Hayallerinin Peşinde Gezgin Boğaziçili

“Bundan 20 yıl sonra yapamadığın şeyler seni yaptıklarına nazaran daha çok üzecek. O yüzden çöz halatları. Güvenli limanlardan uzaklara yelken aç. Rüzgarı yakala. Araştır. Hayal et. Keşfet!” … Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden 2004 yılında mezun olan Gülen Canol Tütüncü, yazar Mark Twain’in yukarıdaki cümlesinin peşinden giderek hayatını değiştirmiş. Üniversite sonrasında başladığı beyaz yakalı hayatı bir kenara bırakıp eşiyle birlikte dünyayı gezmeye, yeni yerler keşfetmeye başlayan Tütüncü, yaşadıklarını bir dünya turu olarak değil istedikleri yerde istedikleri kadar yaşayabildikleri mobil hayat olarak tanımlıyor. Tütüncü ve eşi şu sıralarda yıllar önce çıktıkları Güney Amerika tatilinde görüp bir gün mutlaka yaşamaya karar verdikleri Uruguay’da yaşıyorlar. Ancak orada da kalıcı değiller.

Tütüncü ile yaptığımız yazılı röportajda seyahat etme tutkularını, Latin Amerika’yı ve dünyanın farklı yerlerinde yaşadıkları tecrübeleri konuştuk. 

Gezme, seyahat etme düşüncesi ne zaman kafanızda şekillendi? 

Seyahat etmeyi hep sevdim. Aileden gelen bir alışkanlık sanırım. Çocukluğumu Sivas’ta geçirdim ve mutlaka her tatilde ailecek seyahate giderdik. Yaz tatillerinde babam Türkiye haritasını gösterip gitmek istediğimiz yerleri seçmemizi isterdi. Gezme sevgisi bana bu şekilde aşılandı sanırım. Üniversiteden sonra ise bütçem elverdiğince tatillerde seyahat etmeye çalıştım.

 Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciyken de seyahat etmiş miydiniz?

 İlk yurtdışı seyahatimi Boğaziçi Üniversitesi’nde son sınıfta okurken İsviçre’ye yapmıştım.

 “Gittiğimiz ülkelerde yerel insanların arasına karışıyoruz”

Blogunuzu incelediğimizde dünyanın çok farklı yerlerini gezdiğinizi görüyoruz. Gittiğiniz yerlerle ilgili olarak en çok aklınızda ne gibi özellikleri kalıyor? Yeni gördüğünüz yerlerde en çok neye dikkat ediyorsunuz?

Çok güzel şehirler, inanılmaz manzaralar gördüğüm zaman çok etkilensem de döndüğümde aklımda kalanlar oradaki yerel insanlarla hatıralarımız ve yemekler oluyor. Yeni bir yer gezerken kültürünü öğrenmeye ve yemeklerini tatmaya özen gösteriyorum. Mümkün olduğunca yerel insanların evinde konaklıyor, yemeklerimizi turistik olmayan, yerellerin önerdiği yerlerde yemeyi tercih ediyoruz. Örneğin Vietnam’da Ho Chi Minh City’de evinde kaldığımız aile merkezden biraz uzak bir mahallede yaşıyordu. Turist görmeye hiç alışkın olmadıkları bir yerdi. Gece eşimle bir restorana gittik, restoranın eğlencesi haline geldik. Yan masalardan yemek gönderdiler, tek kelime İngilizce bilmeseler de yanımıza gelip kadeh tokuşturdular, bira ısmarladılar hatta bizi karaokeye bile davet ettiler.

Kurulu bir düzeni bırakıp dünyayı gezmeye başlamak, hatta dünyanın başka bir ülkesine yerleşmek çok ciddi ve cesurca bir karar. Bu kararı nasıl aldınız?

