Mezunlarımızın Kaleminden Boğaziçi...

Boğaziçi, üniversite hayallerini süslüyordu. Onlar bu hayali gerçeğe dönüştürdüler ve şimdi de Boğaziçi Üniversitesi’nden bu yıl mezun olmaya hazırlanıyorlar. Çiçeği burnunda mezunlarımız Aybeniz Ece Çetin, Kerem Özal Portakal, Mustafa Sayıcı ve Süveyda Ece Çil, Boğaziçi’nin kendileri için ne anlama geldiğini, burada geçirdikleri benzersiz öğrencilik yıllarını ve geleceğe dair umutlarını anlatıyorlar…

Boğaziçi her zaman daha fazlasını öğrenmeye teşvik etti


 Aybeniz Ece Çetin, Tekirdağ, 1994, Psikoloji Bölümü Mezunu

Üye olduğu kulüpler: BÜED & BÜMK

Boğaziçi’nde unutamadığı en önemli şey: 150. Dönem

Boğaziçi, lise boyunca hayallerimi süsleyen okuldu. Üniversite sınavına hazırlanırken artık ne yapmak istediğimden emindim: beyin, algı ve davranış üzerine çalışmak istiyordum ve Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünün benim için biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyordum. Sınava hazırlanırken de en büyük motivasyon kaynağım bu oldu.

Sınav senesinin stresli koşuşturmacası sonrasında hayallerim gerçek oldu, artık hedefim olan bölümü en iyi üniversitede okuyordum. Bölümüm beklediğimin çok daha fazlasını sundu bana. Hocalarımızın bizlerle olan ilişkisi, bölümde aldığım dersler ve çalışma imkânı bulduğum laboratuvarlar kendimi geliştirmeme büyük katkı sundu. Anladım ki, okuduğumuz bölümü tüm zorluklarına rağmen zevkli kılan şey bizde uyandırdığı merak ve bize sordurduğu sorular. Bölüm arkadaşlarım da en iyi derecelerle bu okulu tercih ettiği için olacak; rekabetçi ortam derslerin yüksek bir seviyede işlenmesini, zevkli tartışma ortamlarının ortaya çıkmasını sağlıyordu. Boğaziçi’nin en sevdiğim yanlarından birisi bu; sağladığı akademik donanım sayesinde doğru soruları sormayı mümkün kılması ve her zaman daha fazlasını düşünmeye teşvik etmesi.

Hazırlık yılından bu yana aktif bir kulüp hayatım oldu

Bu zevkli ve canlı akademik ortamın yanında, Boğaziçi’nin sağladığı sosyal çevre ve imkânların da kişisel gelişimimde ne kadar önemli rol oynadığını eklemeden geçemeyeceğim. Hazırlık yılımdan itibaren edebiyat ve müzik kulüplerinde aktif bir şekilde çalıştım. Çok sesli koroda olmak büyük bir keyifti. Edebiyat kulübünde ise yayıncılık ve editoryal işler bakımından harika deneyimler edindim ve daha sonra bu alanda birtakım işlerde çalışma fırsatı yakaladım. Her iki kulüpteki çalışmalarda da hem büyük bir ekiple çalışmayı hem de grup içi sorumluluk almayı ve sorumluluk dağılımında nelere dikkat etmek gerektiğini öğretti. Okulda yalnızca üye olduğum kulüplerin değil, diğer birçok kulübün etkinliklerine katıldım. En sevdiğim tarafıysa, dışarıda bilet bulmanın zor olduğu etkinliklere benim okulda kolaylıkla katılabilmemdi.

Kulüp aktiviteleri haricinde aldığım sinema, çağdaş performans pratikleri, heykel, çizim teknikleri ve animasyon sanatı dersleriyle teorik ve pratik anlamda sevdiğim sanat dallarında ilerleme kaydettiğime inanıyorum. Bu dersleri almadan önce karalama dahi yapamazken, artık istediğim karakteri rahatlıkla çizip renklendirebiliyorum mesela, bu benim için büyük mutluluk.

Umberto Eco’yu Albert Long Hall’de dinlemek unutulmazdı

Sanırım Boğaziçi’nin bana kattıklarını ne kadar anlatsam eksik kalır. Yalnızca sanatsal aktiviteler değil, ağırladığı konuşmacıları takip etmek de bir o kadar güzeldi benim için. Bunların arasında benim için diğerlerinden sıyrılan bir tanesi var tabii ki. Umberto Eco ve Orhan Pamuk’un konuşmacı olarak katıldığı bir panel vardı Albert Long Hall’de. Umberto Eco’yu lise yıllarından bu yana takip ediyor, kitaplarını ve diğer yayınlarını ilgiyle okuyordum. Okulumun en sevdiğim binası Saatli Bina’da, uzun yıllardır okuduğum Eco ile tanışmak benim için unutulmaz bir hatıra olarak kaldı.


