Ortaçağ’dan modern döneme çocukluk nasıl değişti?

Boğaziçi Üniversitesi’nin BU+ Etkinlikleri çerçevesinde ‘’Çocuk’’ temasıyla başlattığı yeni ‘’Açık Ders’’ serisinin 5 Aralık'ta gerçekleşen ikinci semineri, ‘’Çocukluğun Tarihi’’nde dinleyicileri tarihsel boyutuyla ilginç bir yolculuğa çıkardı. Yrd. Doç. Dr. Leyla Kayhan Elbirlik’in verdiği seminerde Ortaçağ’dan modern döneme ve Osmanlı’ya çocukluk kavramı üzerinde duruldu. Tarihsel ve toplumsal değişimlerle dönüşen aile yapısıyla beraber değişen çocukluk algısı ele alındı.

Yrd. Doç. Dr. Leyla Kayhan Elbirlik seminerinde çocukluk tanımı üzerinde durarak çocukluğun toplumsal olarak inşa edilmiş bir kavram olduğunu ve sadece biyolojik bir evre değil; zaman, kültür ve mekana göre farklılıklar gösteren bir süreç olduğunu vurguladı.

Konuşmasında çocukluk kavramının Ortaçağ’dan modern döneme geçirdiği değişimleri anlatan ve sunumunu çocukluğun görsel temsilleriyle zenginleştiren Elbirlik, 1960’lara kadar çocuk üzerine yapılmış herhangi bilimsel bir çalışmanın bulunmadığına dikkat çekti.

Philippe Aries’in 1960 tarihli ‘’Çocukluğun Çağları’’ adlı kitabının bu açıdan bir milat olduğunu belirten Elbirlik, ilk defa bu kitapta çocuk ve yetişkin doğasının birbirlerinden ayrı kavramlar olduğunun ifade edildiğini anlattı.

Çocuk Ortaçağ’da toplumsal hayatta yoktu

Leyla Kayhan Elbirlik sunumunda Ortaçağ döneminde çocuk olmak üzerine bilgiler verdi. Ortaçağ resimlerinde çocuk tasvirlerine neredeyse hiç rastlanmadığını, var olan tasvirlerde ise çocuğun adeta minyatür bir yetişkin gibi resmedildiğini belirten Elbirlik, bu dönemde Avrupa’da yaşanan veba gibi salgın hastalıkların önemli sayıda çocuk ölümlerine yol açtığını; ayrıca çoğunlukla çocuğun iş gücü olarak görüldüğünü ve erken yaşta evden ayrıldığını belirterek tüm bu faktörler nedeniyle çocuğun toplumsal yaşamda görünür olmadığını vurguladı.

Ortaçağ’da ailenin çocuğa bir an önce büyümesi beklenen yetersiz varlık gözüyle baktığını belirten Elbirlik yine bu dönemin Hristiyanlık anlayışına göre çocuğun ‘’günahkar’’ bir varlık olarak görüldüğünü ifade etti. Çocuğun kilise odaklı bir eğitim aldığını belirten Elbirlik, bu katı ve didaktik anlayışın Rönesans ile birlikte değişmeye başladığını; Aydınlanma çağına girişle çocuğa daha fazla şefkat ve sevgi ile yaklaşıldığını ekledi. Aydınlanma dönemi düşünürlerinden John Locke’un Eğitim Üzerine Düşünceler eserine değinen Elbirlik, bu dönemde çocuk ile ilgili temel hedefin ‘geleceğin yurttaşını inşa etmek’ olduğunu belirtti.

Osmanlı’da istenen çocuk modeli: Ebeveyne hizmet eden, itaatkar

Modernleşme, aile yapısının değişmesi, okullaşma gibi faktörlerle beraber çocuğa bakışın da değiştiğini vurgulayan Elbirlik, konuşmasının son bölümünde Osmanlı’da çocukluk kavramına ve aile yapısına da değindi. ‘’Ebeveynlerine hizmet eden ve itaatkar çocuk’’ anlayışının makbul olduğuna işaret eden Elbirlik, Osmanlı ailesinde ebeveyn terbiyesinin önemli olduğunu vurgularken aynı zamanda 19. yüzyıl öncesi tek yaygın ilk eğitimin Sıbyan Mektepleri’nde kız ve erkek karma biçimde ve din ağırlıklı olarak verildiğine değindi. Elbirlik, bu okullarda kadın öğretmenlerin de olduğunu ekledi.

Tarihsel boyutuyla çocukluğun ele alındığı seminer dinleyicilerin sorularının yanıtlanmasıyla sona erdi.

21 Aralık’ta ‘’Çocuk ve Oyun’’ semineri

Boğaziçi Üniversitesi Kültür Sanat Komisyonu tarafından hayata geçirilen, Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi’nin desteği ve Beşiktaş Belediyesi işbirliğiyle düzenlenmekte olan “Her Yönüyle Çocuk” temalı Açık Dersler kapsamında Akatlar Kültür Merkezi’nde 21 Aralık tarihinde Dr. Mine Göl-Güven’in vereceği ‘’Çocuk ve Oyun’’ semineri yer alacak.

https://buplus.boun.edu.tr/etkinlik-turu/acik-ders

 

Haber: Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan

Tarih: 06 Aralık 2017