Mezunlar daha iyi bir ‘’yarından sonra’’ için BÜ’yülü Bir Gün’de buluştu

Gelecekte nasıl beslenecek, ne tür gıdalar tüketeceğiz? Hangi filmleri hangi platformlarda izleyecek, kitapları hala sayfalarını çevirerek mi okuyacağız? Yapay zekâ hayatımızı ele mi geçirecek? Çocuklarımız bir gün annelerine ‘’Ben robot muyum?’’ diye mi soracak? Gen araştırmaları kusursuz insanı yaratacak mı? … Boğaziçi Üniversitesi yarından sonrasını şekillendiren üniversite olmaya devam ederken geleceğe dair merak edilen konular üzerine konuşmacıları mezunlarla ve Boğaziçi dostlarıyla BÜ’yülü Bir Gün’de buluşturdu.


2017’de odağına ‘’İnsan’ı alan BÜ’yülü Bir Gün’ün konuk konuşmacıları arasında yazar Selçuk Altun, Yemeksepeti’nin kurucusu Nevzat Aydın, başarılı şef Mehmet Gürs ve senarist, yazar ve oyuncu Ercan Kesal da vardı.

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Ofisi tarafından bu yıl dördüncü kez düzenlenen ‘’BÜ’yülü Bir Gün’’ etkinliği, ‘’Yarından Sonra’’ konseptiyle yarından sonrasını düşünen, tartışan, irdeleyen konu ve konuklarıyla mezunları ve Boğaziçi dostlarını Güney Kampüs’ün büyüleyici atmosferinde bir kez daha buluşturdu.

BÜ’yülü Bir Gün’de konuklara ‘’Hoşgeldiniz’’ konuşmasıyla seslenen Rektör Danışmanı Prof. Dr. Zafer Yenal, Boğaziçi Üniversitesi’nin yarından sonrasını şekillendirme misyonuyla bu yıl da Türkiye’nin en parlak öğrencilerinin çekim noktası olmaya devam ettiğini, kısa süre önce tescillenen Araştırma Üniversitesi statüsüyle değerlerini ve başarılarını geleceğe taşımayı sürdürdüğünü vurguladı. Boğaziçi Üniversitesi mezunu yazar Selçuk Altun’un ‘’keynote’’ konuşmacı olarak katıldığı BÜ’yülü Bir Gün’de ‘yemekten sinemaya, edebiyattan bilime geleceğin konuşulduğu çok sayıda panel ve söyleşi yer aldı.

Nevzat Aydın: Farklı lezzetler konusunda tutucuyuz, lahmacun hala rakipsiz!

 ‘’Yarından Sonra Yemek’’ başlığında ise Cemre Narin’in moderatörlüğünde gerçekleşen panelde şef ve işletmeci Maksut Aşkar, Yemeksepeti’nin kurucusu Boğaziçi mezunu Nevzat Aydın, anne yemekleri sunan online yemek platformu Mamame kurucularından Evrim Tankuş Hakyemez ve CarrefourSA Gıda Kategorisi Direktörü Ayşin Işıkgece yarından sonrasının yemek ve tüketim kültürünü tartıştılar.

Yemek sektöründe şeffaflık, sürdürülebilirlik, üretici- tüketici zinciri gibi konuların ele alındığı panelde söz alan Nevzat Aydın, Yemeksepeti olarak 2017’de en fazla lahmacun siparişi aldıklarını belirterek Kebap ve Türk mutfağı kategorisine yönelik gelen sipariş oranının mevcut diğer mutfaklara oranla daha yüksek olduğu bilgisini verdi.Aydın, 15 milyonluk İstanbul gibi bir kentte Thai veya Hint mutfağı gibi dünya mutfaklarının çok az olduğunu söyleyerek yemek konusunda tutucu bir toplum olduğumuzu belirtti.

Dünyada çöpe atılan gıda miktarı, açlıkla boğuşan bölgelerin ihtiyacından 4 kat fazla

Ayşin Işıkgece ise, Einstein’ın ‘’Arı nüfusu dünyada yok olduğu zaman insanlığın sadece dört yıllık ömrü kalacak’’ sözünü anımsatarak günümüzde kimyasal ilaç kullanımı yüzünden arıların hızla azaldığını ve bunun gelecekte bizi bekleyen önemli bir tehlike olduğuna dikkat çekti. Işıkgece , Türkiye’de Carrefoursa olarak geleneksel arıcılığın desteklenmesi yönünde bir çalışma başlattıklarını aktardı. Konuşmacılar, yarından sonra yemek kültürü ve alışkanlıklarının konuşulduğu panelde dünyadaki atık gıda miktarının açlıkla boğuşan nüfusun ihtiyacı olan miktardan dört kat fazla olduğuna dikkat çekerek gıdada tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz gerektiğini vurguladılar.