Boğaziçi’nde dolu dolu geçen dört yılın ardından


Kerem Özal Portakal, İstanbul, 1993, Sosyoloji Bölümü Mezunu

Sertifikalar: Copywriting Certificate

Üye olduğu kulüpler: İşletme ve Ekonomi Kulübü, Radyo Boğaziçi, Havacılık Kulübü

Boğaziçi’nde unutamayacağı en önemli şey: Sir Ian McKellen ile konuşma fırsatı bulduğum dopdolu 2 dakika

Üniversite hayatına doyamayacağımı daha okula geldiğim ilk gün, kayıt günü anlamıştım. Hayallerimdeki üniversite simgesi; Güney Kampüs binalarının ortasında geniş bir çimlik alana yayılmış tanıtım amaçlı açılmış bir sürü kulüp çadırıyla birleşince beni neler beklediğini az çok kestirebilmişim sanırım.

Kayıt olduktan sonra etrafta gezmeye ve vakit geçirmeye başladıkça, bir de üstüne kulüp tanıtımlarından bu denli etkilenince üniversiteyi daha o zamandan uzatmaya karar verdim. Ama lisans kısmını uzatmak başarısızlık olur diye düşünüp öncesinde bir senelik hazırlık sınıfı okumaya karar verdim. Böylece tüm kulüplere bir şekilde yetişebilirim diye düşündüm.
Yüzme takımından yamaç paraşütüne sporla dopdolu bir hayat sizi bekliyor

Tabii ki işler öyle gelişmiyor. Özellikle Boğaziçi’ndeyseniz, sosyalleşmeye ve farklı şeyleri, daha önce denemediğiniz şeyleri denemeye karar verirseniz bir sene bile yeterli olmuyor. Örneğin Spor Kurulu’nun tanıtımına gidiyorsunuz ve okulda aklınıza gelebilecek her türlü sporun takımı olduğunu öğreniyorsunuz. Bu benim yüzme takımı seçmelerine gitmeme ve bir şekilde kendimi haftalık antrenmanlara katılıyor halde bulmama sebep oldu. Sonra kış yaklaşırken Snowboard takımının varlığından haberdar oldum; yine antrenmanlar ve ardından okul gezileriyle kayak turları…

Benim gibi, daha farklı outdoor hevesleri olan biriyseniz, mesela yamaç paraşütü yapmayı öğrenmek istiyorsanız, Havacılık Kulübü’ne katılıp yeterli eğitimleri tamamladıktan sonra yüzlerce metre yükseklikten tek başınıza atlayış yapabiliyorsunuz. Kulüpler ve dahası sosyal aktiviteler için ayırdığım bir sene yeterli olmadığı için sonraki senelerime de elbette sarktı. Dans Kulübü’ne sonraki senelerde katılıp tangomu geliştirdim, lisans sırasında değişim programıyla gelmiş Erasmus bir öğrenciye ‘Buddy’ yani Türkiye’deki destekçisi oldum. Okulun zevk sahibi damaklarından oluşan Bugusto Kulübü’nün birçok yemek ve içecek tadımına katıldım. Bunları yaparken, sonrasında biraz pişman olsam da, daha birçok kulüp sosyalleşmesi için ders çalışmam gereken zamanlardan çaldım. Geriye bakıp düşündüğümde değmedi de diyemiyorum.

Boğaziçi’de unutulmayacak bir iş deneyimi kazandım

Birçok anlamda farklı fırsatların sunulması ve aslında biraz peşinden giderseniz çok fazla kapılara ulaşabileceğiniz bir üniversite Boğaziçi. Sahip olduğu mezun kitlesinin farklı alanlarda birçok başarılı konuma yükselmesi bunun en büyük nedenlerinden biri olsa gerek. Ve de tabii ki geniş bakış açıları ve ileri görüşlülüğüyle akademik yapısı…

Üniversite’nin kurumsal bünyesi içerisinde, zamanında Ayşegül Toker’in teşvikiyle, öğrencilerden oluşan bir ekip kurulmuş ve üniversitenin sosyal medyadaki resmi hesaplarının yönetilmesi bu ekibin görevi olmuş. Ben de, yarı zamanlı öğrenci çalışan sıfatıyla bu ekibe başvuru yaparak sanırım kabul edildikten sonra hayatımın dönüm noktalarından birini yaşamış oldum. Üniversite birinci sınıfın başında katıldığım ekipten ancak mezun olarak kopabiliyorum.

