‘’Erişilebilir ve güzel bir hayat’’ neden gerçek olmasın?

Yunus Tarık 23 yaşında bir öğrenci. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde okurken hiç beklemediği ve planlamadığı bir zamanda bir telefon geliyor ve BBC’den Londra ofisi için bir staj teklifi alıyor. Erasmus+ Staj Hareketliliği programı kapsamında şu anda Londra’da bulunan Yunus’un sıra dışı öyküsü işte böyle başlıyor…

Yunus, bir görme engelli olarak bir gün tek başına Brighton’a yaptığı gezi sayesinde sosyal medyada büyük ilgiyle karşılanıyor. Hatta BBC bu sıra dışı tecrübenin hikâyesini haber yapıyor. Aslında bu gezi Yunus’un ilk seyahat macerası değil. Daha önce de, Boğaziçi’ndeyken tanıştığı Engelsiz Pedal Derneği ile bisiklet yolculukları yapan, hatta otostop tecrübesine de sahip olan Yunus ile ‘’Erişilebilir ve güzel bir hayat’’ fikrinin gerçeğe dönüştüğü Londra günlerini konuştuk. Yunus, Londra’da yaşarken görme engelinin bir dezavantaj olmaktan çıkıp bir farklılık haline geldiğini anlatıyor…

 

BBC Türkçe bölümünde staj yapmak üzere İngiltere’desiniz, bu fikir nasıl gündeme geldi ve nasıl gittiniz?

Yunus Tarık- Aslında ne böyle bir planım, ne de düşüncem vardı biliyor musunuz? “İnsan bugün mutlu, yarınından umutlu olunca hayat ona kapılar açar” denir ya hani, bu da tam işte öyle oldu.

Ben bir yandan eğitimime devam ederken bir yandan da gençleri sosyal inovasyon projeleriyle yetiştiren bir sivil toplum kuruluşu olan Young Guru Academy’ye başvurdum ve seçildim. Ardından YGA’nın görme engelli projelerinde sorumluluk almaya başladım. Bir gün YGA ofisten bir telefon geldi: “Yunus, BBC ile olan partnerliğimiz kapsamında her yıl YGA programında başarı gösteren görme engelli bir öğrenciyi staja göndereceğiz. Biz ilk olarak seni düşündük. Sen ne dersin?” Ve şimdi o telefonla gelişen süreç sonunda Londra’dayım.

Boğaziçi’nde Psikoloji Bölümü’nde öğrencisiniz, ancak staj için gazetecilik ve iletişim alanını tercih ettiniz, özel bir nedeni var mı? Motivasyonunuzu oluşturan ne oldu bu alana yönelik?

Gelecek kariyerimde terapist olmayı planlıyorum. Aslında bakıldığında gazetecilikle terapistlik uzak gibi görünebilir ama ben o şekilde düşünmüyorum. Her ikisinde de büyük oranda insanların hikâyelerini keşfediyorsunuz ve bu hikâyeler üzerine çalışıyorsunuz. Bu noktada gazetecilik stajım, farklı kültürlerle bir arada bulunmam ve uzun süreli yurtdışı yaşama deneyimimin terapistlikte bana çok yardımcı olacağını düşünüyorum.

BBC’de nasıl bir ortamda çalışıyorsunuz? Bize biraz günlük iş temponuzu anlatır mısınız?

Öncelikle BBC’nin genel çalışma mantığından başlamak isterim. BBC Türkçe ekibiyle beraber çalışıyorum. BBC'nin 30 farklı dilde yayınları mevcut. Dil servisleri genel olarak %70 oranında dünya servisinin haberlerini kendi dillerine adapte ediyorlar ve geri kalan %30'luk kısmı da kendileri üretiyorlar. Ürettikleri haberler dünya servisi tarafından ilgi görürse onu da İngilizceye çeviriyorlar diğer dil servisleri ve dünya servisi için.

Bu noktada bizden sorumlu yöneticilerimiz buna benzer görevleri dağıtıyor. Bu noktada ilk aşamada habercilik mantığını ve dilini öğrendikten sonra diğer gazeteci arkadaşlarım gibi benimde günlük görevlerim olmaya başladı. Günlük akışımı da şöyle anlatabilirim: Sabah 09:00 gibi ofiste oluyorum. Sonrasında yarım saat 45 dakika haberlere göz atıyorum. 10:00 gibi ekip toplantısı oluyor ve günün akışı çıkarılıyor. Sonrasında da toplantıda aldığımız aksiyonları uyguluyoruz.  