Mehmet Gürs: Yemek konusunda örf ve adetlere sarılarak bağnazlığa düşmeyelim

Panelin ardından, Mikla’nın şefi Mehmet Gürs, Prof. Dr. Zafer Yenal ile birlikte “Geçmiş ve Gelecek Arasında Anadolu Mutfağı” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi. Amerika’da Gastronomi eğitimi alan Gürs, 1990’ların ortasında Downtown’ı açarak Türkiye’de modern restoran işletmeciliğinin öncülerinden oldu. Dünyanın önemli lezzet mekanlarından birisi olan Mikla ile adını duyuran Gürs, Yeni Anadolu Mutfağı temasıyla kadim yemeklere yenilikçi dokunuşlarda bulunuyor.

Gürs, geleceğe bakarken dünün gelenek ve alışkanlıklarına bağnazlıkla tutunmak yerine değişime açık bir yemek kültürünün gerekliliğinden söz etti. Örf ve adetlere tutunma konusunda özellikle yemek alanında büyük bir stres altında olduğumuzdan söz eden Gürs, yaptıkları çalışmalar kapsamında Yeni Anadolu Mutfağı kavramı çerçevesinde Anadolu’da çok sayıda saha çalışması yaptıklarını ve Anadolu mutfağındaki gelenek ve alışkanlıklara geleceğe taşımak için üreticilerle beraber neler yapılabileceğini tasarlama çalıştıklarını ekledi.

Mehmet Gürs, Türkiye’de neden bir Michelin yıldızlı lokanta olmadığı sorusunu ise şöyle yanıtladı; ‘’Michelin haritasında Türkiye yer almıyor. Ülke değerlendirmesi yaptıklarında Türkiye’yi sistemin dışında tutmaya karar verdiler. Gizli müfettişlerin lokantaları denetlediği bu sisteme uygun kaç lokanta bulabileceğiniz soru işareti. Ayrıca Anadolu mutfağı hakkında bilgi ve birikimi olmayan Fransız merkezli bir sistem hangi geleneğe ve bilgiye dayanarak bu denetimi yapacak?’’

Ercan Kesal: ‘’Modernite başarısız oldu, bilgeliğe geri dönülmeli’’

BÜ’yülü Bir Gün’de konuşma yapan, ünlü yazar, senarist ve oyuncu Ercan Kesal ise, tükenen dünya ve geleceğe dair umutsuzlukların modernitenin sonunun geldiğini gösterdiğini vurguladı. Kesal, dünyayı ve yaşamı geleceğe taşıyabilmek, en azından tükenişi yavaşlatmak adına, ana felsefesi bilgiye dayalı yaşama ve ilkel dönemlerin bilgeliğine dönülmesinin gerektiğini söyledi.

“Yarından sonra insan ve sinema” konulu bir söyleşi gerçekleştiren Kesal, kültürlerin kendini ifade etme ve yaşatma, gerçeği arayışta ulaşmada araç olarak kullandıkları sanatta sinemanın hızlı ve vazgeçilme yükselişini insan ve toplumların hiçbir zaman tutamadıkları ve sahip olamadıkları zamanı kaydedebilme gücü elde etmelerine bağladı.

Toplumların yaşayamadıkları ve yaşama dair yeniden yarattıkları umut ve hayallerini sinema aracılığı ile gerçekleştirmeye çalıştıklarını belirten Kesal, “Sinema senaristlerin geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğe dair hayallerini gerçekleştirdiği yerdir. İnsanoğlu zamanı ancak sinema ile en azından kanıt olarak kaydedebilmektedir” dedi.

Sinemanın kadar teknoloji ile farklı bir boyutta izleyici ile buluştuğunu ve daha hızlı ve tüketilen bir aşamaya geldiği tartışmalarını da değerlendiren Kesal, “Ancak hiçbir zaman insanoğlunun farklı bir yaşamı kurgulamak ve yaratmak, zamanı kaydetmek, geleceğe dair hayallerini kurgulamak için duyduğu ihtiyacı bitmeyecek. Bu nedenle sinemada senaryolar yine insana dair olacak” öngörüsünü paylaştı.

