Güzel Sanatlar okumak yerine Boğaziçi’ni tercih etti, ödüllü bir yönetmen oldu

2013 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olan Merve Çirişoğlu Çotur, Suriyeli savaş mağduru bir çocuğu anlattığı “The Box” animasyon filmiyle uluslararası arenada ses getirdi ve "En İyi Animasyon" dalında tam sekiz ödül birden aldı. Kurucuları arasında yer aldığı İyilikhane Yetimlerle Dayanışma Derneği üzerinden sosyal yardımlaşma kampanyalarıyla dünyanın çeşitli yerlerinde projeler gerçekleştiren Çotur, halen animasyon çalışmalarını Londra’da yürütüyor. Çotur’la Boğaziçi’ndeki eğitim hayatını, ödüllü filmini, Boğaziçi’nde başlayıp Türkiye’ye yayılan sosyal sorumluluk çalışmalarını konuştuk.

Merve Çirişoğlu Çotur, Boğaziçi Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra University of Arts London’da animasyon eğitimi aldı. Hazırlamış olduğu animasyon filmiyle dünyanın dikkatini Suriye’de yaşanan drama çekerken, geçtiğimiz günlerde Türkiye Diyanet Vakfı tarafından verilen İyilik Ödüllerini alan isimler arasında yer aldı. Çotur, kendisiyle yaptığımız röportajda Boğaziçi’nde aldığı eğitimin öneminin altını çizdi.

Kendinizden bahseder misiniz?

İlkokulu ve liseyi İstanbul’da bitirdim. Lisansımı 2013’te Boğaziçi Üniversitesi Matematik Öğretmenliği bölümünde, yüksek lisansımı 2016’da University of the Arts London Animasyon bölümünde birincilikle tamamladım. Şu anda Londra’da animasyon, illüstrasyon ve eğitim üzerine hizmet verebileceğim bir şirket kurmaya hazırlanıyorum. Diğer yandan üç yıl önce dostlarımla kurmuş olduğum İyilikhane Yetimlerle Dayanışma Derneği’ndeki görevime devam ediyorum.

Boğaziçi’ndeki eğitim hayatınız nasıl geçti? Boğaziçi’ne dair neler hatırlıyorsunuz? Bu okul size neler kattı?

Boğaziçi Üniversitesi, liseye başladığım ilk günlerden beri hayallerimi süsleyen tek üniversiteydi. Orada geçirdiğim beş yılı güzellikle yâd ediyor ve çok özlüyorum. Boğaziçi’nin, hem öğrenci hem akademisyen profili, hem de öğrencilerine sunduğu imkânlar bakımından nadide bir üniversite olduğuna inanıyorum. Animasyon yüksek lisansı yaptığımı öğrenen bazı kişiler “Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okumak ister miydin?” diye soruyorlar. “Hayır,” diye cevap veriyorum. Animasyon alanında çalışmalar yapmaya çok önceden de karar verseydim, yine Boğaziçi’nde okumayı tercih ederdim.

Teknik bilgi, internette de öğrenilebilir. Ama her okul öğrencisine kaliteli bir çevre, yaratıcı ve eleştirel düşünme yeteneği ve geniş bir vizyon kazandıramıyor; her an kendini yenileyen hocalarla buluşturamıyor. Eğitim Fakültesi’nde aldığım birçok derste onlarca proje hazırladık, değişik alt yapılardan öğrencilerle iş birliği yaptık, yeni çalışmalar inşa ettik ve kaliteli içerikleri farklı bakış açılarıyla tartıştık. Bunlar, sadece okuduğumuz bölümün mesleğinde değil, her alanda ihtiyacımız olan şeylerdi ki alakasız gibi görünen Animasyon bölümünde bile bunların eğitimimi kolaylaştırıcı etkisini gördüm.

Bununla birlikte, Türkiye’nin 64 şehrine yayılan ve yüzbinlerce liralık bütçeye ulaşan Kitap Ayracı Projesi’ni de Boğaziçi’ndeki arkadaşlarımla başlatmıştım. Boğaziçi’nde öğrenciler kolay organize olabiliyorlar, güçlü bağlantılar kurabiliyorlar ve birlikte sağlam işler yürütebiliyorlar. Bunu sadece Kitap Ayracı Projesi’nde değil, emek verdiğimiz dergilerde de geniş çaplı programlar hazırladığımızda da tecrübe ettim.

Animasyon ile ilgilenmeye ne zaman başladınız?

Ben çocukluğumdan beri hobi olarak çizim yapıyorum. Profesyonel olarak bu alanda yer almaya karar vermem, Boğaziçi Üniversitesi’nde yaptığımız çalışmalar esnasında kalbime yerleşti. Türkiye’de gelişmekte olan animasyon sektöründe daha üretken ve daha faydalı olabileceğime kanaat getirdim. Mezuniyetten sonra kendi çabalarımla animasyon programlarını öğrendim, bir süre bir animasyon stüdyosunda stajyerlik yaptım, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Animasyon Girişimcilik Programına katıldım ve yoğun çalışmaların sonunda University of the Arts London'da Animasyon bölümünde yüksek lisans yapmaya hak kazandım ve Aralık 2016’da eğitimimi tamamladım.

“The Box” animasyon filminin uluslararası alanda ciddi bir başarı elde ettiğini görüyoruz. Bu film nasıl ortaya çıktı?

