Kim korkar matematikten?

Matematik neden pek çoğumuzun korkulu rüyası? İyi bir matematik eğitimi nasıl olmalı? Düşünmeyi sevmediğimiz için mi matematikten uzak duruyoruz? Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan İkeda ile matematik üzerine sohbet ettik...

Matematik pek çoğumuz için, başarısız olmaktan korktuğumuz ve muhtemelen hayat boyu ısınmadığımız bir konu…   Oysa matematik hayatın pek çok alanındaki problemlere çözüm geliştirirken yararlanabileceğimiz bir sistematik düşünce biçimi. Peki, buna rağmen neden hala, okul çağını çoktan geride bırakan yetişkinlerin çoğu için bile kaygı verici, korkulan bir alan olmaya devam ediyor?

Öte yandan, OECD tarafından öğrencilerin matematik başarılarını ülkelere göre ölçen bir araştırmaya göre 5,5 milyon nüfusa sahip Singapur, dünyanın önde gelen, gelişmiş tüm ülkelerine matematik eğitimi alanında deyim yerindeyse kafa tutuyor. Araştırmaya göre Singapur 76 ülke içinde birinci sırada yer alırken İngiltere 20. ABD ise ancak 28. sırada. Peki, Singapurlu öğrenciler matematik dehası mı? Bu başarının sırrı ne? Financial Times’da yayınlanan bir makaleye göre Singapur modelinin başarılı olmasının nedenleri ilköğretim çağında aile ve okul içinde uygulanan yaklaşımla yakından ilgili. Buna göre temel kriterler şöyle;

  • Öğrenci için olumlu rol model olan bireylerin (anne-baba, öğretmen ) varlığı

  • Çocuğun matematik konusunda özgüvenini sarsmayacak söylemler

  • Çocuğa kendisini farklı ifade yöntemleri kullanarak anlatmasına olanak tanımak

  • Sadece bir problemin doğru yanıtını bulduğu zaman değil, problemi çözmek için çaba harcadığı zaman da çocuğu takdir etmek ve onu cesaretlendirmek.

  • Hatalardan ders alınabileceğini, hata yapmanın değerli olduğunu anlatmak

  • Matematiği günlük hayatın içine katmak, gündelik hayata dair basit matematik sorularıyla çocuğun matematikle ilgilenmesini sağlamak

  • Bir problemin çözümü için farklı yollar denemek, çocuğu bu yönde cesaretlendirmek

 

Matematiğin hayatımızdaki yeri konusunda görüşlerine başvurduğumuz, Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. İlhan İkeda’ya göre ise her ülkenin kendine özgü bir matematik eğitimi modeli olmalı. İkeda, bu anlamda ülke olarak dünyadan başarılı bir modeli alıp hazır uygulamak yerine, kendi özgün programımızı geliştirmemiz gerektiğini düşünüyor.

Singapur’un matematik eğitimi modeli eminim çok iyidir ama biz o model yerine, sebeplerini birazdan açıklayacağım, kendimize özgü bir eğitim programı bulmalıyız diye düşünüyorum. Matematik eğitimi iyi olan ülkeler genelde ekonomik açıdan da gelişmiş ülkeler. Ama başka örnekler de var. Örneğin Küba’da da eğitim çok iyi, özellikle eczacılık ve tıp eğitimi... Kısıtlı olanaklara sahip bir ülke olmasına rağmen pek çok ülkeye tıp konusunda da yardım ediyor. Belki Küba modeli araştırılıp benzeri bir eğitim programı oluşturulabilir ama bizim öncelikle eğitim konusunda halletmemiz gerekli daha temel sorunlarımız var. İlk iki sorun akademik etik ile ilgili... Her şeyden önce kendimize karşı dürüst olmalıyız. Dahası, eğitim sistemimizde kopya çekmek, sınavlarda olsun veya ödevlerde, göz yumulan ancak çok önemli bir sorun bence. Bu iki sorunu halletmek lazım... Dahası eğitim sistemimiz bilim ve aydınlanma temelli olmalı, imam-hatipleştirilmemeli. Şimdi Singapur modeline dönelim. Bu model tamamen teknoloji tabanlı bir model... Bizim öğretmen eksikliği ve okulların altyapı yetersizliği gibi daha temel sorunlarımız var. Böyle bir durumdayken Singapur eğitim modelini uygulayalım demek bana gerçekçi gelmiyor. Öte yandan bahsettiğiniz “temel kriterler” başarılı bir program oluşturmak için elbette gerekli.

Matematik öğretiminin küçük yaşta başlamanın faydası olabileceğini belirten İkeda, ‘’Bu konuda doğru yöntem ne olmalı?’’ sorusunu şöyle yanıtlıyor: ‘’Küçük çocuklara ders gibi anlatmak olmaz sanırım. Çocuklar oyun oynamayı sevdikleri için oyunlarla ve şarkılarla çocuklara geometrik şekillerin, tamsayıların, kesirlerin ne olduğunu öğretmek bu sayı sistemlerinde işlem yaptırmak mümkün gibi... Singapurlular kendileri için doğru yöntemi bulmuş... Biz de kendimize uygun yöntemi bulmalıyız...”