“Yarında sonra insan” kavramını ise kişisel ve toplumsal kültürlerin gelişimi ile anlatan Kesal, modern dünyanın sorunları ve tükenen yer küre ile insanoğlu ve kültürlerin geleceğe artık umutsuz baktığını belirterek, “Burada bilge ve bilgelik arasındaki farka geri dönüyoruz. Gelişmiş toplumların kültürü ile bilgi merkezinde gelişen batı uygarlığı dünya tüketmiş, protez mutluluklar ile şekillenen insanoğlu umutsuz bir hale gelmiştir. Burada karşımıza ilkel toplumların gelişmemiş toplumlar kültürüne dönüş bize getirmektedir. Bilgi artık kendini tüketmiş ve başarısız olmuştur. Bilgelik dönemine dönmemiz gerektiği ortaya çıkmıştır” diye konuştu.

Sinema sektöründe dijital, 35 mm’yi yendi

BÜ’yülü Bir Gün’de ‘’Yarından Sonra İzlemek’’ başlığında ise yapımcı Ali Bayraktar, Selim Erkul ve Deniz Şaşmaz Oflaz’ın (Blu TV) katıldıkları panelin moderatörlüğünü Mithat Alam Eğitim Vakfı’ndan Boğaziçi Üniversitesi mezunu, yönetmen Umut Aral üstlendi. Netflix, HBO gibi kanalların yükselişe geçtiğini belirten Aral, Türkiye’de de bu alanda yeni adımların atıldığını belirtti. Aral, sadece ürettikleri içerikler açısından değil, özellikle ünlü yönetmenlerin bu kanallar için çalışmalar yapmasının ve uluslararası film festivallerinde yapımcılığını online kanalların yaptığı filmlerin damga vurmasının ‘’Sinema bu alana mı kayıyor?’’ sorusunu ortaya çıkardığını belirtti.

Uzun yıllar sinema lisanslama ve dağıtım konularında çalışan ve halen Blu TV İçerik danışmanlığı yapan Deniz Şaşmaz Oflaz, online izleme alışkanlığı ve sinemanın içiçe geçtiğini söyledi. Yurtdışında sinemada gösterime sunulan bazı filmlerin, eş zamanlı olarak online kanallara da koyulduğunu belirten Oflaz, ülkemizde de bu şekilde adımların atılmasının yakın olduğunu ifade etti. Beyazperdenin bir alışkanlık olduğunu, uzun vadede yok olacağını düşünmediğini söyleyen Oflaz, bunun yanında online’ın bunun bir parçası olduğunu bilmemiz gerektiğini söyledi. Blu Tv’den Selim Erkul ise online’dan uzak kalmak isteyenlerin bile bir şekilde bu platformlara gelmek zorunda olduğunu ifade etti.

Ali Bayraktar ise online kanalların pozitif yanlarının yanı sıra negatif neticeler doğurduğunu belirtti. Sinemanın 122 yıllık bir tarihi olduğu söyleyen Bayraktar, i-phone’un sadece 10 yıldır hayatımızda olduğuna ve bu on yıllık sürede teknolojinin hayatımıza çok hızlı bir şekilde girdiğine değindi. 10 yıl önce 35 mm’ni yerine dijitalin yeni yeni sinemaya girmeye başladığını da söyleyen Bayraktar,  35 mm’nin dijital karşısında hiçbir etkisinin kalmadığını belirtti. Uzun yıllar teknolojiden en az etkilenen alanın sinema olduğunu, 110 yıl kadar 35 mm kamera ile filmlerin çekildiğini söyleyen Bayraktar, 10 senede dijitalin 35 mm’yi yendiğini ve önümüzdeki süreçte de online kanalların sinemada film izleme kültürünü yeneceğini düşündüğünü sözlerine ekledi.

Salona gidip film izlemenin konforlu olmadığını hatta külfetli olduğunu belirten Bayraktar, online streaming ile birlikte zaten orada da bir değişimin yaşandığını belirtti. Uzun vade de belki de bu salonlarda canlı maç yayınlarının izleneceğini, insanların ise filmlerini evlerinde bilgisayarlarından izleyeceğini aktaran Bayraktar, bu hız ve kolaylığın ise görsel sanatlarda nitelik açısından zararlı olabileceğini belirtti.

 ''Anne Ben Robot muyum?’’

Yapay Zekâ’nın tartışıldığı “Anne Ben Robot Muyum?” panelinde ise Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Cem Say ile Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Yücel Yemez, gelişen teknolojiler ve yapay zekanın geleceği üzerine Prof. Dr. Biray Kolluoğlu’nun moderatörlüğünde görüşlerini dile getirdiler.