UAL’de mezuniyet projesi olarak bir kısa animasyon filmi yapmak için kalemi elime aldığım günlerde Suriye’ye dair gündemimize yoğun haberler düşüyordu. Şahit olduklarım, Suriyeli yakınlarımdan dinlediklerim, kalbimde büyük bir yer edinmişti. Bunları animasyon dünyasına taşımak, savaşın bir çocuğun hayatına olan etkisini çizgilerle anlatmak istedim. Türkiye, İngiltere, Malezya, Finlandiya, Norveç ve Romanya’dan arkadaşlarımla 10 kişilik bir ekip kurdum. Filmin dünyada ses getirmesi için her bir sahnesine altı ay boyunca büyük emek verdik, 5.000’i aşkın çizimle animasyonu kare kare dokuduk. Üç ay içinde 35 festivalden kabul aldı, yedi festivalde En İyi Animasyon/Öğrenci Filmi ödülüne aday gösterildi ve İngiltere, Hindistan, İsviçre, Belçika, Romanya, ABD, Kanada, İtalya’daki festivallerde En İyi Animasyon ödülünü kazandı.  

Filmin hikâyesini anlatır mısınız?

The Box animasyonu, Suriyeli savaş mağduru yetim bir çocuğun ve kedisinin hikâyesini konu alıyor. Karton kutu, filmdeki en temel metafor. Filmin başında kutu, mutlu bir çocuğun oyuncağı iken, sonra onun gerçek evi, korunağı ve en nihayetinde onu umuda doğru taşıyan bir bot haline geliyor. Bu, maalesef sadece bir hayal gücü ürünü değil. Hem Suriye içerisinde hem de ülke dışındaki pek çok kamptan gelen fotoğraflarda, gerçekten de karton kutudan başka yatacak bir yeri olmayan çocuklar görüyoruz.

Boğaziçi’nden Türkiye’ye yayılan "Kitap Ayracı" hareketi

Bütün bunların yanında sivil toplum faaliyetleri de yürütüyorsunuz. İyilikhane isimli sivil toplum girişiminin başkanısınız. Sivil toplum faaliyetlerine ne zaman başladınız ve ne gibi projeler yürüttünüz? Boğaziçi bu anlamda size neler kazandırdı?

Sivil toplum faaliyetlerine aktif olarak Kitap Ayracı Projesi’yle başladım. Boğaziçi’nde iki öğrenciyken kitap ayracı çizimleri yapıp ihtiyaç sahibi insanlar için satmaya başlamıştık. Önce küçük bir arkadaş çevresinde yaptığımız çalışmalar, web sitemiz, sosyal medya hesaplarımız, İngilizce sayfalarımız ve arkadaşlarımızın desteğiyle kısa bir süre içerisinde çığ gibi büyüdü ve Türkiye'de pek çok üniversiteye yayıldı. Yüzlerce çeşit çizim yapıp on binlerce ürün ürettik ve hedef kitlemiz sadece bizim gibi öğrencilerdi. İstedik ki herkes -ihtiyaç sahibi bile olsa- kesesinden 3-5 lirayı bir mazlum için ayırabilsin. Bunun bereketinin çok daha başka olduğuna inandık. Nitekim mahcup da olmadık. Birkaç yıllık çok sıkı ve düzenli bir çalışmanın neticesinde, bu ürünlerden elde edilen gelir ile bir yetimhane ve koca bir okul inşa ettirdik.

Şu an çalışmalarımız İyilikhane çatısı altında devam ediyor ve üçüncü yetimhanemizi inşa ediyoruz. Ayrıca 10-20-30 lira düzenli bağış yapan yüzlerce hayırseverle iyilik halkaları oluşturuyor ve 240 yetime her ay burs gönderiyoruz. Maddi yardımlar dışında yetim çocuklara dair akademik araştırmalar yapacak ekipler kuruyoruz ve bu alandaki kaynaklara katkıda bulunmayı amaçlıyoruz.

Boğaziçi’nde başlattığımız bir diğer sosyal sorumluluk projesi de bir dergi çalışması olmuştu. Her sayısında arşiv niteliğinde bir dergi çıkarmaya gayret ediyor, bir ülkeyi-bölgeyi alanında uzman kişilerin makaleleriyle ve fotoğraflarıyla sosyal, tarihi, politik ve kültürel açıdan ele alıyor ve dergi satışından elde ettiğimiz gelirle o ülkenin yetim çocuklarına destek oluyorduk.

Bu çalışmalarımızı okulun yoğun ders programının arasında yürütmek biraz zor oluyordu. Ama okulun duyarlı ve çok yönlü öğrencileri, bizi hedefimize ulaşmak noktasında yalnız bırakmadı. Sanıyorum Boğaziçi’nin en güzel yönlerinden biri de sosyal faaliyetlere teşvik eden ortamı. Okulumuzda her öğrencinin kendi idealleri, ilgi alanı, zevkleri doğrultusunda çalışmalar yapabileceği imkân ve çevre mevcut. Bu, öğrenciler büyük bir zenginlik ve ilham kaynağı.

The Box animasyonunun sayfaları:

http://www.mervecirisoglu.com/the-box
www.facebook.com/theboxanimation

Söyleşi: Talat Karataş/Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 15 Mart 2017