‘’Küresel sorunlarımızı artık gıda üzerinden konuşuyoruz’’

Boğaziçi Üniversitesi Sürdürülebilir Turizm Yüksek Lisans Programı Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Burçin Hatipoğlu, bu sene Torino’da gerçekleştirilen Terra Madre etkinliğine Slow Food delegesi olarak seçildi. Hatipoğlu ile Terra Madre etkinliği izlenimlerini konuştuk; Slow Food kapsamındaki çalışmaları ve Türkiye’deki Slow Food akımı hakkında bilgi aldık.

Boğaziçi Üniversitesi Sürdürülebilir Turizm Yüksek Lisans Programı Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Burçin Hatipoğlu, bu sene Torino’da gerçekleştirilen Terra Madre etkinliğine Slow Food delegesi olarak seçildi. ‘’Food for Change’’ temasını konu alan Terra Madre Salone del Gusto etkinliği 150 ülkeden 7 bin delegeyi buluşturdu. Gıda ve iklim değişikliği ilişkisinin masaya yatırıldığı etkinlikte vurgulanan en önemli konu insanlığın son yüzyılda karşılaştığı en büyük gıda sorunlarının iklim değişikliği ile olan bağlantısıydı.

Boğaziçi Üniversitesi’nde Turizmde Sürdürülebilir İnsan Kaynakları başlıklı bir ders de veren Burçin Hatipoğlu, halen Avusturya’da Advanced Studies on Science, Technology and Society (IAS-STS) enstitüsünde büyük gıda firmalarının tedarik zincirindeki uygulamaları üzerine araştırmalar yapıyor. Hatipoğlu ile Terra Madre etkinliği izlenimlerini konuştuk; Slow Food kapsamındaki çalışmaları ve Türkiye’deki Slow Food akımı hakkında bilgi aldık.

 

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Burçin Hatipoğlu - Doktoramı İnsan Kaynakları Yönetimi alanında University of New South Wales, Sydney´de tamamladım. Tezimin içeriğinde sürdürülebilirlik vardı ve zaman içinde daha fazla sürdürülebilirlik yönetimi alanında çalışmaya yönlendim. Yeşil insan kaynakları uygulamaları veya sürdürülebilir insan kaynakları yönetimi alanında çalışan dünyada da az kişi var ama son yıllarda ilgi biraz arttı. Sürdürülebilirlik kavramı işletmelere yeni yeni girdiği için ülkemizde kendi konumda araştırma yapmam biraz zor, bu da araştırmalarımda konuya daha genel bakmamı gerektiriyor.

Ne gibi alanlarda araştırmalar yapıyorsunuz?

Şu anda Boğaziçi Üniversitesi BAP Start-up projemin konusu olan sürdürülebilir tedarik zincirlerinde insan kaynakları uygulamalarını araştırıyorum. Bunun bir parçası olarak halen Graz, Avusturya’da Advanced Studies on Science, Technology and Society (IAS-STS)isimli enstitüde bulunuyorum ve büyük gıda firmalarının tedarik zincirindeki uygulamaları üzerine araştırma yapıyorum. Bunu tamamlayınca Türkiye’de bulunan KOBİ tedarikçileri ile devam edeceğim araştırmama.

Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiğiniz Sustainable Human Resource Practices dersinizden ve içeriğinden biraz bahseder misiniz?

Bu ders işletmelerin sürdürülebilirlik alanındaki yönetim prensiplerini ve iş modellerini ele alıyor. Özellikle yöneticilerin ve geliştirdikleri sistemlerin bir işletmenin sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik yolculuğunda nasıl destek olabileceği farklı modellerle ve farklı sektörlerden örneklerle anlatılıyor.  

Bölümde son sınıf öğrencilerimizin bitirme projelerinde veya Sürdürülebilir Turizm Yönetimi Yüksek Lisans programımız dahilinde daha fazla destinasyon bazlı sürdürülebilirlik araştırıyoruz. Onlarla turizmin kırsal kalkınmaya olan etkilerini inceliyoruz. Slow Food ile de bu şekilde bir araya geldik. Slow Food uygulaması olarak Türkiye’de biri Foça’da biri Şile’de iki tane Yeryüzü Pazarı bulunmakta. Öğrencilerimizle özellikle bu etkinliklerin kadınları ve küçük ölçekli çiftçileri ekonomik ve sosyal alanlarda nasıl etkilediğini inceledik ve hatta Şile’den bir köy ile birlikte çalışıp sürdürülebilir turizm projesi geliştirdik. Ovacık’ta Bir Gün projesi Anadolu Efes, UNDP Türkiye ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen Gelecek Turizm’de projesi olarak 2018 yılında destek aldı.    