Londra yaşamak için sizce nasıl bir yer? Görme engelli bir birey olarak yaşam kalitesi açısından İstanbul ile kıyaslamanızı istesek neler söylersiniz?

Londra bir görme engellinin yaşaması için oldukça elverişli bir yer. Öncelikle çok geniş ve kapsamlı bir toplu taşıma ağına sahipler. Ulaşım noktasında herkes rahatça toplu taşımaya başvuruyor. Onun dışında gündelik hayatımda ve iş hayatımda da en çok hoşuma giden şey kişilerin farkındalık seviyelerinin çok yüksek olması.

Görme engeliniz burada bir dezavantaj olmaktan çıkıp bir farklılık haline geliyor. Sadece, siz görme engelinizle daha iyi bazı şeylere nasıl ulaşırsınız diye düşünüyorlar.

Örneğin BBC’ye ilk geldiğimde bilgisayarı kullanmak için bir ekran okuyucu programa ihtiyacım olduğunu söyledim. IT birimi hiç sorgulamadan, bu program ne demeden kendilerinde olduğunu ve kurabileceklerinden bahsettiler. Türkiye'de önce bu tip hakları almak için yöneticinize bu programın ne olduğunu anlatıyorsunuz ve sonradan büyük uğraşlar sonucu bu imkânları kazanabiliyorsunuz. Burada adeta her şeyin provası yapılmış gibi.

Brighton’a tek başına yaptığınız seyahatiniz basında ve sosyal medyada ilgi çekti. Böyle bir seyahati daha önce yapmış mıydınız?

Çocukluktan beri gezmeyi ve yeni yerlere gitmeyi çok seviyorum. Bu serüvende öncelikle babamın emeği çok büyüktür. Üniversite hayatına geçtiğimdeyse bu gezme hissi hiç sona ermedi. Hazırlık yıllarında okulumuzdaki bisiklet kulübü aracılıyla Engelsiz Pedal adlı bir bisiklet derneğiyle tanıştım ve onlarla uzun ve keyifli bisiklet turları yaptım. İlk defa onlarla beraber çadırlı kamplara katıldım.

Sonrasında sosyal medya aracılığıyla iki otostopçuyla tanıştım ve benimle beraber otostop yapıp bunu da bir belgesel haline getirip yayınlamak istediklerinde de çok heyecanlanmıştım. Bu otostop sonucunda bu belgeseli çektik ve TRT'den ikincilik ödülü aldık. (https://www.youtube.com/watch?v=P_x1bo8tw4s)

Sonrasında da 4 -5 kez yurtdışına farklı farklı gezilerim oldu. BBC stajım başladığında da yakınlardaki şehirlere gidip oraları keşfettikçe gazeteci arkadaşlarımla paylaşıyordum ve onlar da bu gezilerden birinin videosunu çekmek istediler. Bir sonraki gezimi sordular ve ben de Brighton'a gideceğimi söyledim.

Bir gün tek başına dünyayı dolaşmak istediğinizi belirtiyorsunuz, bu bir plan mı ya da temenni mi?

Dünyayı dolaşmak çoktan beri aklımdan geçen bir düşünce. Hem de öyle uzun vadeli bir şey değil. Okulumu bitirdikten ve biraz para kazandıktan sonra aşama aşama başlayacağım bir aksiyon olacak. Bunun için gezi bloglarını takip ediyorum ve farklı gezginlerle şimdiden tanışmaya başladım.

BBC stajınızdan sonraki planlarınız neler, Boğaziçi’nde dönüp bölümü bitirmek ve sonrasına dair planlarınız varsa bizimle paylaşır mısınız?

Aralık ayının sonunda stajımı bitiriyorum ve kalan dokuz dersimi vermek için Boğaziçi'ne döneceğim. Sonrasında öncelikle psikoterapi master’ımı yapmak istiyorum. Gönlümden geçen yer şu an için sanırım Londra. Bugün burada yani Londra'da gerçekten erişilebilir ve güzel bir hayat yaşıyorum. Buradaki güzellikleri ve farkındalığı ülkemize de taşımak istiyorum. Umarım gerçekleştirebilirim.

 

Söyleşi: Özgür Duygu Durgun/Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 12 Aralık 2017