Dünyanın önde gelen entelektüelleri Nâzım için nasıl biraraya geldi?

‘’Nâzım Hikmet’in Açlık Grevi’’ konulu sergi Boğaziçi Üniversitesi’nde 15 Ocak’a dek sürüyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nin çağımızın en önemli şairlerinden Nâzım Hikmet’i konu alan akademik araştırma birikiminin yetersizliğinden yola çıkarak bu boşluğu doldurmak amacıyla hayata geçirdiği Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin açılış etkinliği olan ‘’Entelektüel Tarihimizde Kırılma Noktası: Nâzım Hikmet’in Açlık Grevi’’ sergisi 15 Ocak tarihine dek Albert Long Hall’de sürüyor.

Prof. Dr. Zafer Toprak küratörlüğündeki sergi, insan hakları ve entelektüel tarih açısından bir milat olarak kabul edilen Nâzım Hikmet’in açlık grevi ile Nâzım’ın yaşamında olduğu kadar ülke ve dünya kamuoyundaki etkilerini, belgeler, fotoğraflar ve tanıklıklar üzerinden ortaya koyuyor.

Çağdaş Arpaç ve Fatma Türe’nin tasarımına ve kurgusuna imza attığı sergi, şairin hapishane yıllarını hücre atmosferini yansıtan bir düzenlemeyle izleyicilere sunuyor. Tamamen geri dönüşebilir kağıt malzemeden hazırlanmış olan serginin grafik tasarımı ise Ferah Perker’e ait.  

Entelektüel Tarihimizde Kırılma Noktası: Nâzım Hikmet’in Açlık Grevi sergisinin küratörü Prof. Dr. Zafer Toprak,  açlık grevlerinin güçlü bir direniş biçimi olduğuna dikkat çekerek bugüne dek dünya genelinde oldukça ses getirmiş olan Dreyfus Davası ve Hindistan’ın ünlü lideri Mahatma Gandhi’nin açlık grevi gibi iki önemli tarihsel eyleme sergide yer vererek Nâzım Hikmet’in açlık grevi ile bu direnişler arasında bir bağ kurmak istediğini belirtiyor.   

Nâzım Hikmet ve açlık grevi

Bilindiği gibi, Nâzım Hikmet 29 Mart 1938'de askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvik suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkûm edildi, aynı yılın ağustos ayında ise askeri isyana teşvikten 20 yıla mahkûm edilerek toplamda 35 yıl ağır hapis cezası aldı sonradan 28 yıl 4 aya indirildi. Çeşitli ceza evlerinde 12 yıl tutuklu kaldıktan sonra, 1946 yılında TBMM'ne bir dilekçeyle başvurarak tahliyesini talep etti fakat bu isteği reddedildi. Bu arada Birleşmiş Milletler Örgütü'ne bağlı Uluslararası Hukukçular Derneği 9 Şubat 1950'de Nazım Hikmet'in serbest bırakılması dileğiyle TBMM başkanına, milli savunma ve adalet bakanlarına birer mektup gönderdi. Bu girişimlerden bir sonuç alamayan Hikmet, Bursa Cezaevi'nde 8 Nisan 1950'de bir açlık grevine başladı.

1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden Yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransa'yı terkedip bir süre Londra'da yaşamak zorunda kalmıştı. Zola, çabaları sonucunda Dreyfus Davası'nın yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna dönmüştü. Prof. Zafer Toprak, Dreyfus Davası ve Gandhi’nin açlık grevi gibi örneklerin dünya entelektüellerini buluşturan tarihi eylemler olduğunu belirtiyor; bu bağlamda sergide Nâzım Hikmet’in serbest bırakılması için Albert Camus’den Sartre’a dünyaca önemli aydınların entelektüellerin başlatmış olduğu kampanyalara yer verdiklerini ekliyor.

Sergi bir hapishane hücresi olarak tasarlandı

Prof. Toprak,  bir hapishane hücresi olarak tasarlanan sergiyle aynı zamanda Türkiye’de çeşitli dönemlerde yaşamlarının bir bölümünü hapishanede geçirmek zorunda kalan aydınlar bağlamında da bir mesaj verildiğini belirterek, sergide hücre duvarları olarak tasarlanan karton duvarların aslında düşüncenin hiçbir zaman hapsedilemeyeceği gerçeğini sembolize ettiğini belirtiyor. 

Merkezde sadece Nâzım değil, Türkiye’deki kültür insanlarına da odaklanacağız

Nâzım Hikmet’in sadece edebi değil aynı zamanda siyasi bir şahsiyet olması nedeniyle uzunca bir süre Türkiye’de şaire mesafeli durulduğunu anlatan Zafer Toprak,  bu bağlamda Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi gibi bir yapının Türkiye’de ancak Boğaziçi Üniversitesi gibi ‘özgür ve cesur’’ bir kurum bünyesinde kurulabileceğini belirtiyor. Toprak, merkezin Türkiye’deki pek çok yazar, düşünce insanı ve sanatçıyı kapsamak istediğini sözlerine ekliyor:

‘’Bu merkezi kurarken tek kaygımız Nâzım Hikmet değildi. Bu merkez ile birlikte Türkiye’deki kültür ve sanat politikalarını da irdelemeyi amaçlıyoruz. Bizim için Nâzım bir sembol. Etkinliklerimizde sadece Nâzım’a değil, Türkiye’deki diğer kültür sanat insanlarına da odaklanacağız. Örneğin bugüne dek akademi dünyasında yeterince araştırılmamış Sabahattin Ali ve Aziz Nesin gibi isimleri de ele alacağız.

 Haber: Kurumsal İletişim

Tarih: 22 Aralık 2014