Matematikle ilgili olumsuz algının biraz da ‘’düşünmeyi tercih etmemek’ ’ten kaynaklandığını savunan İkeda, ‘’Biz toplum olarak düşünmeyi çok sevmiyoruz. Hep hızlı emek harcamadan sonuca ulaşma eğilimi içindeyiz ve problemle ilgili ayrıntılı olarak düşünmektense daha hızlı ve kestirmece cevaplar bulmaya yöneliyoruz. Bunda elbette test sınav sisteminin, belli bir sürede en doğru şıkkı işaretleyip puan kazandıran sınav sisteminin, hayatımızı belirliyor olmasının da etkisi çok büyük. Bu yüzden düşünmekten kaçınıyoruz. Düşünmekten kaçınınca da matematik kaygı ve endişe yaratan bir alan olarak ortaya çıkıyor. Ancak bu bir sosyal bilimler dersinde yaşanmıyor. Genellikle öğrencinin matematik dersine korkarak girdiğini görüyoruz. Matematikten, başarısız olmakla ilgili geliştirilen bir ön kabul olması nedeniyle, çekiniliyor’’ diye ekliyor.

Matematik ve sanat ilişkisi

Matematiğin sanatla ve sosyal bilimler ile ilişkisine de değinen Prof. Dr. İlhan İkeda, matematiği güzel sanatların müzik veya resim gibi bir kolu olarak gördüğünü belirtiyor ve bir matematikçinin bir problemin çözümü sürecinde yaşadıklarını bir sanatçının sanat yapıtını yarattığı süreçle ilişkilendiriyor. Sadece sanat değil ekonomi, felsefe gibi alanların da matematik ile yoğun ilişki halinde olduğuna değinen İlhan İkeda, matematik tarihinin de matematik öğretiminde önemli bir yeri olması gerektiğini vurguluyor:

’Matematik tarihini aktif araştırma yapan matematikçiler de, buna ben de dahilim, aslında çok önemsemiyor ama bence önemli ve bir miktar bilgi sahibi olunması gerekli bir alan. “Tarih tekerrürden ibarettir” sözünü “matematik tarihi tekerrürden ibarettir” olarak bir matematikçi algılamalı. Genelde matematik tarihiyle genç matematikçilerden çok ununu elemiş eleğini asmış matematikçiler ilgileniyor günümüzde. Daha fazla ilgiyi hak eden bir alan aslında, özellikle 19. ve 20. yüzyıl matematik tarihi’’.

‘’Ünlü antropolog Claude Levi-Strauss Brezilya’da yaptığı bir araştırmanın bir yerinde tıkanmış. Çok yakın bir dostu olan, matematikçi André Weil sayesinde bu zorluğun üstesinden gelebilmiş ve "Les structures élémentaires de la parenté" adlı mühim çalışmasını tamamlayabilmiş… Dolayısıyla hiç umulmadık alanlarda da ileride matematik karşımıza çıkabilir. Ancak matematik doğrusu ve yanlışları mutlak bir alan olduğu için diğer sosyal bilimleri disiplinlerine uygulanması daha zor olabilir. Bunların ötesinde düşünce biçimi olarak ilgili olduğu alanlara çok şey katmaktadır’’.

Matematik profesörü bir baba (Prof. Dr. Gündüz İkeda) ve biyokimyacı bir annenin (Emel İkeda) çocuğu olarak ODTÜ Kampüsü’nde geçirdiği yıllarda, bilim insanları ile dolu bir çevrede büyüdüğünü anlatan Prof. Dr. İkeda, lisans derecesini ODTÜ Matematik bölümünden aldı; doktorasını ise Princeton Üniversitesi’nde tamamladı. İkeda, matematik sevgisinin temellerinin ilk olarak babasının kütüphanesinde yer alan kitaplarla ve o kitalarda gördüğü sembollerle atıldığını aktarıyor. ‘’Ben lisedeyken iki ciltlik Jacobson'un cebir kitaplarını okudum, gerçek anlamda matematikle işte o zaman tanıştım. İlkokulda, ortaokulda gördüğümüz matematiğin gerçek matematik olmadığını da o zaman anladım. Bu biraz okumayı ve yazmayı öğrenirken “Ali top at” cümlesini onlarca kez yazmaya benziyor. O yazdığımız basit cümlenin edebi bir değeri yok aslında, ve sayfalarca bu cümleyi yazmak çok sıkıcı, ama cümleleri bir araya getirerek edebiyat metinleri yazıyor veya şiirler besteliyoruz. Bu nedenle çocukların okul sıralarında öğretilen matematiği sıkıcı ya da korkutucu bulması bana normal geliyor’’.

 

Söyleşi: Özgür Duygu Durgun, Gizem Seher / Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

Tarih: 10 Temmuz 2018