Dört senelik lisans eğitimim boyunca, hiç ummadığım bir deneyimi, hiçbir stajda öğrenemeyeceğim kadar pratik refleksi ve teknik bilgiyi edindim. Sosyal medya takibi yaparken bir yandan da üniversitede olup biten her şeye, etkinliklere, konserlere, seminerlere hakim olma şansım oldu. Çok garip geliyor ama kuş uçsa haberim olacak seviyede üniversiteyle iç içe geçen bir dönem geçirdim. Bu yıllarda, sosyal medya hem yaygınlaştı hem de önem kazandı. Öte yandan Türkiye’de ve Boğaziçi özelinde birçok tatsız an yaşandı ve sosyal medya ekibinde yer aldığım dört senelik döneme denk gelen birçok gelişme oldu. Ekipte yer aldığım için bu anlamda da mutluyum çünkü üniversitenin kurumsal olarak zarar görmeden zorlukları nasıl aştığını çok yakından görme fırsatım oldu. Zaten üniversiteyi Boğaziçi’nde tamamlayan birçok öğrenci mezun olunca ‘Boğaziçi Milliyetçisi’ dediğimiz güven ve gurur duygularıyla doluyor. Ben de bu duyguları en tepelerde yaşayanlar arasında yerimi çoktan almış bulunuyorum.

Mezuniyet sonrası planlarım…

Mezun olduktan sonra akademik yoldan bir süre devam etmeyi planlıyorum. Okumuş olduğum sosyoloji bölümünden oldukça memnun olarak ayrılsam da, biraz da Boğaziçi’ndeki ders çeşitliliğini suçlayarak, diğer bölümlerden seçmeli olarak aldığım derslerin etkisiyle şekillenen tarih ilgimi takip edeceğim. Antik ve Helenistik dönemler, Anadolu ve Yunan uygarlıkları ve bu bölgelerdeki şehirler üzerine çalışmak ve sonrasında akademide tıkandığım noktadan müzede çalışarak devam etmeyi umuyorum. Bu sırada, sosyal medya tecrübem, yine üniversitede edindiğim yan dal niteliğindeki metin yazarlığı sertifikam ve yaptığım şirket stajları benim için ‘akademi olmazsa ne yapacağım’ sorusuna cevap bulmamda yardımcı olacak, umuyorum.

Hayali Boğaziçi olan öğrencilere bir mezundan öneriler…

Boğaziçi’ni hedefleyen veya ihtimaller arasında tutan adaylara tavsiyem; üniversite seçerken çok kapsamlı düşünmeleri. Derslerden ve binalardan oluşan bir merkez tanımı üniversite hayatı için çok yetersiz kalır. Dünyada tüm bilgi birikimi erişilebilir durumda ama tamamını edinmek imkansızken, bu noktada önemli olan üniversite hocalarının dersleri için oluşturdukları yerinde ve doğru bilgi seçkisi, ders programları. Aynı zamanda sizin dışınızda okuyan diğer öğrenci arkadaşlarınızın da sizin kadar donanımlı olması ve aslında öğrenimi birlikte inşa ediyor olmanız.

Başarılı mezunlar ve başarılı üniversite bağlantılarıyla uluslararası düzeyde yer edinmiş bir üniversitede olmak ise; vizyon sahibi olmak ve dünya standartlarına yabancı kalmamak adına sayılabilecek diğer önemli nedenler. Bu nedenle okuyacağınız üniversitenin çok katmanlı ve nitelikli olması tercih döneminde belirleyici olmalı.


Boğaziçi’nde büyüdüğümü görmek beni mutlu ediyor


Mustafa Sayıcı, Konya 1994, Elektrik-Elektronik Mühendisliği mezunu

Üye olduğu kulüpler: BÜYAK

Boğaziçi’nde unutmayacağı en önemli şey: Bana kendim olabilmem için her fırsatı sunmuş olması

Üniversite tercih döneminde Boğaziçi’ni hiç ziyaret etmemiştim, o kapıdan ilk girişimi hala ilk günkü heyecanıyla hatırlayabiliyorum. Sağ tarafımda uzanan o eşsiz Boğaz manzarası ve yeşillerin arasından indiğim Güney yokuş burada geçireceğim beş yılın birbirinden güzel anılarla dolu olacağına dair bir ipucuydu sanki.

