“Kişisel arşivleri araştırmacıların kullanımına sunmak istiyoruz”

Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi yeni binasında çalışmalara başlıyor.

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında faaliyete geçen Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi, yeni projelerle kurumsallaşma yolunda hızla ilerliyor. Nisan 2015’te ‘’Bavullardan Kataloglara Boğaziçi Arşivleri’ne Doğru’’ isimli sergiyle Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nin kurumsal belleğinin sergilenmesinden sonra, İstanbul Kalkınma Ajansı’ndan alınan proje desteği ile Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde bulunan kişisel arşivlerin de araştırmacıların kullanımına sunulması için çalışmalar yürütmeye devam eden merkez, faaliyetlerini 9 Kasım’da açılışı yapılan yeni binasında (Güney Kampüs’te bulunan sekiz numaralı lojman) sürdürecek.

Merkezin gelecek hedeflerini ve projenin kapsamını merkezin koordinatörlüğünü yapan Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Cengiz Kırlı ile görüştük.

Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi’nin açılış süreci nasıl gerçekleşti?

Bu süreç, Robert Kolej Arşivleri’nin Boğaziçi Üniversitesi’ne kazandırılmasıyla başladı. Robert Kolej arşivlerinin bulunduğu Columbia Üniversitesi ile iletişime geçtik ve onlarla 1850’li yıllardan Boğaziçi Üniversitesi’nin kurulduğu yıl olan 1971’e kadar olan arşivlerin dijital ortama aktarılmasıyla ilgili bir protokol imzaladık. Bu dijitizasyon yaklaşık olarak bir yıl sürdü ve geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Şu anda bu arşivin dijital bir kopyası bizde bulunuyor. Robert Kolej arşivinin kazandırılması süreci başladığı zaman, bir kısmı farklı dönemlerde üniversiteye bağışlanmış ama çoğu Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nin eski hocaları tarafından okula bırakılmış, bu hocaların öğrencileri veya çalışma arkadaşlarının maddi ve manevi gayretleriyle bugüne kadar getirilebilmiş arşivlerin de varlığını keşfettik. Bu arşivlerin ne olduğunu öğrenmek ve hem de kamuoyuna sunmak amacıyla Nisan 2015’te bir sergi düzenledik. Burada da dokuz koleksiyonu içeren bir seçki sunduk. O sergi yapılırken sadece arşivlerin var olduğunu biliyorduk, çok detaylı inceleme fırsatımız olmamıştı. En büyük amacımız bu arşivlerin bir şekilde tasniflenmesi, dijitalize edilmesi ve araştırmacıların kullanımına sunulmasıydı. Bu amaçla Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi rektörlüğe bağlı bir birim olarak kuruldu. Şu anda John Freely’nin lojmanı olarak bilinen sekiz numaralı lojmanın ikinci katında çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Bu arada geçtiğimiz bahar aylarında Boğaziçi Üniversitesi’nin elinde bulunan bu koleksiyonların dijital ortama geçirilmesi için İstanbul Kalkınma Ajansı (İSTKA)’na bir proje sunduk. Bir iç bütünlük sağlayabilme amacıyla İstanbul Kalkınma Ajansı’na bütün koleksiyonları değil sadece yedi koleksiyonu içeren bir proje sunduk. Projede, İstanbul kentinin eğitim, bilim ve kültür tarihine  katkı sunacak koleksiyonlar üzerine çalışacağımızı belirttik. Şimdilik proje kapsamına alamadığımız koleksiyonlar da var, örneğin Melih Esenbel, Adalet Ağaoğlu, Halet Çambel Arşivleri. İlerleyen süreçte bu arşivler üzerinde de çalışacağız. Projeye sunduğumuz arşivleri belirlerken bir yıl içinde yapabileceklerimizi ve projenin bütünlüğünün olmasına  dikkat ettik. Bu proje geçtiğimiz günlerde onaylandı. Yaklaşık olarak 870 bin lira gibi bir bütçe elimize geçecek, bunun yüzde onluk bir kısmını Boğaziçi Üniversitesi verecek bize, geri kalan kısmını İstanbul Kalkınma Ajansı. Bu mali destekle personel istihdamı, dijitizasyon için gerekli ekipman alınacak ve çalışmalarımızın görünürlüğünü artırmak amacıyla, web sitesi kurulumu, dijital sergilerin oluşturulması için gerekli harcamalar yapılacak. Bizim en büyük amaçlarımızdan birisi de sadece elimizdeki belgelerin dijital ortama aktarılması değil, aynı zamanda diğer gelebilecek olan bağışları da özendirmek. 2015’te yaptığımız sergiden sonra birkaç bağış daha oldu.

