Erken yaşta dil öğrenen çocuklar akademik ve sosyal hayatta daha başarılı

Boğaziçi Üniversitesi’nin BU+ Etkinlikleri çerçevesinde “Çocuk” temasıyla başlattığı yeni “Açık Ders” serisinin 18 Ocak’ta gerçekleşen dördüncü seminerinde ‘Erken Çocukluk Döneminde Dil Öğrenimi’ konusu ele alındı. Prof. Dr. Belma Haznedar tarafından verilen seminerde, iki ya da daha fazla dilliliğin çocuklar açısından bilişsel, sosyal ve psikolojik boyutları ele alındı.

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Belma Haznedar tarafından verilen “Çocuk ve Dil: Erken Çocukluk Döneminde İkinci/Yabancı Dil Öğrenimi” isimli seminer Boğaziçi Üniversitesi ve Beşiktaş Belediyesi’nin işbirliği ile Akatlar Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Haznedar, seminerde aynı beyinde iki ya da daha fazla dil öğreniminin nasıl ortaya çıktığını, iki ya da daha fazla dil bilmenin çocuğa bilişsel, sosyal ve psikolojik katkılarını ve çocukların dil öğrenimindeki yaklaşımları tartıştı.

“İnsan beyninin dil öğrenme konusunda herhangi bir sınırı yok”

Herhangi bir patolojik sorunu olmayan her çocuğun, kullanma olanağına sahip olduğu müddetçe ‘maruz kaldığı’ dili ve dilleri öğrenebileceğini belirten Haznedar, insan beyninin bu konuda herhangi bir sınırı olmadığının altını çizdi. İki veya daha fazla dile maruz kalan çocukların konuşma sürecinde gecikme olmasının normal olduğunu aktaran Haznedar, “Bu gecikme normaldir. Çünkü iki veya daha fazla dile maruz kalan çocuğun işlemesi gereken bilgi hem daha fazla hem de daha komplekstir” ifadelerini kullandı.

Kaç dilli olursa olsun her çocuğun söyleneni anlamaya konuşma sürecinden önce başladığını aktaran Haznedar, “Bir çocuk 13 aylıkken ortalama 10-15 sözcük kullanabilir, ancak 100 civarında sözcük anlar. 45 sözcük ürettiği evrede yaklaşık 200 sözcüğü anlayabiliyordur. Anlama evresi üretme aşamasından önce geliyor. Yani ‘anlıyorum ama konuşamıyorum’ cümlesinin aslında dilbilimsel kanıtları var” dedi.

Dil öğrenimi anne karnında başlıyor

Yeni doğan bir bebeğin bile annesinin sesini ayırt edebildiğini vurgulayan Haznedar, dil işlemleme sürecinin doğumdan önce, anne karnında başladığını belirtti. “Dilin prozodisini (ezgisini) ayırt etmeye anne karnında başlanıyor ve doğumdan 2 ay sonra bile bir bebek çevresinde konuşulan dilin diğerlerinden farklı olduğunu anlayabiliyor. Anadiline ve diğer dillere verdiği tepkiler farklılaşıyor” ifadelerini kullanan Haznedar, dillere göre gelişim basamaklarının da dilin morfolojisine göre değiştiğini, Türkçe konuşan bir çocuğun henüz 1,5 yaşındayken geçmiş zaman kipinde cümle kurabilmesine karşın İngilizce konuşan bir çocukta bunun üç yaş civarında gerçekleştiğini aktardı.

“İki dillilik iki dile de aynı seviyede yetkin olmak demek değildir”

Dünyada yaklaşık 200 ülkede 7000 civarında dil konuşulduğunu belirten Haznedar, bu bilginin bile iki ve çok dilliliğin sanılanın aksine ne denli yaygın olduğunu anlamakta önemli bir veri olduğunu söyledi.

İki dilliliğin iki dile de aynı derecede yetkinlik anlamına gelmediğini vurgulayan Haznedar, dengeli iki dilliliğin yetkinlik açısından son derece ender olduğunun altını çizdi. “Bir dilde okuma yazmayı öğrendiğiniz zaman, diğer dilde o beceriniz olmadığı takdirde farklılıklar olacaktır. Yaşanılan ortam ve eğitimden ötürü dillerden biri çoğu zaman baskındır” ifadelerini kullandı.

“İki ya da daha fazla dile maruz kalmak çocuğun kafasını karıştırmaz”

İki ya da daha fazla dile maruz kalan bir çocuğun dillerin kullanımı açısından kafasının karışmadığını ve kullanma olanağına sahip olduğu müddetçe dilleri kolaylıkla birbirinden ayırt edebildiğini vurgulayan Haznedar, “Eşzamanlı iki dillilikte çocuklar 2 yaşından itibaren dilleri birbirinden ayırt etmeye başlıyor” dedi.