2010 yılında 6 aylık bir Güney Amerika seyahatine çıkmıştık. Bittiğinde İzmir’e yerleşip tekrar çalışma hayatına döndük. Bu şekilde 5-6 yıl çalıştık. Ufak tefek seyahatler yaptık ama uzaklara gitme, alışılmış çalışma temposunun dışına çıkma hayalimiz hep devam etti. En sonunda da dayanamayıp yola çıktık. Bu sefer ilkinden farklı olarak, bazı kıyafetlerimiz, bisikletlerimiz ve kitaplarımız haricinde bütün eşyalarımızı elimizden çıkardık. Seyahatten yorulduğumuzda da Uruguay’a yerleştik.

Uruguay’a yerleşmeye nasıl karar verdiniz? Neden dünyanın başka bir ülkesi değil de Uruguay?

2010 yılında Güney Amerika’dan döndükten sonra yıllarca bir gün Şili, Uruguay ya da Arjantin’e yerleşmenin hayalini kurduk. 14 ay Asya’yı gezdikten sonra bu hayalimizi de gerçekleştirmek istedik. Arjantin’in ekonomisi son yıllarda pek iyi değil, bu durum suç oranlarının da geçmiş yıllara göre artmasını sağlamış, yeni bir hayat kurmak için çok uygun olmayacaktı. Uruguay da Arjantin’in bir ili gibi. O yüzden buraya yerleştik. İleride yaşamak istediğimiz başka ülkeler de var Tayland, Vietnam, Endonezya gibi.

Latin Amerika’yı ve Uruguay’ı bize anlatabilir misiniz?

Latin Amerika’nın kuzeyi ve güneyi birbirinden oldukça farklı. Arjantin, Uruguay ve Şili Avrupa kültürüne sahip yerler, kökenleri zaten genellikle İtalyan ve İspanyol. Brezilya, Kolombiya gibi ülkeler ise daha kıpır kıpır. Peru ve Bolivya’da ise gerçek yerliler var. Oldukça enteresan ülkeler. İnsanları çok sıcak, aile ilişkileri, arkadaşlıkları samimi, yemekleri ise çok güzel.

Uruguay için “Latin Amerika’nın İsviçresi” diyorlar. Trafik düzenli, başkent haricindeki şehirler temiz, insanlar eğitimli. Laik, demokratik ve birbirine saygılı insanlarla dolu. Tüketim kültürünün fazla etkisi altına alamadığı bir ülke. Ne yazık ki hayat pahalılığı da İsviçre’yi aratmıyor. Sadece 3,5 milyon nüfusu var. Sakin bir ülke ama bazen sakinliği aşırıya kaçabiliyor.

Günümüzde seyahat etme, farklı yerler gezme düşüncesi birçok insanı cezbeden bir hal almaya başladı. Bununla birlikte her seyahatin de bir maliyeti bulunuyor. Siz bu konuyla ilgili olarak insanlara ne tavsiye edersiniz? Siz geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

Öncelikle ‘bedava dünya turu’ gibi ifadelere kanmamak lazım. Elbette ki belli bir maliyet söz konusu. Ucuz uçak bileti kovalayarak, konaklamak için couchsurfing, workaway gibi web sitelerini kullanarak veya iyi hostel/otel araştırması yaparak maliyet düşürmek mümkün. Gezmek istediğiniz müzeler varsa ücretsiz veya indirimli günlerinin olup olmadığını araştırmak da maliyet düşürebiliyor. Bir arkadaşımla çıktığım yaklaşık 2 haftalık New York seyahatimde gitmeden önce bütün müzelerin ücretsiz veya indirimli günlerini bulup, geri kalanlar için de New York Pass alarak baya ucuza getirmiştik.

Ben şu an seyahat yazıları yazıyorum, bir kaç kere kitap editörlüğü yaptım ve devamını da getirmek istiyorum, bir de çeviri yapıyorum. Ara sıra www.bigezipgelelim.biz adresli blogumuza da reklam alıyoruz. Mümkün olduğunca online işler yaparak geçimimi sağlamaya çalışıyorum. Eşim de mühendis olmasına rağmen İngilizce öğretmenliği yapıyor bu aralar.

Söyleşi: Talat Karataş/Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 17 Mayıs 2017