkunlarının ilgiyle takip ettiği Geniş Açı, 2000’lerin başında yayın hayatına bağımsız bir dergi olarak devam etmiş, 2006’da son sayısını yayınlamıştı.

Üç yıldır kulübün üyesi olan ve şu an başkanlığını yürüten Muhammed Cambaz da kulübün eğitim faaliyetleri ile birlikte geçmişten gelen birikiminin altını çiziyor.

Boğaziçi Üniversitesi’ne ne zaman başladın?

2010 yılında Boğaziçi Üniversitesi Matematik Öğretmenliği (Lisansla Birleştirilmiş Tezsiz Yüksek Lisans Programı) Bölümü’nü kazandım. Batı Trakya Türkleri’ndenim. Yunanistan’dan geldim.

Fotoğrafçılığa ilgin nasıl başladı?

Fotoğrafa ilgim uzun zamandan beri vardı. Buraya geldiğim ilk yıllarda daha çok derslerimle ilgilendim. Kulüp faaliyetlerine fazla katılma fırsatım olmadı. Önce BÜSOS ile başladım. O zamanlar telefonumla sürekli fotoğraf çekiyordum. Arkadaşlarım da bu ilgimi fark ettikleri için sürekli kamera almamı tavsiye ediyorlardı.

O süreçte Fotoğrafçılık Kulübü’ne gitmeye başladım. Kulübe gitmeye başladığımda çok farklı bir ortamla karşılaştım. İnsanların birbirleriyle iletişim halinde, farklı fikirlere değer vererek ortak bir şekilde işleri yürüttüğünü gördüm. Bu sayede kulüp benim daha fazla ilgimi çekti.

Ne kadar zamandan beri kulüptesin?

Yaklaşık üç yıldır kulüpteyim. Bir yıl normal üye olarak devam ettim, sonraki sene Yönetim Kurulu’nda bulundum. Bu sene de kulübün başkanlığını yapıyorum. Etkin yıllarında kulübe dahil oldum. Daha çok fotoğraf sever öğrencilerin bir araya gelip, bir şeyler yapmaya çalıştığı bir kulüp BUFOK. Bu sene başında kulübün eski başkanlarıyla da bir toplantı yaptık ve faaliyet anlamında nasıl bir yol izleyebiliriz, kulübü nasıl daha etkin hale getirebiliriz düşüncesiyle bir beyin fırtınası gerçekleştirdik. Neticede yeni medyaya, sosyal medyaya yönelik ve cep telefonuyla fotoğrafçılığa yönelik etkinlikleri artırmaya karar verdik. Bunun üzerinden bir planlama yaptık.

Ne gibi etkinlikler düzenliyorsunuz? Kulübe yeni gelen üyeler ne ile karşılaşıyorlar?

Yeni gelen üyeler kendilerini hemen kulübün içerisinde buluyorlar. Bizim düzenli bir programımız var ve o programla hemen tanışıyorlar. Kulüp toplantılarında yapacağımız işlerin takvimini ve içeriğini bütün üyelerimizle birlikte değerlendiriyoruz. İnsanlar bu sayede kendilerini sıcak bir ortamda buluyorlar.

Yeni gelen üyelerimize temel fotoğrafçılık eğitimi veriyoruz. Enstantane ve diyafram gibi temel fotoğrafçılığa dair bilgileri aktarıyoruz. Daha sonra kompozisyon veya ışık bilgisi gibi bilgileri de aktarıyoruz. Bu aşamada fotoğraf yorumlaması üzerinden de ilerliyoruz. Bu yıl temel eğitimi daha da geliştirmeye karar verdik. Temel teorik eğitimden sonra üyelerimiz bu eğitimlerini uygulayabilsin diye yönetim kurulu üyelerimizle birlikte beşer kişilik gruplara ayrıldık. Katılımcı sayımız 150’yi bulmuştu bu sene. Gruplar halinde okulda ya da farklı mekânlarda fotoğraf çekme dersleri yaptık. Teoride öğrenilen bilgileri uygulamaya dönük olarak bu şekilde etkinlikler düzenledik. Her grupta daha tecrübeli üyelerimizden bir kişi bunuyordu ve bu şekilde fotoğrafçılığa yeni başlayan arkadaşlarımızın bu alanda ilerlemesini sağlıyoruz. Alan derinliği, enstantane, ışık durumu gibi temel konuların uygulamasını yaptık bu etkinlik sayesinde.

Buradaki grupları hem dijital hem de analog olarak ayırdık. Analogda direk fotoğrafı görme imkanımız yok ama fotoğraf çekiminin nasıl yapılması gerektiğini bu şekilde öğretebildik. Bu konuda önceki yıllara göre farklı bir yaklaşım ortaya koymuş olduk ve neticeleri de pozitif oldu.

Ben ilk geldiğim zaman kameramı elime almıştım ama neyin ne olduğunu bilmeden fotoğraf çekiyordum. Uygulamalı eğitimler sayesinde daha profesyonel bir şekilde ilerleme imkanı ortaya çıkıyor.

Bu aşamadan sonra gezilerimiz oluyor. Bazen konu belirleyip geziler yapıyoruz. Mesela Anadolu Kavağı’na “Bağ” temalı, Balat’a da “Sokak Fotoğrafçılığı” konulu geziler yaptık. Bu gezileri aynı zamanda bir yarışma konsepti içerisinde yaptık. Yarışma konseptinde küçük hediyeler de veriyoruz ama ondan daha önemlisi herkesin hangi seviyede olduğu ortaya çıkıyor. Aynı zamanda kulüp içi kaynaşma da artıyor bu sayede.

Onun dışında temel fotoğraf çekme eğitimlerini verdikten sonra karanlık oda eğitimlerini veriyoruz. Fotoğrafın karanlık odada nasıl hazırlandığını anlatıyoruz.

Kulüpte karanlık oda ve analog kamera var zaten değil mi?

Evet, şu an kulübümüzde hem karanlık oda hem de dört tane analog kamera var. Üyeler bu kameraları iki haftalık sürelerle kullanabiliyorlar. Bu sayede analog kullanma tecrübesini, filmleri yıkayıp fotoğraf çıkarma tecrübesi edinebiliyorlar. Karanlık odanın kulübümüzde olması bizim için çok önemli. Dijitalleşme ile birlikte İstanbul’da da bu işi yapan çok fazla yer kalmadı. Kimyasallar zor bulunuyor. Biz de gerekli materyalleri okul sayesinde elde edebiliyoruz. Önce eğitimini verdikten sonra fotoğraflarını yakmasınlar diye ilk aşamada yanlarında tecrübeli bir arkadaşımız bulunuyor. Bu sayede insanlar istedikleri kadar karanlık odayı da kullanabiliyorlar. Genel olarak da üyelerimizin karanlık odaya ilgisi bulunuyor. Aldığımız kimyasallar yaklaşık üç ay içerisinde tükeniyor. Haftada iki -üç kişi karanlık odayı kullanıyor genel olarak.

Söyleşiler organize ediyor musunuz?

Evet, bu sene Cem Talu, Hüsnü Atasoy ve Meral Güzelkan gibi isimleri ağırladık. Ayrıca Dilan Bozyel ile de“Fotoğraf Tarifi” konulu bir söyleşi gerçekleştirdik. Onların tecrübelerinden faydalanmak bizim için çok iyi ve yeni dönemde de söyleşilerimize farklı isimlerle devam edeceğiz.

Söyleşi: Talat Karataş/Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 22 Mart 2017