‘’İtibar, kurumların Aşil Topuğu’dur’’

Teknolojinin hayatımızı hızla dönüştürdüğü, iletişimin ise farklı boyut ve mecralar kazandığı günümüzde kurumlar itibarlarını nasıl korurlar? İçtenlik ve samimiyet itibar açısından neden vazgeçilmez öneme sahiptir? Şirket içi iletişim itibar yönetiminde neden önemlidir? Başarılı liderlik nasıl bir ekosistemde yeşerir? Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen Kurumsal İletişim ve İtibar Zirvesi’nde işte bu soruların cevapları arandı...

Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin Kurumsal İlişkiler Enstitüsü ile işbirliği çerçevesinde üçüncüsünü düzenlediği Kurumsal İletişim ve İtibar Zirvesi, 30 Kasım 2017 tarihinde Albert Long Hall’de İİBF Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Toker ve Kurumsal İlişkiler Enstitüsü Atilla Demir Yerlikaya’nın açılış konuşmaları ile başladı.

 Zirvenin teması "İtibar Evde Başlar" başlığını taşıyordu. Zirvede kriz yönetimi ve iç iletişim, iç iletişimde teknoloji, kurumsal kültür ve bağlılık yaratmak için stratejik enstrüman olarak iç iletişim, gönüllülük yolu ile liderlik gelişimi ve kurumsal itibara katkıları gibi konular ülkemizin önde gelen kurumlarının yöneticileri tarafından masaya yatırıldı.

Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Toker’in yanı sıra, Kurumsal Yönetim Merkezi Başkanı Prof. Dr. Vedat Akgiray, Konda Araştırma Danışmanlık Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Boyner Grup Başkan Yardımcısı İdil Türkmenoğlu, yazar Aret Vartanyan, Beşiktaş Jimnastik Kulübü 2. Başkanı Yardımcısı Ahmet Nur Çebi gibi konuşmacılar ve ülkemizin önde gelen şirketlerinin kurumsal ilişkiler direktörlerinin yer aldığı zirvenin sabah oturumunda liderlik ve yönetim danışmanı Fazıl Oral dikkat çekici bir konuşma yaptı.

Hiyerarşi kültüründe yeni fikirler gelişemez

Fazıl Oral, Türkiye’de liderliği tek kelime ile anlatacak olması halinde ‘’İyi’’, iki kelimeyle anlatması durumunda ‘’İyi değil’’, üç kelime ile özetlemesi halinde ise ‘’Hiç iyi değil’’ diyebileceğini belirterek ‘’Liderlik kültüründe belirleyici olan ekosistemdir. Bir kişi her türlü liderlik vasfına sahip olabilir ancak siz elinizdeki bu kaliteli tohumu toprağa değil de mermer zemine atarsanız o tohumdan bir şey çıkmaz. Hiyerarşi kültürünün olduğu örgütlerde yeni fikirler her zaman cılız kalır. Türkiye gibi hala göçebe kültürün ve hareketliliğin geçerli olduğu toplumlarda hiyerarşi belirleyicidir. Bu yüzden bizim kültürümüze ‘söz medeniyeti’ hakimdir. Bu, kadercilik ile birleştiğinde ise en büyük vizyonumuz ‘’Yarına Allah Kerim’den öteye gidemez’’ diye konuştu. Fazıl Oral, itibarı Aşil Topuğu’na benzeterek, itibarın çok hassas bir kavram olduğunu; ne zaman nasıl yitirilebileceğinin tahmin bile edilemeyeceğini belirtti.

‘’Kullandığımız dil sonucu belirler’’

Zirvede ‘’Pozitif İletişim’’ üzerine bir konuşma yapan Boyner Grup Başkan Yardımcısı İdil Türkmenoğlu ise kullandığımız dilin sonucu belirlediğinin altını çizdi. Şirketlerin çalışanlara yönelik iç iletişiminde genellikle eksiklere odaklanan, yıkıcı mesajlar kullandıklarını çeşitli örneklerle ifade eden Türkmenoğlu, negatif mesajlarla yürütülen bir iletişimin çalışanda bırakacağı olumsuz izlere değindi. Öte yandan pozitif iletişim yaklaşımına göre her ilişkinin karşı tarafta bir iz bırakacağını belirten Türkmenoğlu, bir sınav sırasında öğrenciye ‘Son 10 dakika’ demek ile ‘Daha 10 dakika var’ demek arasında veya ‘Bu ürün satmaz’ demek yerine, ‘Nasıl satabiliriz?’ demek arasında çok büyük farklar olduğunu vurguladı. Türkmenoğlu, kurumları ceza veya kurallar koyarak yönetmek yerine değerlerle, insanlara dokunarak yönetmenin yaratacağı farka değinerek sözlerini tamamladı.