Slow Food delegesi olarak göreviniz nedir? Terra Madre Salone del Gusto etkinliği hakkında biraz bilgi alabilir miyiz sizden?

Ben Şile Palamut Slow Food tarafından Slow Food alanında akademik olarak çalıştığım ve işbirliği yaptığım için delege olarak gösterildim ve her iki senede bir düzenlenen Terra Madre etkinliğine davet aldım. Benimle birlikte davet alan Türkiye’den üreticiler ve dernek üyeleri vardı. Toplamda dünyadan katılan 7000 delege vardı ve bizleri Torino’da 140 küçük köyde aileler evlerinde ağırladı. Bu şekilde ilk defa aile çiftçiliğini gözlemledim ve Türkiye’de gittiğim çiftliklerle karşılaştırma fırsatı buldum. Biz de kendi programımızda öğrencilerimizle agro-turizm örneği olan yerlere geziler düzenleyip zaman zaman yerinde incelemeler yapıyoruz.

Özünde Terra Madre etkinliğinde toprak ve onun bereketleri kutlanıyor. Ancak bu etkinlik 2004’ ten bu yana çok genişlemiş durumda, 130 ülkeden fazla katılım oluyor. Hem Italya devleti hem de halk aynı şekilde çok destekliyor. Etkinlik küçük üreticiye ve ekonomideki yerine dikkat çekmek için yapılıyor. Ama artık gıdanın değişimin aracısı olabileceğine dikkat çekiliyor; bu nedenle küresel kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde “Food for Change” kullanılıyor.

Terra Madre’de dünyanın her yerinden üreticiler Slow Food prensiplerini (iyi, temiz ve adil gıda) göz önünde bulundurularak ürettiklerini tanıtıyorlar ve birbirlerinden öğreniyorlar. Etkinlik halka açık ve hem alışveriş yapılabiliyor hem de tadımlar var. Bunun yanında birçok panelde et, süt, bal, balık gibi ürünlerin geleceği tartışılıyor, özellikle sık sık sürdürülebilir tarım politikaları masaya yatırılıyor.    

Ben bu sene öncelikle bir panelde Türkiye’deki örnekler üzerinden bir konuşma yaptım. Ayrıca bu sene ilk defa bu etkinliğe paralel olarak “Diffused University” adı altında University of Gastronomic Sciences tarafından iki günlük bir konferans yapıldı. Bu konferans’ta da 500 araştırmacı ve akademisyenle gelenekselin dışında bilginin üretilme, kullanılma  ve paylaşılma yöntemleri tartıştık. Slow Food kurucusu olan Carlo Petrini  konferans kapanış konuşmasında şu şekilde belirtti: “İlk başladığımızda gıdayı konuşmak birçoğuna sıkıcı gelirdi, ancak şimdi bu kadar geniş katılımlı bir konferansta iki gün boyunca küresel sorunlar gıda üzerinden konuşulabiliyor ve gıdanın önemli bir konu haline geldiğinin göstergesidir bu”. 

Türkiye’de Slow Food

Türkiye'de Slow Food akımı ne kadar yaygın, yaygın değilse bu konuda ne gibi çalışmalar yapılıyor?

Slow Food grubu Türkiye’de 25 farklı yerde bulunuyor ancak hepsi aynı oranda aktif değil. Ben daha çok bu tip event’lerin bölgeye turizm yaratma potansiyeli ve kırsal kalkınmaya olan katkısı ile ilgileniyorum. Slow Food’un bu şekilde çok büyük bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum; geçmişte Trakya’da bu şekilde bir AB projesi yürüttüm; ancak yerelde bu tip projelere sahip çıkılması gerekiyor. Bu sene benzer bir projenin Avusturya’da Karnten bölgesinde geliştirildiğini gördüm ve çok sevindim.

Terra Madre sonrası katılan delegeler ve Slow Food temsilcileri önümüzdeki iki sene içinde Terra Madre Anadolu gibi bir etkinlik üzerine planlar yapmaya başladılar; bu şekilde bir etkinlikle biz de yerli ve küçük üreticilerin önemini ve onlara sağlanması gereken kolaylaştırıcı politikaları tartışmaya açabiliriz diye düşünüyorum.