Boğaziçi’nde ilk yıl, ilk yurt deneyimi…

Hazırlık yılımda Kilyos’ta ilk yurt yaşamı deneyimimi yaşadım. Birbirini tanımayan yüzlerce kişiyle birlikte sanki hayatı yeniden keşfetmeye hazırdık ve hepimiz biliyorduk ki bizleri buraya getiren şey kendimize olan inancımız ve emeklerimizdi. Hepimiz farkındaydık ki bu yeni hayatın başlangıcıydı ve bu hayatta birbirimize ihtiyacımız vardı. Sanki bölümlerimize geçmeden önce hayata biraz ara vermiştik ve buradaki asıl amacımız kimlerle nasıl bir dört yıl geçireceğimiz belirlemek için yanımıza alacağımız insanları seçmekti. Beş yıl geçirdiğim bu okulda gerçekten hala arkadaşlarımla beraber olmak ve birlikte Boğaziçi’nde büyüdüğümü görmek bu okulda geçirdiğim son günlerde beni en mutlu eden şeylerden biri.

Boğaziçi, bizlere bilgiye nasıl ulaşılacağını öğretti

Bölüme başladığımda beni zor bir dört yılın beklediğini anlamak zor olmadı, çünkü hepsi birbirinden değerli ve gerçekten başarılı insanlarla birlikteydim. Aslında bizim bölümü zor yapan en önemli etken de buydu. Gerçekten ne yapmak istediğini bilen ve bunun için saatlerini vermekten asla çekinmeyen insanlarla birlikteydim ve bu insanlarla tatlı bir rekabetin içinde bulunmak beni fazlasıyla geliştirdi. Bilgiyi doğrudan edinmek yerine, ona nasıl ulaşılması gerektiğini öğreten bir sistemin parçasıydım Boğaziçi’nde ve bunu öğrenmek yoğun sınav dönemlerinde hiç kolay olmadı.

Derslerin yanında bir de kendimi geliştirmeye odaklandığım bu dönemde belki de gelecek hayatımı en fazla etkileyecek olan şeyle, kulübümle tanıştım. BÜYAK’ta geçirdiğim iki yıl boyunca kendime çok fazla şey kattığıma inanıyorum, bunun yanında unutulmaz dostluklar da kazandım. Boğaziçi’ni Boğaziçi yapan en önemli şey kulüpleridir derler, bu gerçekten doğru. Kulüpler, derslerin yanında gerçekten güzel işlere imza atabildiğin, sadece akademik başarılara odaklanmadığın, kendini diğer alanlarda geliştirebildiğin yerler ve aslında Boğaziçi’ni Boğaziçi yapan gerçek değerler.

Gelecek planlarım…

Boğaziçi’ne gelmeden önce Boğaziçi’nin çok farklı bir yer olduğu ve bunu buraya gelmeden anlayamayacağım söylenmişti bana. Bunun ne kadar doğru olduğunu şu an fark ediyorum. Buraya geldiğim ilk gün çok iyi bir mühendis, çok iyi bir akademisyen olmak istiyordum, Boğaziçi’ni tercih sebebim de buydu aslında. Ama şimdi geleceğime baktığımda kendimi çok farklı bir noktada görüyorum. Bölümüm ile çok da bağlantılı olmayan bir alanda çalışmaya başlayacağım ve hayatımın bundan sonraki döneminde akademiye tekrar dönmeyi düşünmüyorum.

Boğaziçi, hayattaki farklılıkların bir uyum içerisinde özgürce yaşayabileceğini öğretti bana ve burada geçirdiğim dolu dolu beş yıl, benim gelişimimin en önemli parçası oldu. Bana sunduğu fırsatları, bana kazandırdıklarını hiçbir zaman unutmayacağım ve mezuniyetimden sonra da o kapıdan her girişimde ilk günkü heyecanımı hatırlayacağıma eminim.

Teşekkürler Boğaziçi...

 

Boğaziçi insana tutkusunun peşinde tüm fırsatları sunuyor


Süveyda Ece Çil, İstanbul 1995, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu

Üye olduğu kulüpler: İşletme Ekonomi Kulübü-Basın Yayın Alt Kurulu

Boğaziçi’nde unutmayacağı en önemli şey: Temel Bilimler Fakültesi’nin Boğaz’a bakan sınıfları

Klişe olacak ama gerçekten hayatımın en güzel dört senesini Boğaziçi’nde geçirdim. Okuldaki ilk günümde tanıdığım kimse yoktu fakat dört sene içerisinde yurttan girdiğim derslere kadar girdiğim her ortamdan kıymetli arkadaşlıklar edinerek çıktım. Bunun çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Boğaziçi’ni nasıl kazandım?

