Kültürel mirasımızı geleceğe aktarmanın yolları Boğaziçi’nde ele alındı

Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi tarafından düzenlenen “Dijital Çağda Arşivler ve Kültürel Miras” konferansında Türkiye’de arşiv geleneği, arşivciliğin hukuki düzenlemeleri ile dijital çağda arşiv teknikleri masaya yatırıldı. Konferansta Kültür varlıkları ile ilgili tek kanunumuzun belge imhasına yönelik olmasının düşündürücü olduğu vurgulandı.

2015 yılında İstanbul Kalkınma Ajansı’ndan aldığı destekle Boğaziçi arşivlerini ve çeşitli vesilelerle Boğaziçi Üniversitesi’ne bırakılmış olan kişisel arşivleri kataloglayıp dijital ortama aktarmak amacıyla kurulmuş olan Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi tarafından organize edilen etkinlikte kültürel mirasın aktarımında ve arşivcilikte geliştirilmesi gereken hususlar üzerinde duruldu.

Konferansın açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Mehmed Özkan, geçmişin kültürel mirasının korunmasının ve gelecek kuşaklara aktarılmasının bir görev olduğunun altını çizerken, üniversitelerin bu sorumluluğu yerine getirmeleri gerektiğini belirtti. Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi’nin 2015 yılında bu amaçla kurulduğunu ve Boğaziçi arşivleriyle merkez bünyesine katılacak arşivleri araştırmacıların kullanımına açmak için çalışmalar yürüttüğünü kaydetti. İstanbul Kalkınma Ajansı’nın bu amaçla yapmış olduğu projelerin önemine değinen Özkan, genel sekretere teşekkürlerini iletirken kurumsal hafıza için arşivlerin korunmasının çok önemli olduğunu da belirtti.

Dünyada arşivciliğin uzun yıllardan beri önemini koruduğunu ancak Türkiye’de bu gibi çabaların son zamanlarda gündemimize girdiğini de aktaran Özkan, üniversitelerin arşivcilik konularına eğilmelerinin ümit verici olduğunu da sözlerine ekledi.

Özkan’dan sonra kürsüye gelen İstanbul Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Özgür Özkan Yavuz ise küreselleşen dünyada kültürün sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir bileşeni olduğunu söylerken bu amaçla kültür alanında yenilikçi projelere önem verdiklerini belirtti. İstanbul’un yaratıcı insanlarıyla özgün bir kültür kenti olduğunu da vurgulayan Yavuz, İstanbul’un kültürünün korunması için yenilikçi bir yaklaşımla ortaya çıkarılan projelere destek verdiklerini anlattı. Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi’nden bu buluşmanın gerçekleşmesini sağlayan proje yürütücülerine teşekkür eden Yavuz, projenin İstanbul’un kültürel mirasının gelecek kuşaklara aktarılmasını sağladığına inandıklarını sözlerine ekledi.

Boğaziçi Üniversitesi Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi Müdürü Doç. Dr. Cengiz Kırlı ise merkezin kurumsal ve özel arşivleri araştırmacılara açmayı planladığını belirtirken, öncelikle Boğaziçi arşivlerini hedeflediklerini söyledi. Özel arşivleri de kataloglayıp dijital ortama aktaracaklarını ifade eden Kırlı, bu çalışmalardan sonra farklı isimlerin arşivlerinin kurumun bünyesine geleceğine inandıklarını da aktardı. Halen üzerinde çalıştıkları arşivlerin geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet Dönemine dair farklı konularda belgeler sunduğunu ifade eden Kırlı, projeye destek veren Boğaziçi Üniversitesi rektörlerine, İstanbul Kalkınma Ajansına ve projenin hayata geçmesini sağlayan merkez çalışanlarına teşekkür etti.

Konferansın birinci panelinde ‘Türkiye’de Arşiv Geleneği ve Hukuki Tartışmalar’ masaya yatırıldı.  Moderatörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi Kataloglama Bölümü Sorumlusu Emine Gür’ün yaptığı panelde Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Ahmet Oğuz İçimsoy, Türkiye’deki arşiv geleneği hakkında bilgi verdi.

