Kadına yönelik şiddete ‘’hayır’’ demek için ilk adım bilinçlenmek

‘’25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’’ Birleşmiş Milletler tarafından 1999 yılından bu yana kadına yönelik şiddete dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla dünyanın pek çok ülkesinde çeşitli etkinliklerle ele alınıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde Kadın Araştırmaları Kulubü (BÜKAK) çatısı altında 25 Kasım haftası boyunca panel, tiyatro, söyleşi, konser gibi etkinlikler düzenlenerek bu konuda farkındalık oluşturmak yönünde önemli çaba sarf ediliyor.

Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK) tarafından düzenlenmekte olan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Haftası bu sene 19 Kasım’da bgst Tiyatro’nun ‘’Zabel’’ adlı oyunuyla başladı. 20 Kasım’da Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü ve Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Dergisi işbirliğiyle ekonomik krizin kadınlar üzerindeki olası etkileri ve cinsiyet ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini ele alan bir panel düzenlendi.

21 Kasım tarihinde BÜKAK’ın 2016 yılında çektiği  Türkiye’deki cinsel tacize dair mücadelenin tarihini, son zamanlarda üniversitelerde yaşanan cinsel taciz olaylarını ve bu olaylara karşı geliştirilen mücadeleleri anlatan belgesel ‘Dünya Yerinden Oynar’ın  gösterimi yapılacak.  22 Kasım tarihindeki etkinliklerle hafta sona erecek.

Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Haftası etkinliklerini ve bu haftanın önemini BÜKAK adına Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu temsilcisi, Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Ezgi Karadayı ve Yabancı Diller Yüksekokulu öğretim görevlisi ve Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK) üyesi Aylin Vartanyan Dilaver ile konuştuk.

Öncelikle 25 Kasım neden önemli bir tarih ve ne zamandan beri bir hafta olarak Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenleniyor?

Aylin Vartanyan Dilaver- 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele’nin geçmişine baktığımızda karşımıza 1960’da Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden üç kız kardeşin hikayesi çıkıyor. Mirabal kardeşler olarak bilinen Patria, Minerva ve María Teresa; 1930'dan 1961'e değin Dominik Cumhuriyeti'ni yöneten Rafael Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele vermişler.  Mirabal kardeşlerin cesetleri 25 Kasım 1960'da bulunuyor ve tecavüz edilerek öldürüldükleri ortaya çıkıyor. Bu olaydan seneler sonra, 1981'de Dominik Cumhuriyeti’nde toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında; 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler’de kabulü ise bundan tam 39 sene sonra gerçekleşebiliyor ve 1999’dan bu yana ‘’25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’’ olarak kabul ediliyor.

Ezgi Karadayı - Düşündüğünüzde 1960’ta gerçekleşmiş bir şiddet vakasının ardından Birleşmiş Milletler tarafından 1999’ da kabul edilmiş olan bir mücadele günü aslında çok yakın bir tarihten bahsettiğimiz anlamına geliyor. Sanki uzun zamandır var olan ve içselleştirilmiş bir tarihten bahsediyormuşuz gibi gelebilir ama aslında her şey çok yakın.

2018’de Türkiye’de yaşayan 20 küsur yaşında kadınlar olarak kadına şiddetle mücadele konusunu bir etkinlik haftası olarak görünür kılmak da bizler için çok önemli. Bu çerçevede BÜKAK olarak yaptıklarımızdan kısaca bahsetmek gerekirse; BÜKAK 8 Mart 2000’de kurulmuş bir kulüp. Kampüste Feminist Kadın Çevresi, Folklor Kulübü ve Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’nda çalışma yürüten kadınların bir araya gelip kurduğu bir kulüp. 8 Mart Kadınlar Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü haftaları boyunca boyunca paneller, söyleşiler, tiyatro oyunları ile kadın mücadelesi teması üzerinden etkinlikler yapıyoruz. Bunun yanı sıra en önemli alanımız yayıncılık. Her yıl yine bu iki dönemde yayımlanacak şekilde bü’de kadın gündemi isimli dergimizi çıkartıyor. Bu dergide ise yaptığımız çalışmalardan yola çıkılarak yazılmış yazılar, gündeme dair çeviriler yer alıyor. Yine her alanında sadece kadınların çalıştığı bir dergi olması anlamıyla önemli.