Cem Say, yapay zekâ çalışmalarında bir old school grubunun bulunduğunu ve kendisinin de bu gruba dahil olduğunu söyledi. 1990’larda yapay zekânın satrançta insanı yeneceğinin beklendiğini ve sonradan bunun gerçekleştiğini anlatan Say, kendisi de dahil birçok araştırmacının o zamanlar bu çalışmalara ilgi duyduğunu anlattı. Daha sonra gerçekleştirilen çalışmalarla canlıların yapabildiği birçok şeyi robotların yapıp yapmayacağının tartışmasının ortaya çıktığını ve bu konulara kafa yoran yeni araştırmacıların da bunu büyük ölçüde başardığını aktardı.

Prof. Yücel ise, yapay zekânın insan zekâsına sahip bir makine olduğunu belirtti. Gören, duyan ve bunları algılayabilene belki daha da ilerisini düşünürsek karar verebilen bir makineden bahsedildiğini aktaran Yücel, gelecekte bu noktaya gidildiğini aktardı.

Yapay zekânın insanların yaşamlarını kolaylaştıracaklarını düşündükleri için umutlu olduklarını ama aynı zamanda endişe beslediklerini söyleyen Prof. Dr. Biray Kolluoğlu ise konuşmacılara gelecekten endişe duyup duymadıkları sorusunu yöneltti. Prof. Dr. Cem Say, Facebook, Google gibi ürünlerin milyonlarca insanla ilgili çok detaylı datalara sahip olduğunu ve bu datalar üzerinden insanların tercihlerini yönetebildiğini söyledi. Say, bu durumun geleceği karamsar hale getirdiğini aktardı. Say, kendi kendini yönetebilen yapay zekânın uzun gelecekte mümkün olabileceğini de söyledi. Prof. Yücel ise korkunun ecele faydası olmadığını belirtirken, önemli olanın hangi teknolojinin nasıl kullanıldığı olduğunu; bilgisayar ve teknolojinin gelecekte insana lazım olduğunu ifade etti.

Boğaziçi’nde kansere karşı yenilikçi ve öncü ilaç geliştiriliyor

Prof. Dr. Cem Ersoy moderatörlüğünde gerçekleşen “Yarından sonra nasıl yaşanacak?” başlıklı panele Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Üyesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Esra Battaloğlu, Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Sanyal ve Çevre Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Berat Haznedaroğlu katıldı.

Battaloğlu, yaptığı sunumda genetik hastalıklarda insan bedeninde bulunan 1 DNA’daki bozukluğun genetik hastalığa yol açtığını, Türkiye gibi akraba evlilikleri çok olan ülkelerde bu hastalıklara sık rastlandığını belirtti. Battaloğlu, Boğaziçi Üniversitesi Moneküler Biyoloji ve Genetik Bölümü olarak bozuk DNA’nın bulunması ve bu genin tespiti üzerinde yoğunlaştıklarını belirtti. Prof. Dr. Rana Sanyal ise, Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Araştırma Merkezi (Life Sci)  içinde ulusal sağlık projesi paralelinde RS Research  girişiminde 50 bilim adamı ile özellikle kansere neden olan hücrenin çoğalmasını önleyecek ilaç gelişimi konusunda çalıştıklarını anlattı. Dünyada her altı ölümden birinin kanserden kaynaklandığını ve bu konuda ilaç geliştirilmesi yönünde çok önemli yol kat edildiğini belirten Sanyal, üzerinde çalıştığı projede, kanser hücresi ile birlikte tüm vücudun immün sistemini etkileyen hücrelerin gelişimini de durduran kemoterapi yerine, immün sistemi güçlendiren ve sağlıklı DNA’ların hastalıklı DNA’yı öldürmesine yönelik ilaç geliştirme çalışması yaptıklarını söyledi.

Berat Haznedaroğlu ise gelecek için yosunlar üzerinde yaptıkları çalışmaları anlattı. bugün Omega 3 vitamininin balıklardan çok yosunlardan sağlandığını ve bu vitamini geliştirme konusunda araştırma yaptıklarını belirten Haznedaroğlu, Sarıtepe Kampüs’ünde 800 metrekare alan üzerindeki laboratuvarlarında ayrıca yosundan gıda, biorafineri, karbon emisyon çalışmaları yürüttüklerini söyledi.  