‘’Türkiye’de yaşanan durum ‘Kültürel Mirasyedilik’‘’

Kamu arşivlerini destekleyecek birçok arşivin var olduğunu belirten İçimsoy, bu anlamda ticari arşivlerin, sendika arşivlerinin, hastane arşivlerinin ya da siyasi partilerin arşivlerinin Türkiye tarihine ışık tutabileceğini belirtti. Batı’daki arşiv kültürüne baktığımızda 18. Yüzyıla ait işletme kayıtlarının varlığını koruduğunu söyleyen İçimsoy, Türkiye’deki durumu ‘kültürel mirasyedilik’ olarak tanımladı. Geçmiş yüzyıllardaki şeker, tarçın gibi maddelerin tüketim miktarının, oranlarının bilinmesinin araştırmacılara fayda sağlayabileceğini ifade eden İçimsoy, mirasyedilik yerine bu verilerin gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini belirtirken, bu konuda çalışan kurumların kültürel mirasın korunması ve aktarılması amacıyla yaptığı çalışmaların önemine değindi.

Ülkemizdeki arşiv mevzuatı ve arşiv belgeleri hakkındaki son durum ile ilgili bir konuşma yapan Topkapı Sarayı Müzesi, Saray Arşivleri Sorumlusu Sevgi Ağca Diker ise, insanoğlunun yazıyı icat etmesinden sonra sözü kayıt altına almayı hedeflediğini vurgulayarak, Sümerlerdeki kil tabletlerin bugün kullanılan sisteme yakın bir yaklaşımla kataloglandığını söyledi. Osmanlı Devleti’nde de önemli bir arşiv geleneği olduğunu söyleyen Diker, padişahın harcamalarının bile kayıt altına alındığını belirtti. Geçmişten gelen ve devlette, müzelerde veya şahıslarda bulunan bu kayıtların korunmasını sağlayacak bir kanunun tam anlamıyla bulunmadığını belirtti.

Kültür varlıkları ile ilgili tek kanunumuz belge imhasına yönelik

Var olan kanunun kültür varlığı, arşivlik malzeme ve imha edilecek malzeme, tarihi niteliği olmayan belge şeklinde sıralama yaptığını ekleyen Diker, kanunda neyin kültür varlığı olup olmadığının belirtilmediğini de sözlerine ekledi. Kültür varlıkları ve arşiv malzemesi ile ilgili tek kanunun 1988 yılında yürürlüğe giren ve muhafazasına lüzum olmayan malzemenin imha edilmesine dönük olan kanun olduğunu belirten Diker, bu kanunla birlikte birçok kurumdaki, arşiv niteliği taşımadığı düşünülen belgelerin yok edilmesinin usullerinin belirlediğini belirtti.

Bunun yanında belge değeri taşımayan maddelerin yine kanunda belirtildiği şekliyle ‘muhafazasına lüzum olmayan evrak’ statüsüne girdiğini ve bunların da yok edildiğini aktardı. Bu noktada hangi belgelerin korunacağının, hangilerinin korunmayacağının mevzuatta belirtilmemiş olmasının sorun yarattığını da ifade eden Diker, ‘’Büyük büyük babamızın cephede yazdığı mektup da belge niteliği taşır mı?’ sorusunu yöneltti.

Panelde İSAM Kütüphanesi Arşiv Sorumlusu Kenan Yıldız ise İSAM’daki kişisel arşivler ve yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi verdi. 1988 yılında bir araştırma merkezi haline gelen İSAM’da 33 özel koleksiyonun olduğunu söyleyen Yıldız, bunların dokuzun araştırmacıların kullanımına açıldığını, 24’ü ile ilgili çalışmaların ise devam ettiğini aktardı.

Gün boyu devam eden panellerde, alanında uzman arşiv ve kütüphane sorumluları, konuyla ilgili görüşlerini paylaşırken, birbirlerine deneyimlerini aktarma imkanı da elde ettiler.

Haber: Talat Karataş/Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraf: Özgür Duygu Durgun/Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 25 Ekim 2017