Hafta kapsamında geçen yıllarda da gerçekleştirilen Cinsel Tacize Karşı Gece Yürüyüşü ilk defa ne zaman gündeme gelmişti ve bugün yeni katılan öğrenciler açısından katılım nasıl?

Ezgi Karadayı : Hem 25 Kasım hem de 8 Martlarda yapılan gece yürüyüşleri kadınlar olarak bizim için çok önemli ve bunu yapmakta ısrarcıyız çünkü kamusal alan gerek dünyada gerek Türkiye’de genellikle kadınlara ne yazık ki kapalı. Özellikle gece ise bu çok daha zor zira kadınların gece sokakta tek başlarına yürümesi bile bir sorun olarak görülebiliyor. Biz bu nedenle sadece Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde değil kadınların sokaklarda, kamusal alanda olmasını önemsiyoruz. Bu yüzden de uzun yıllardır kendi mahallemizde de bu yürüyüşü yapıyoruz.

Özellikle 2014’te yine CİTÖK ve BÜKAK ortaklığıyla yapılan Cinsel Tacize Karşı Farkındalık ayında yapılan 25 Kasım yürüyüşünden beri oldukça güçlü yürüyüşler yapıyoruz.

Aylin Vartanyan Dilaver: 25 Kasım olsun, 8 Mart olsun bir güne veya bir haftaya sıkıştırılıp geçiştirilen günler olarak kalıyordu. CİTOK olarak özellikle bu süreci bir aya yayılan bir kampanyaya dönüştürmek istedik. Bu çerçevede CİTÖK’ ün üniversite bağlamında da daha fazla duyurulabilmesi için 2014’te Tacize Ses Ver sloganıyla, rozetlerimizle, düdüklerimizle, video üretimleriyle tüm Kasım ayını cinsel tacize karşı farkındalık ayı olarak daha kalıcı hale getirmiş olduk. Üniversite bağlamında konuşacak olursak, öğrenme sürecinin sadece derslerde kitaplarla değil, sokakta, mahalleliyle iletişim içerisinde olarak da gerçekleşebileceğini görmüş olduk. Hala da rozetlerimiz ve düdüklerimiz yoluyla görünür olmaya devam ediyor bu mücadele yöntemi.

Cinsel taciz konusunda kampüste veya kampüs dışında bireylerin farkındalık düzeyi anlamında neler söylenebilir,  BÜKAK ve CİTÖK’ün cinsel taciz konusunda bilinçlendirmede nasıl bir rolü oldu /oluyor?

Ezgi Karadayı -  Her sene Gece Yürüyüşü öncesinde mahalledeki esnafı tek tek dolaşıp bilgilendirmeler yapıyoruz, destek istiyoruz. Sosyal medya gibi çok büyük bir mecra var ve Hisarüstü ağırlıklı olarak öğrencilerin yaşadığı bir yer olduğu için burada ne gibi durumların yaşanmakta olduğu zaten mahalleli tarafından da biliniyor. Bugüne dek mahalle sakinleri açısından olumsuz bir tepki aldığımızı söyleyemeyiz. Camlarından bize alkışla destek olan, dükkanlarından çıkıp destek verenler oluyor. Bazıları yalnızca “Hisarüstü’nde taciz olmaz!” diyerek biraz daha korumacı yaklaşıyor ve boşuna kendimizi yorduğumuzu düşünüyorlar, onlara da durumun öyle olmadığını anlatmaya çalışıyoruz.

Aylin Vartanyan Dilaver: CİTÖK bir önleyici bir komisyon olarak işliyor ve hukuki ve psikolojik bağlamda destek verme konusunda yönlendirme yapıyor. Vakalar bölümler bazında disiplin komisyonları üzerinden CİTOK temsilcilerinin de katılımıyla ele alınıyor.