‘’Yarından Sonra Yaşam’’ ve Adli Bilimlerde gelişmeler

‘’Yarından Sonra Yaşam’’ teması altında, Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim görevlisi ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Atay ise “CSI Boğaziçi: Yaşamımızda Adli Bilimler” isimli bir sunum yaptı. Özellikle rektörlükteki görevinin ardından CSI New York, Breaking Bad gibi tüm dünyada ilgiyle izlenmiş yapımları takip etmeye başladığını belirten Atay, konunun uzmanı olmamasına karşın polisiye ve adli diziler izlemesinin adli bilimlere ilgisinin artmasına sebep olduğunu aktardı. Atay, adli olaylarda adli bilimlerin nasıl bir işlevi olduğuna dair sunusunda çeşitli uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin kimyasal yapısını ve bu maddelerin insan vücudundaki etki ve izlerinin takip edilmesindeki prensipleri izleyicilerle paylaştı. Uyuşturucu, uyarıcı vb. maddelere dair adli bilimlerin takip mekanizmalarından bahsetmesinin ardından Atay; DNA ve parmak izi gibi her insanda özgün karakterleri olan kanıtların yanı sıra kan grubu, saç gibi kategorik kanıtların belirlenme ve takip süreçlerini de adli bilimler açısından kısaca açıkladı.

Müzikten edebiyata, okuma kültüründen çalışma hayatına ‘’Yarından Sonrası’’ nasıl olacak?

Akustikhane’den Zafer Yılmaz ‘’Yarından Sonra Müzik Dinlemek ve Okumak’’ başlığı altında Yalçın Birol (karnaval.com) ve İKSV’den Yeşim Gürer Oymak’ın katıldığı paneli yönetirken Prof. Dr. Murat Gülsoy ve gazeteci Melda Narmanlı Çimen ise ‘’Yarından Dünyası Okumak ve Yazmak’’ üzerine görüşlerini dile getirdiler.

Dijital ortamda müziğe erişimin kolaylaşmasıyla birlikte dışarıya yansıtılan müzik dinleyiciliği ile var olan müzik dinleyiciliğinin birebir örtüşmediğini ve dinlenen müzik türünün bir sosyal statü belirtisi olarak algılanmasının da bunda payı olduğunu belirten Birol, “Araştırmalar ve topladığımız veriler bize aslında insanların dışarıya göstermek istediği dinleyici profili ile gerçekte dinlediği müziklerin benzeşmeyebildiğini gösteriyor. Kimsenin dinlemediğini iddia ettiği müzikleri aslında birçok insan belli etmeden dinliyor” ifadelerini kullandı. Dinleyici taleplerinin ve müziğin gelişen teknoloji ile birlikte bir tüketim nesnesi olmasının aynı müziklerin tekrarlanması yönünde kısır bir döngüye sebep olduğunun altının çizildiği konferansta, dinleyicilerin müzik keşfetmesine yönelik pratiklerin neler olabileceği tartışıldı.

Murat Gülsoy: Matbaadan sonraki en büyük sıçrama Internet

BÜ’yülü Bir Gün çerçevesinde gerçekleşen “Yarının Dünyasında Okumak ve Yazmak” panelinde ise Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi ve Öğrenci Dekanı Doç. Dr. Zeynep Uysal moderatörlüğünde Doğan Burda Dergi Yayın Yönetmeni Melda Narmanlı Çimen ile yazar ve Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü öğretim üyesi Murat Gülsoy ağırlandı. 1990’lı yıllardan bu yana edebiyatta ve basında yaşanan değişimin konuklarca yorumlanmasının ardından dijital içerik üretiminin ve sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte edebiyat ve yayıncılığın geleceği değerlendirildi.

Edebiyat ve teknolojinin matbaanın icadından beri beraber bir gelişim gösterdiğinin altını çizen Murat Gülsoy, “İnternet, matbaadan sonraki en büyük sıçrama. Tam istenen anda, her yerden, her şeye ve her yere ulaşılabiliyor. Bir yandan da akıllı telefonların sürekli el atlında olması insanların yazıyla ilişkisini çok arttırdı ve aslında bu durumun hep olumsuzlukla anılması haksız bir tutum” yorumunu yaptı. Melda Narmanlı Çimen’in halen daha basılı materyalin daha güvenilir ve prestijli algılandığının altını çizdiği panelde, gelecekte edebiyat ve basın açısından ne gibi zorluklar ve değişimler yaşanabileceği tartışıldı.