Peru’dan organik ürün yerine bulunduğumuz bölgenin ürününü mevsiminde tüketmemiz önemli

Beslenme şekillerimiz ve iklim değişikliği arasında nasıl bir ilgi var? Örneğin, et endüstrisi için hayvan yetiştirilmesinin bitki örtüsünü olumsuz etkilediği iddia ediliyor. İnsanların beslenme şekillerini değiştirmesi bu noktada iklim değişikliğine bir etki sunabilir mi?

Ben bu konuda doğrudan çalışan bir kişi değilim. Ancak Slow Food’un temelinde yiyecekleri mevsiminde tüketmek, yerli tohum kullanmak, insan sağlına zararlı yan ürünlerin kullanımından kaçınmak ve fazla yol kat etmemiş yiyecekleri tüketmek var. Bence zaten organik ürünlerle Slow Food’u ayıran en önemli özellik yiyeceklerin yol kat etmesi. Benim tükettiğim ürün organik ancak Peru’dan geliyorsa bence iklim değişikliğinin etkileri azaltmaya çok yardım etmiyor. Bu nedenle bulunduğumuz bölgede mevsiminde çıkan ürünü yemek önemli diye düşünüyorum.


Günümüzde giderek daha çok alana yayılan yapay zekâyı da gıda endüstriyle birlikte düşünebilir miyiz? Örneğin ileride gerekli besin değerlerini almaya yönelik laboratuvarda gıda ya da hap benzeri üretimler olacağına dair senaryolar var. Slow food hareketinin bu noktada yapay zekâ teknolojisiyle bir ilişkisi bulunuyor mu?

Belirttiğim gibi bu doğrudan benim çalışma alanım değil. Ancak Türkiye’de saha ziyaretlerimiz köylerde genç ve orta yaşlı nüfusun kalmadığını gösteriyor, ayrıca tarımda karşılaştırmalı olarak verimliliğimiz çok düşük. Bu nedenle ülkemizde şu anda yapay zekâ da dahil olmak üzere son teknolojileri kullanmamız çok önem kazanıyor. Şehirlerden sıkılan eğitimli ve tarıma dönmek isteyen bir kısım var onların modernleştirilmiş tarım ile sanırım başlamaları daha da kolay olacaktır.  


Gıdada aradığımız en önemli şey güven

Özellikle büyükşehirlerde ticarileşen organik beslenme modasından farklı olarak slow food neler sunuyor? Organik ürünlerin daha fahiş fiyatlara satıldığı düşünüldüğünde slow food hareketinin gelir açısından da daha geniş bir kitleye hitap etme imkânları neler?

Organik ürünler ve Yeryüzü Pazarı’nda bulunan ürünler maalesef yüksek fiyata satılıyor. Bir taraftan ilaç ve hormon kullanılmadığı için verimliliğin daha düşük olduğu düşünülürse bu anlaşılabilir; ama aynı zamanda fiyat farklılıkları ürünleri genel topluma ulaşılamaz yapıyor. Bu kadar fiyat farkı olmasa da dünyada da bu şekilde.

Çoğumuz yumurta ve süt doğal/organik olsun diyoruz ve gerisini boş veriyoruz. Burada en önemli şey güven ve hepimiz bu konuda farklıyız. Ben kişisel olarak yediğimin nereden geldiğini kimin tarafından üretildiğini bilmek isteyen biriyim ama bu herkes için bu kadar ileri olmak zorunda değil. Güveni sağlamak için sertifikasyon sistemleri var; Buğday Derneği organik pazarları kontrol ediyor mesela. Şile’de ise Belediye ve İlçe Tarım birlikte denetimler yapıyor. Hepimiz kime güveneceğiz ona göre karar vereceğiz. Ancak bu oluşumların erişilebilirliği çok az. Esas amaç marketlerin daha iyi, temiz ve adil gıda sunması ve bu sertifikalı markette birçok kategoride bulunabilmesi. Bu konuda bir market zinciri mesela coğrafi işaretleri öne çıkarıyor, ki bu da yerele sahip çıkmak adına çok önemli bir uygulama.  

Söyleşi: Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 01 Kasım 2018