CİTÖK’ ün bu bağlamda en önemli amaçlarından biri de cinsel taciz konusunda farkındalık yaratmak. Yıllar içerisinde sadece komisyon değil kulüpler nezdinde de bir farkındalık yaratılmış olduğunu görüyorum ve bunu çok önemli bir geri dönüş olarak değerlendiriyorum. Öğrenciler arasında cinsel taciz veya saldırı içeren herhangi bir olay olduğunda çok önemli bir akran desteği mekanizmasının da yerleşmiş olduğunu gözlemliyorum.  Burada sürekli bir öğrenci sirkülasyonumuz olduğu için bu bilinci sürekli canlı tutmamız gerekiyor.

Tabii bu konuyu ele alırken öncelikle şiddetin tanımı üzerine de düşünmemiz gerekiyor. Şiddetin kaynağı eşitsiz güç ilişkileridir. Şiddet güçlünün güçsüze iradesini kabul ettirme biçimidir. Bu tanımı aklımızın bir köşesinde tutarak şiddetin çok çeşitli türleri olduğunu da belirtmemiz gerekiyor.

Ezgi Karadayı - Evet, şiddetin o kadar çok tanımı var ki. Örneğin artık dijital şiddet diye bir şeyden bahsediyoruz. Bu çok yeni bir kavram ve bu alanda bilinçlenmek çok kritik. Bir kadının bunu öğrenmesi, bu alanda da tacize maruz kalabileceğini bilmesi çok önemli.

Aylin Vartanyan Dilaver: Şiddet denildiğinde genellikle doğrudan şiddet, fiziksel şiddet akla geliyor. Psikolojik şiddet, ekonomik şiddet veya dijital şiddet gibi yüzeye çıkmayan, örtük kalan şiddet çeşitlerini de ele almamız önemli. Güncel istatistiklere göre dünyadaki kadınların yüzde 70’i en az bir kez doğrudan şiddete maruz kalıyor. Yüzeye çıkamayan örtük şiddet örneklerini de düşünecek olursak bunlar hakikaten çok ciddi rakamlar. Bu nedenle önceliğimiz üniversite öğrencileri ve çalışanları arasında farkındalık yaratmak.

Diğer üniversitelerin bileşenleriyle ortak yürüttüğünüz işbirlikleri var mı?

Aylin Vartanyan Dilaver: Cinsel taciz ve saldırılara karşı üniversitelerin son yıllarda önemli çalışmalar gerçekleştirdiğini görüyoruz. YÖK de 2015 yılından sonra bu alanda önemli çalışmalara imza attı.

Şu anda Üniversitelerarası Cinsel Taciz ve Saldırı İşbirliği ve İletişim Grubu adıyla içinde

Boğaziçi Üniversitesi’nin de yer aldığı ve toplam 15 üniversitenin dahil olduğu ciddi bir ağ mevcut. Bu ağ içinde olan üniversiteler her sene bir veya iki defa geniş katılımlı çalıştaylar düzenliyor. Biz de önümüzdeki günlerde CİTÖK Koordinatörü Cemre Baytok ile birlikte Kayseri’de Erciyes Üniversitesi Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KAÇAUM) ev sahipliğinde gerçekleşecek bir toplantıya katılacağız. Düzenlenen çalıştayların raporları YÖK’ün web sitesinden de takip edilebilir.

Bu ağın içinde yer alan her üniversitenin kendine ait bir komisyon oluşturma deneyimi var ve bu deneyim çok öğretici hepimiz için. Boğaziçi Üniversitesi’nde komisyon dışında bir ofisimizin ve koordinatörümüzün olması çok pozitif karşılandı ve bu anlamda diğer üniversiteler için bir model oluşturdu diyebiliriz. Ayrıca İstanbul bazlı üniversiteler ile ilişkilerimizi güçlendirmek, birlikte neler yapabileceğimizi düşünmek üzere yeni bir girişimimiz de var. Bunun dışında Mor Çatı gibi sivil toplum kadın kuruluşlarından özellikle hukuki konularda destek alıyoruz.

 

Söyleşi: Özgür Duygu Durgun, Gizem Seher / Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

Tarih: 21 Kasım 2018