Ekonomik kararlarımızdaki hata payını azaltmak mümkün mü?

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden Doç.Dr. Mehmet Yiğit Gürdal, Davranışsal İktisat’ın yükselişini değerlendirdi.

2017 Nobel Ekonomi Ödülü bu yıl ‘’Davranışsal İktisat’ın babası olarak gösterilen bir isme,  Richard Thalere verildi. "Dürtme" (Nudge) isimli kitabın yazarı olan Richard Thaler halen ABD'de Chicago Üniversitesi’nde akademisyen olarak çalışıyor.

İnsanların rasyonel olduklarını varsaymayıp nasıl davrandıklarına bakan ve bu davranışları veri alarak iktisat politikası geliştiren yaklaşımın öncülerinden biri olan Thaler’ın alana getirdiği en önemli yenilik,  davranışsal ekonomiyi psikoloji, muhakeme, karar verme gibi kavramlardan yararlanarak geliştirmesi. Harvard Business Review’da yer alan bir makalede de Thaler’in Nobel Ödülü almasının farklı disiplinlerden pek çok araştırmacının insan davranışına bakışını etkileyecek önemde olduğunun altı çiziliyor. 

72 yaşındaki Thaler’ın çalışmalarını bu anlamda ayrıştıran en belirleyici özellik ise, ekonomide yaygın olarak kullanılan "Herkesin rasyonel ve bencil olduğu" varsayımı yerine daha "insani" olabileceği varsayımına yer vermesi. 

Ülkemizde oldukça sınırlı sayıda araştırmacının ilgilendiği alanlardan biri olan Davranışsal İktisat’a Nobel Ödülü ile birlikte gelen ilgiyi, Boğaziçi Üniversitesi’nde bu alanda çalışan akademisyenlerden, Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Yiğit Gürdal ile konuştuk.

Bu sene Nobel Ekonomi alanında ödülün davranışsal iktisat alanında uzman bir isme, Richard Thaler'e verilmesi bu alana yönelik ilgiyi yeniden uyandırdı. Bilindiği üzere bundan 15 sene önce aynı ödül, bu alanın kurucusu sayılabilecek Daniel Kahneman'a verilmişti. Siz de davranışsal iktisat çalışan bir akademisyen olarak Nobel'in son 15 yıldır iki defa bu dal üzerine verilmiş olmasını nasıl yorumluyorsunuz öncelikle? Başka bir deyişle son yıllarda davranışsal iktisat neden bu kadar revaçta?

Mehmet Yiğit Gürdal- Davranışsal iktisadın bu denli popüler hale gelmesinin üç ana sebebi var. Birincisi, geçtiğimiz yıllarda finansal piyasalarda gözlenen ve teorik modellerin öngöremediği kapsamda büyük çalkantılar. İkincisi, çok iyi işlediği düşünülen kimi büyük ticari kuruluşların temel insani zafiyetler üstüne bina edildiğinin ve bir anda çökebileceğinin gözlenmesi. Üçüncüsü ve bence en önemlisi ise devletlerin emeklilik ve sağlık alanından kademe kademe çekilip bunlara ilişkin planlama ve karar süreçlerini bireylerin kendilerine terk etmeleri. Bu tür kararlar çok sayıda belirsizliği hesaba katmayı ve uzun bir dönemde olacakları kestirmeyi gerektirdiğinden, bireylerin hata yapabileceği düşünülüyor. Davranışsal iktisadın bu noktada devreye girip hataları azaltabileceğine dair beklentiler mevcut.

Richard Thaler'ın ödüle layık görülen yaklaşımında psikoloji alanının da etkisi çok büyük. Sizce davranışsal iktisat alanı yeni disiplinler ve yeni yaklaşımlarla farklı bir kulvara mı giriyor önümüzdeki dönemde? Thaler'in yaklaşımı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Richard Thaler değindiğiniz üzere psikolojinin bulguları ve metodolojisinden geçmişten bu yana istifade edegelmiş bir isim. Davranışsal iktisadın tarihine baktığımızda, Thaler gibi birçok başka ismin de psikoloji, sinirbilim, genetik gibi alanların bulgularını yakından takip ettiklerini ve bunları ciddiyetle ele aldıklarını görüyoruz.

Thaler’in alamet-i farikası ise “nudge”  yani “dürtme” tabir etiği bir nevi regülasyon mekanizmasının üzerinde duruyor olması. Bu yaklaşım, bireylere elden geldiğince özgür bir hareket alanı bırakıp seçimlerini şekillendirmek ve bu seçimlerin onların yahut toplumun yararına olmasını sağlamaktan ibaret. Kendileri buna liberteryen paternalizm diyor. Bunun bir dört yol ağzına döner kavşak yapıp trafik ışıkları koymak gibi çok eski örnekleri mevcut. Daha güncel örnekler ise Thaler’in öncülük ettiği ve kişileri daha çok birikim yapmaya, emeklilik portföylerini daha aktif şekilde değerlendirmeye sevk ettiği düşünülen uygulamalar. Bizde de yeni yeni hayata geçirilen otomatik katılım sistemi buna bir örnek.