Türk insanı için tek itibar ölçütü güven

Konda Araştırma Danışmanlık Genel Müdürü Bekir Ağırdır ise itibarın parayla satın alınabilecek veya sıralamaya tabi bir kavram olmadığını vurgulayarak itibarın önce içeride başladığını söyledi. Türk insanı için itibarın tek ölçütünün güvenilir olmak olduğuna işaret eden Ağırdır, güveni oluşturan en önemli unsurun ise temas olduğunu belirtti.

Bir şirket ne kadar reklam harcaması yapsa da, o ürünü satın alma aşamasında tezgâhtar ile tüketicinin iletişiminde sorun varsa yapılan tüm reklam yatırımının boşa gideceğini anlatan Bekir Ağırdır, ‘’Gerçek itibar üretmek için önce kendi naturanızı bileceksiniz, kapasitenizin farkında olacaksınız. Öyle çok büyük araştırmalar yaptırmanıza gerek yok. Kendi çalışanlarınıza şirketiniz hakkında görüşlerini sorun. Çalışanlarınız sizin hakkınızda gurur mu duyuyor yoksa sizden olumsuz mu bahsediyor? Personel Müdürlüğü’nü İnsan Kaynakları Müdürlüğü yaptığınızda dönüşemezsiniz ya da çalışan panosuna her gün bir duyuru asarak çalışanlarınızla iletişim kuramazsınız. Önce çalışanlarınızı dinlemelisiniz’’ mesajını verdi.

Konuşmasında itibarın ‘’Gönüllerde ve zihinlerde oluşan bir saygı meselesi’’ olduğunu kaydeden Ağırdır, itibarın ister şirket, ister ülke adına olsun önce içeride başladığını vurguladı ve ‘’Peki, Türkiye’nin itibarı nerede? Bu itibarın üretilmesinde vatandaş olarak her birimizin sorumluluğu yok mu?’’ diyerek gazeteci –yazar Hrant Dink’in ‘’Ülkemiz karanlık olabilir ama aydınlatmak bizim işimiz olmalı’’ sözünü anımsattı.

Yeni nesil için kariyer değil mutluluk ön planda

 Zirvenin konuşmacılarından, Yaşam Atölyesi kurucusu Aret Vartanyan ise, Türkiye’de toplumun en önemli meselesinin sanıldığı gibi eğitim değil özgüven eksikliği olduğunu söyledi. Türkiye’de bireylerin doğdukları andan itibaren başkalarının isteklerine göre (anne-baba, işveren, toplum vb.) kendilerine şekillendirmeye çalıştıklarını ifade eden Vartanyan, insanın bir kaynak değil, bir değer olduğunu vurguladı.

Vartanyan, Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden çalışanlarla yaptıkları bir anket çalışmasından söz ederek çalışanların yüzde 81’inin ömrünün geri kalan kısmında yeterli parası olması halinde çalışmak istemediğini belirttiğini ifade etti. Çalışanların yüzde 77’sinin çalıştığı şirkete aidiyet hissetmediğini, yüzde 67’nin ise ailesiyle daha çok zaman geçirmeyi terfi almaya tercih ettiğini belirten Vartanyan insanların artık mutluluğu tüm değerlerin önüne koyduğunu söyledi. Gelecek 10 yıl içinde yeni kuşağın çalışacağı işyerlerine dair çok farklı beklentilere sahip olacağını belirten Vartanyan, markaların ve kurumların çalışanlarına yılda bir kere bonus vererek değil, her zaman yanlarında olduklarını hissettirerek kazanabileceklerini sözlerine ekledi.

Haber : Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 01 Aralık 2017