Dilin konuşulduğu ülkede yaşamak ile dile başlama yaşının belirleyiciliğini de tartışan Haznedar, “Almanya ya da Fransa’da 30 yıl kalsa dahi dilleri bilmeyen insanlar oluyor. Bu tek başına belirleyici değil” ifadelerini kullandı.

“Aksan, dile yetkinlik açısından belirleyici değil”

Dil öğrenmede kritik bir yaş olup olmadığı tartışamasının literatürde devam ettiğini aktaran Haznedar, “1970’li yıllarda 6 yaşının dil öğrenme açısından kritik olduğunu, bu yaştan sonra dilin anadil gibi öğrenilemediğini ve aksanın hiçbir zaman anadil gibi olmayacağını söylerlerdi. Ama biz bugün aksanı belirleyici saymıyoruz ve bu meseleye daha esnek bakıyoruz. Bir dilde tüm iletişim biçimlerinde başarılı olunduğu müddetçe aksanın önemi azalıyor” dedi. Haznedar, kişinin konuştuğu dili ya da dilleri fonksiyonel anlamda geliştirebilmesinin yanında aksanın ikincil bir öneme sahip olduğunu vurguladı.

İki dillilik akademik ve sosyal başarıyı arttırıyor, bilgiyi işleme ve kullanmada esneklik sağlıyor

İki veya daha çok dilli bireylerin bilgiyi algılama, işleme ve kullanma konusunda daha esnek ve kavram geliştirmede daha başarılı olduğunu aktaran Haznedar, bu kişilerin değerlendirme becerisinde de tek dillilere göre üstünlük olduğunu belirtti. Erken yaşta dil öğreniminin problem çözme ve yaratıcılığa katkıda bulunduğunu aktaran Haznedar, iki dilliliğin beyin yapısını farklılaştırdığının nörolojik kanıtları olduğunu söyledi. Haznedar, özellikle erken yaşta dil öğrenen çocukların ileride akademik ve sosyal anlamda daha başarılı olduğunun da altını çizdi.

“İki dillilik yalnızca çocuklukta değil; ileriki yaşlarda da etkili” diyen Haznedar, 40’lı yaşlarda insanlarda bilişsel düşüşlerin başladığını, iki dilliliğin bunu ortalama 5 yaş geciktirdiğini ifade etti. Haznedar, tek dilli bireylerde 70 yaşında görünen Alzheimer gibi hastalıkların iki dilli bireylerde 75 yaşına ötelenebildiğini belirtti.

“Haftada 2 saatlik eğitimle dilin öğrenilmesi mümkün değil”

Okullarda İngilizce öğrenimindeki başarısızlığın Türkçe’nin farklı bir dil ailesinden olmasıyla ilişkilendirildiğini, ancak bunun tamamen doğru olmadığını aktaran Haznedar, “Diller arası benzerlikler elbette kolaylık sağlar; ama farklı dil ailelerinden de ikinci ve üçüncü dil öğrenmek mümkündür” ifadelerini kullandı. Türkiye’de yabancı dil öğreniminin büyük sıkıntılardan biri olduğunu ve gelişen dünyada iki dilliliğin neredeyse zorunlu hale geldiğini aktaran Haznedar, devlet okullarında haftada 2 saatlik eğtimle dilin öğrenilmesinin mümkün olmadığının altını çizdi.

Haznedar, “Anadilin diğer dili öğrenirkenki etkileri çok uzun sürebilir. Kimse bir çırpıda başka bir dil öğrenemez. Öğretim planı yaparken dilde neyin önce, neyin sonra öğrenileceğine dair bir dizayn yok” dedi. “Okullardaki eğitim kelime odaklı, dilin fonksiyonel anlamda kullanılabilmesini sağlamıyor, üniteler arasında bağlantı yok ve dilin kullanım mantığına uygun değil” ifadelerini kullanan Haznedar, dil öğreniminin öykü, oyun, üretici etkinlikler ve şarkılar üzerinden fonksiyonel hale getirilebileceğini belirtti.

1 Şubat’ta ‘Çocuk ve Ahlak’ semineri

Boğaziçi Üniversitesi Kültür Sanat Komisyonu tarafından hayata geçirilen, Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi’nin desteği ve Beşiktaş Belediyesi işbirliğiyle düzenlenmekte olan “Her Yönüyle Çocuk” temalı Açık Dersler çerçevesinde Akatlar Kültür Merkezi’nde 1 Şubat 2018’de Dr. Melike Acar’ın vereceği “Çocuk ve Ahlak” semineri yer alacak.


Haber: Sinan Cem Deveci / Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

Tarih: 19 Ocak 2018