Bu bağışlar neler oldu?

Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin de yardımıyla Leyla Erbil Koleksiyonu geldi. İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun arşivi geldi ve biz bunu da projemizin içerisinde dahil ettik. Bir şekilde biz duyulduğumuzda Boğaziçi Üniversitesi’nin bu tip arşivleri koruyacağı, dijital ortamda kullanıma açacağı konusunda kurumsal bir güven oluştuğu zaman bağışların da artacağı kanaatindeyiz.

İSTKA’dan aldığınız destekle hem merkez bir anlamda fiziksel mekanıyla da birlikte ayağa kaldırılıyor hem de “Kişisel Arşivlerle İstanbul’da Bilim, Kültür ve Eğitim Tarihi” projesi hayata geçiriliyor diyebilir miyiz?

Öyle diyebiliriz. Bunun finansmanını bulmak kolay değil. Uzun zamandır önemli çalışmalar yapıyoruz ancak bu kadar önemli bir meblağın Boğaziçi tarafından bize aktarılması çok zor. Bir de bunu Columbia Üniversitesi’ne yaptırdığımız gibi hizmet alımı yoluyla yapmak istemedik. Ekipmanları buraya alıp, kendimiz de bu işi yapmayı öğrenelim istedik. Türkiye’de bu işi yapan çok az kurum bulunuyor. Bildiğimiz kadarıyla SALT bu işi yapıyor. Biz de dijitalleştirme sürecinin ayrıntılarını öğrenirsek aynı zamanda bu işin Boğaziçi çatısı altında sürdürülebilir olmasını sağlamaya çalışacağız. İSTKA’ya sunmadığımız başka arşivlerimiz de var. Bir yılda altyapımızı kurup süreklilik sağlarsak bu işi devam ettirebileceğimizi düşünüyoruz. Bu projede ortak olduğumuz bazı yerler de var. SALT bize danışmanlık yapacak. Aynı zamanda Koç Üniversitesi Anamed’de bu ortaklarımızın arasında. Bir de Kadir Has Üniversitesi’nden İstanbul Çalışmaları Merkezi de birlikte çalışacağımız kurumlar arasında. Kısacası birçok kurumla akademik ve teknik anlamda işbirliği içinde olacağız.

Toplam kaç arşiv olacak ve hangi arşivler olacak merkezde?

Robert Kolej’in Arşivi bize geldi, metadatası da oluşturuldu. Bunu bir portal aracılığıyla araştırmacılara açmayı hedefliyoruz. Bu bizim projemize dahil. Onun dışında Scott Ailesi Arşivi, okulumuzun kurucu rektörü Aptullah Kuran’ın Arşivi bu projenin içerisinde olacak. Süheyla Artemel’in büyük bir özveriyle bu günlere getirmiş olduğu ve çok geniş bir arşiv olan Traugott Fuchs Arşivi de projeye dahil. Fuchs’un hem yazılı malzemesini hem tablolarını hem de yaklaşık beş bin eskizini dijitize etmeyi planlıyoruz. Onun dışında Aziz Ogan arşivi var. İsmail Hakkı Baltacıoğlu Arşivi yeni geldi ama onu da projeye dahil ettik. Bir de çok başarılı bir fizikçi olan Feza Gürsey Arşivi proje kapsamında çalışılacak.

Dijitizasyon nasıl bir işlem, biraz bilgi verir misiniz?

Malzemelerin scan edilmesi süreci var. Bundan önce bunun (mektup, fotoğraf vs. gibi) okunması, içeriğinin ne olduğunun öğrenilmesi gerekiyor. Tabii bunlar çok dilli. Mesela Traugott Fuchs’un kendi el yazmaları Almanca. Bunun gibi İngilizce, Fransızca ya da eski Türkçe olan birçok belge var ve bunun yanında görsel malzemeler de bulunuyor. Bunların ne olduğunu belge-bilgi tasnifi konusunda uzmanlar aracılığıyla belgelerin içeriklerinin ifade edilmesi ve metadata dediğimiz belge özetlerinin oluşturulması gerekiyor. Metadataların dijitize edilen malzemelerle eşleştirilmesi ve birtakım anahtar kelimelerle bir ara yüz vasıtasıyla araştırmacılara sunulması süreci diyebiliriz buna.