 ‘’Boğaziçi’nde Yarından Sonrasını İlk Kez Konuşmuyoruz’’

Prof. Dr. Zafer Yenal’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen ‘’Boğaziçi’nde Yarından Sonrasını İlk Kez Konuşmuyoruz’’ paneline ise Boğaziçi’nin tarihine damga vurmuş hocalardan iki önemli isim, Prof. Dr. Yorgo İstefanopulos ve Prof. Dr. Güven Alpay katıldılar.

Robert Kolej’den Boğaziçi’ne geçiş sürecinde önemli sorumluluklar alan ve bugün hala geçerli olan birçok adımı o günlerde atmış olan Alpay ile İstefanopulos, özellikle öğrencilerin okulun paydaşı olmasını 70’lerde Boğaziçi Üniversitesi kurucu rektörü Aptullah Kuran öncülüğünde gerçekleşmesinin altını çizdiler.

Boğaziçililerin her zaman bu ülkeyi ve dünyayı daha iyi hale getirmeyi düşündüğünü söyleyen Zafer Yenal konuşmacılara, 70’lerde nelerin yaşadığını ve karşılaştıkları sorunlara ne gibi çözümler ürettiklerini sordu.

Prof. Güven Alpay, Boğaziçi’ne Kaliforniya’dan geldiğini ve ilk günden itibaren bir akademisyen olmasının yanında önemli bir entelektüel olan Aptullah Kuran’ın saygın ve dünya standartlarında bir üniversite kurma fikri vizyonuyla hareket ettiklerini belirtti.

Aptullah Kuram öncülüğünde, öğrencileri okulun birer paydaşı olarak görerek çözdüklerini aktaran Alpay, aynı zamanda çok iyi bir sanatçı olan Kuran’ın vizyonu sayesinde Boğaziçi’nin standartlarının hep yüksek olduğunu ve bu sayede Türkiye’ye yön verecek insanları yetiştiğini sözlerine ekledi.

Prof. Yorgo İstefanopulos ise Boğaziçi’nin kurumsallaşması çalışmalarında öğrencilerin, mezunların ve akademisyenlerin paydaş olmalarını öneminin altını çizerken Kuran’dan sonra rektörlük seçimlerinde Semih Tezcan’ın Boğaziçi’ni geliştirme ve dünya standartlarına planlarının seçilmesini sağladığını aktarırken, bu okulda her zaman ilkleri gerçekleştirdiklerini ve Boğaziçi’nin hep yenilikleriyle akıllarda kaldığını aktardı.

’Yarından Sonra Çalışmak’’ başlıklı panelde Boğaziçi Üniversitesi Mezunu İş İnsanları Derneği Başkan Yardımcısı Murat Ülman moderatörlüğünde Dilek Akyürek (Beltaş) ve Pelin Güven (BKM) mezunlarla buluşurken yine aynı başlıkta Zeynep Meydanoğlu’nun (Ashoka) konuşması yer aldı.

Boğaziçi’nin tarihi tünelleri mezunlar için açıldı, tarihi orgun hikayesi dinlendi

BÜ’yülü Bir Gün’de ayrıca BUKAL -"Boğaziçi’li Kal" -  BÜ Mezunlar Ofisi Kültür ve Sanat Komisyonu organizasyonuyla düzenlenen "Geçmişten Günümüze Tarihi Binalarıyla Güney Kampüs", ‘’Tünellerin Gizeminde Sanat Buluşması" başlıklı  etkinlikler yer aldı. Etkinliğe çocukları ile gelen mezunlar Neşe Erberk Okulları’nın oyun ve etkinlik atölyelerine katılarak sanat etkinliklerinde bulundular. Kampüste uygulamaya alınan, Boğaziçi öğrencisi Mehmet Akıncılar’ın sosyal girişimi olan Bizero elektrikli bisikletleri kullanan konuklar ise Güney Meydan’ın keyfini çıkardılar.

‘’Tarihi Orgumuzun Öyküsü ve Mini Konser’’ etkinliği ise İstanbul Barok Vakfı kurucusu ve öğretim üyesi Leyla Pınar’ın anlatımı, seslendirmesi ve Mehmet – Birgül Küçükönder’in onarım serüveniyle Albert Long Hall’ün büyüleyici ortamında davetlilere unutulmaz anlar yaşattı. BÜ’yülü Bir Gün BÜMED’de düzenlenen Chillout Party ile görkemli bir kapanış yaptı.

 

Haber: Özgür Duygu Durgun, Talat Karataş, Sinan Cem Deveci /Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan, Sinan Cem Deveci


Tarih: 12 Kasım 2017