Aslında Boğaziçi’ne gelmem tesadüfler sonucunda gerçekleşti. Lisede sayısal okurken ne istediğimi hiç bilmeden son sınıfta eşit ağırlığa geçtim. LYS Matematik sınavım beklediğimden kötü geçmişti, dolayısıyla hemen ardından düzenlenen LYS Dil sınavına girmek istemiyordum. Fakat annemin ısrarları sonucunda o gün düzenlenen yabancı dil sınavına girdim ve Boğaziçi’ni kazandım. Sonuçlar açıklandığında İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne puanımın yettiğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Edebiyatı her zaman çok sevdim, fakat lisans eğitimine edebiyat okuyarak devam etme konusunda tereddütlerim vardı. Bu tereddütlerimi bölümün ders programını görüp heyecanlanınca bir kenara bıraktım. Böylece 2013 Eylül’ünde Boğaziçi’ne başladım. Derslerimi çok sevdim, tutku ve heyecanla derslerime gittim. Dersler dışında bölümümle asistanlık aracılığıyla bir bağ kurdum. İkinci sınıfın başlarında bir gün okulun internet sitesine bakarken kısmi zamanlı olarak okulda çalışmak isteyenlere yönelik bir duyuru yayınlandığını gördüm ve bizim bölümde dönemlik asistan olmak için başvurdum. Eleme sürecinden sürecinden sonra bölüm hocalarımızdan birinin yanına atandım ve bir dönem boyunca kendisiyle çalışma fırsatı buldum.

Boğaziçi’nde okurken medya ve iletişim alanına ilgi duydum

Burada geçirdiğim dört sene boyunca dersler dışında medya ve iletişimle ilgilendim. Küçüklüğümden beri hafta sonları kahvaltıdan sonra yaptığım ilk şey gazete okumaktı. İçten içe medya ile ilgili olduğumun her zaman farkındaydım ama nedense bir türlü bu yönde somut bir adım atmamıştım. Boğaziçi sayesinde bu ilgime eğilmeye başladım. Okuldaki ilk senemde İşletme Ekonomi Kulübü altında bulunan Dinamik Gazete’ye kampüs, çevre ve sanat haberleri yazdım. Sonraki yıl ise yazı işleri sorumluluğu ve editörlük gibi çeşitli görevler üstlendim. İkinci sınıfın yazında medyanın TV tarafını görmek için CNBC-E’de staj yaptım. Dinamik Gazete’den ayrıldığımda Kurumsal İletişim Ofisi’nin haber sitesi yeni yeni kuruluyordu ve bende haberlerini takip ediyordum.

Boğaziçi ruhu dediğimiz şey…

Muhabirlerin öğrenci olduğunu görünce çok heyecanlandım ve stajım bittikten sonra Kurumsal İletişim Ofisi’ne başvurdum, iletişim asistanı olarak çalışmaya başladım. Kurumsal İletişim Ofisi’nde çalışmak benim için üniversite hayatımın en önemli deneyimlerinden birisiydi. Boğaziçi’ni Boğaziçi yapan değerleri tam anlamıyla Kurumsal İletişim Ofisi’nde çalışırken anladım. Birçok mezun, öğrenci ve akademisyenle tanıştım, okulda düzenlenen neredeyse her etkinliğe katıldım ve bu etkinliklerin hazırlık süreçlerine şahit oldum.

Bu deneyimler sonucunda gördüm ki Boğaziçi’nin ruhunu oluşturan şey öğrencileri, hocaları, yoğun akademik ortamı, çalışanları, manzarası, çimleri, kedileri, köpekleri… Kısacası her şeyin ve herkesin bir arada olması! Bütün bunların değeri öğrenci olmanın koşturmacası yüzünden gözden kaçabiliyor. Bir dakikalığına bile olsa durup bu çeşitliliği ve bir arada olmayı takdir etmeyi unutabiliyoruz. Boğaziçililerin hikâyelerini kaleme almak ise beni koşturmacamdan sıyırdı ve Boğaziçi’ni her yönüyle tanımamı sağladı.

Gelecek planlarım…

Son birkaç aydır medya ve iletişimin farklı alanlarını keşfetmek adına bir reklam ajansında stajyerlik yapıyorum. Mezun olduktan sonra ajansta çalışmaya devam edeceğim. Önümüzdeki bir yıl içinde ise yurtdışında medya ve iletişim yüksek lisans programlarına başvurmak istiyorum. Hayalim ise bir şekilde insan hikâyelerini ve deneyimlerini anlatmaya devam edebilmek.

Yeni mezunlara tavsiyem sevdikleri şeyi bulana kadar aramaktan vazgeçmemeleri. Çünkü Boğaziçi insana tutkusunu bulması için gereken fırsatları bir şekilde önüne çıkarıyor.

Tarih: 20 Haziran 2017