Bazı uzmanlar irrasyonel kararların alım süreçlerinin sadece ekonomiyi değil siyaseti ve başka pek çok alanı da belirlediği görüşünde. Donald Trump'ın ABD Başkanı seçilmesi bunun en bariz örneği sayılabilir. Siz bir davranışsal iktisatçı olarak bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Siyasi tercihlerin irrasyonel olduğunu varsaymak bana çok kolay gelmiyor. Bahsettiğiniz örnekte olduğu gibi bir aday şayet kurumlar vergisini düşürmekten yahut dışarıdan gelecek iş gücünü kısıtlamaktan bahsediyorsa bir şirket sahibinin yahut bir mavi yakalı çalışanın tamamen rasyonel saiklerle kendisine oy vermesi beklenebilir.

Daha genel anlamda insanların topyekûn bir irrasyonellik içinde karar verdiklerini düşünmek, her daim bir yanlış yapmaya meyyal olduklarını varsaymak mümkün değil. Burada makul olan bazı bağlamlarda verilen kararların kayda değer düzeyde irrasyonellik barındırdığı, bazı bağlamlarda ise insanların sanki karmaşık bir makineden yardım almışçasına doğru kararlar verebildiklerini kabul edip önyargısız yaklaşmak.

Öte yandan davranışsal iktisadın zayıf yönlerinden biri olarak şirketlerin ve devletlerin tutumu gösteriliyor. Şirketler ve /veya devletler belirli çözümlerin çalışanları veya bireylerin yararına olduğunu düşünerek politikalar belirleyebilirler ancak bu çözümler her zaman iyi -olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Sizin bu konudaki yorumunuzu alabilir miyiz?

Bireylerin kararlarını yönlendiriyor olmak aynı zamanda temel bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Bu kararlar beklentilerin aksine olumsuz sonuçlar ürettiğinde sorumluluk kime ait olmalı? Örneğin bireysel emeklilik şirketleri sık sık müşterilerine yatırım önerilerinde bulunuyor, sağlık sektöründen kuruluşlar insanları düzenli şekilde tetkikler yapmaya davet ediyor. Bu yatırım önerilerinin yanlış çıktığı durumlarda, yapılan tetkiklerin yanlış teşhislerle gereksiz müdahalelere sevk ettiği vakalarda sorumluluk kimin olmalı? Bence davranışsal iktisadı günlük hayatta kullanılır hale getiren “nudge” gibi yaklaşımların en büyük problemi buna tatminkâr bir cevap sunamıyor oluşları.

Davranışsal iktisat daha çok mikro ekonomik kavramlarla ilgilenirken ekonomi politikaları makro düzeyde kavramlar ve sorunlarla meşgul. Bu iki alan arasında sizce nasıl bir entegrasyon söz konusu olabilir? Ya da olabilir mi?

İktisatta davranışsal yaklaşımın vergi oranını değiştirmek, politika faizini belirlemek, asgari ücreti düzenlemek gibi makro politikaların yerini alması, bunların gücüne erişmesi, toplumsal refaha bunlar benzeri bir etki yapması bu aşamada kesinlikle mümkün değil.

Çok önemli bir davranışsal iktisatçı olan George Loewenstein popüler bir gazete yazısında çarpıcı örneklerle davranışsal iktisadın ancak sınırlı olabilecek katkısını ele alıyor. Örneğin elektrik tüketicilerine, kendi tüketimlerinin komşularınınkine nazaran ne düzeyde olduğunu bildirmek kısmi bir tasarruf yaratabiliyor, ancak kapsamlı bir karbon emisyonu vergisinin bununla mukayese edilemeyecek denli büyük etkileri olacağı aşikâr. Bu aşamada davranışsal iktisadı temel makroekonomik politikaların mütevazi bir tamamlayıcısı olarak düşünmek bana daha doğru geliyor

Boğaziçi'nde davranışsal iktisat üzerine yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi alabilir miyiz? Gelecek dönem açacağınız dersten söz etmiştiniz, nasıl bir içerik tasarlıyorsunuz?

Bir deneysel ekonomi laboratuvarımız var ve burada ekonomi deneyleri gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda lisans düzeyinde açılan bir deneysel ekonomi dersi mevcut ve bu derste öğrenciler oldukça ilginç projeler yapıyorlar. Ders kapsamında öğrenciler stratejik akıl yürütme, kamu malları, sosyal tercihler, belirsizlik altında karar alma gibi konuları ele alıyor ve bunlara ilişkin deneyleri tanıyorlar. Benim dışımda, benzer çalışmalar yürüten hocalarımız da davranışsal finans ve oyun teorisi gibi alanlarda araştırmalar yapıyorlar.

Türkiye'de hala sınırlı sayıda akademisyen bu alanda çalışıyor, sizce bunun nedeni ne olabilir?

Bu sayı sanırım artma eğiliminde. Ben doktorada iken bu alanda çalışmak isteyen öğrenci sayısı sınırlı idi ve iş imkânları görece daha azdı. Şimdi ise neredeyse haftada bir, bu alana ilişkin bilgi ve tavsiye isteyen e-mailler alıyorum. Bu alanda gerek akademide gerek şirketlerde birçok iş imkânı mevcut. Zamanla kamunun da davranışsal yaklaşımları kimi kurumlarda etkin hale getireceğini ve bilhassa regülasyona dönük kurumlarda bu yaklaşımlara hakim bireyleri istihdam edeceğini bekleyebiliriz.

 

Söyleşi: Özgür Duygu Durgun /Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 02 Kasım 2017