En başta bunların kaba tasnifini yapacağız. Daha sonra ince tasnifini yapmamız gerekiyor. Sonra malzemelerin okunması ve dijitize edilmesi süreci var.

Buradan tematik başlıklı birçok proje çıkabilir. Sergi, kitap, albüm gibi… Bu tip şeyler de planlıyor musunuz?

Bizim en nihai amacımız araştırmacıların bu kaynakları kullanması. Bu merkezin amacının birinci aşaması sergiyi yapıp burayı tanıtmaktı. İkinci aşaması kurumsal bir destekle bu arşivleri kurtarma harekatıydı. Üçüncüsü ve son aşaması da görünürlüklerinin kazandırılması ve araştırmacılara açılması. Araştırmacılar buraya gelecekler ve araştırmalarını merkezimizde yapabilecekler. Özel Arşivler genelde Türkiye’de bilinmez. İnsanlar genelde Türkiye’de arşiv olarak kamu arşivlerini bilirler. Halbuki, Amerika’da ya da Avrupa’da kişisel arşivler kütüphane koleksiyonunun önemli bir bölümünü oluşturur.

Bunu şöyle de düşünmek lazım. Devlet arşivleri biraz daha devletin hassasiyetleri gözetilerek ortaya çıkmıştır. Ancak özel arşivler, gündelik hayata dokunan, mektuplar gibi, daha alternatif dokümanlardır. Akademik olarak bu dokümanlardan birçok akademik tez ortaya çıkarılabilir. Kültür, sanat, dış politika gibi alanlarda araştırmacılara ciddi olanaklar sağlayacak birçok doküman bulunuyor burada.

Kişisel bağışlarda özellikle dikkat ettiğiniz kriterler var mı?

Yeni gelen bağışlar için protokol yapmaya başladık. Malzemeleri koruyacağımıza ve onların dijitizasyonunu yapacağımız süreyle ilgili taahhütte bulunuyoruz.

Size bağışta bulunacak arşiv sahibinin akademik bir birikime sahip olması gerekiyor mu?

Böyle bir şarta gerek yok. Türkiye’de arşive sahip olanlar genellikle cumhuriyetin birinci ve ikinci kuşağında kültür, sanat hayatına katkıda bulunmuş insanlar oluyor. Bize gelen bağışların ve potansiyel bağışların da bu kapsamda olacağını düşünüyoruz ama zaten bu konuda da bir kıstasımız yok. Şöyle bir durumumuz da var. Mesela kitap bağışı yapmak isteyenler oldu ama onları kütüphaneye yönlendirdik; çünkü burada öyle bir yerimiz yok. Bir de bize bağışlanan belgelerde neyin araştırmacılara açılıp açılmayacağı üzerinde de bir tasarrufta bulunmamalarını istiyoruz. Belgeler bize geldiyse biz her şeyi araştırmacılara açmak isteriz. Bunlar protokollerimizde yer alacak.

Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi Binasının Tarihi:

Barnum House (8 No’lu Lojman) Robert Kolej yöneticisi Caleb Frank Gates (1903-1932) zamanında 1900’lü yılların başında kolejde ders veren profesörlerin ve ailelerin kalacak yer ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilen profesör lojmanlarından biridir. Bina, Robert Kolej’de matematik bölümü yöneticiliğini yapan Harry Huntington Barnum ve ailesi için inşa edilmiştir. Günümüze kadar çoğunlukla lojman olarak kullanılan bina, kısa aralıklarla ofis olarak da kullanılmış ve farklı restorasyon süreçlerinden geçmiştir. Yakın bir tarihe kadar Boğaziçi Üniversitesi’nde bilim tarihi dersi veren fizik profesörü ve yazar John Freely’nin evinin de bulunduğu ve 2015-2016 yılında restore edilen binada, günümüzde Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi ve Bizans Çalışmaları Merkezi faaliyetlerini yürütmektedir.

 

Haber: Duygu Durgun/ Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Gökçe Büyükbayrak

Tarih: 10 Kasım 2016