Osmanlı’da batıl inançlar ve büyünün toplumsal tarihi

Osmanlı döneminde toplumun inanç dünyası nasıl bir çeşitlilik gösteriyordu? Toplum hangi batıl inançların etkisi altındaydı? Fal, büyü, muska gibi ritüel ve sembollerin toplumsal yaşantı açısından anlam ve önemi neydi? Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim elemanı Dr. Nimet Elif Uluğ, ‘’Osmanlı’da Batıl İtikatlar ve Büyü’’ (Doğan Kitap) adlı kitabında Osmanlı İmparatorluğu’ndaki batıl inançların ve büyünün toplumsal tarihine ışık tutuyor.

Dr. Nimet Elif Uluğ, Şamanizm’den Hinduizm’e çok tanrılı dinlerden Antik Yunan’a ve Roma kültürüne, Orta Asya gök tanrı inancından tek tanrılı dinlere tarih boyunca toplumları etkileyen inanç sistemlerini çalışmasına dahil ediyor.

2013 yılında Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde doktorasını tamamlayan Nimet Elif Uluğ’un bu çalışması aynı zamanda, zamansız yitirdiğimiz değerli tarihçi Yavuz Selim Karakışla’nın katkılarıyla ortaya çıkmış bir proje olarak kitaba dönüşmüş. Uluğ, tez danışmanı da olan Karakışla’nın verdiği fikirle Osmanlı’da büyü ve batıl inançlar üzerine çalışmaya başladığını anlatıyor:  

’Boğaziçi Tarih bölümünde, doktora çalışmalarım esnasında rahmetli hocam Yavuz Selim Karakışla bana hep ‘’Hayatın boyunca merak ettiğin konu üzerinde çalış’’ derdi. Yavuz Selim hocaya kahve falıyla ilgili bir ödev hazırlamıştım. O ödev üzerinde sohbet ederken benim aslında bu alanlara dair çalışmak istediğimi fark etti bana bu anlamda bir yol haritası çizmiş oldu. Tezimde ayrıca Zehra Toska ve Selçuk Esenbel’in de çok büyük destekleri söz konusu’’ .

Uluğ, bu konuya nasıl yöneldiğini ise şöyle anlatıyor:

‘’Ben geleneksel bir aileden geliyorum, belli inançları ve belli ritüelleri olan bir dünyaydı bu. Çok küçük yaşlarda ailemde veya çevremde gördüğüm bazı ritüelleri anlamlandırmakta zorlanırdım. Hocanın dua okurken karşısına bir bardak su konması gibi… Ayrıca tarihe dair her zaman merak duyardım. Bugün edebiyat anlatırken de edebi eserleri hep tarih boyutuyla ele almaya çalışırım. Tarih bölümünde yüksek lisans yapma sebebim işte bu merak oldu. Topluma baktığınızda, birtakım batıl inanışların hayatımızın içinde o kadar fazla örneği ile karşılaşıyoruz ki… Örneğin sağ ayakla bir yere girmek, kurşun döktürmek, kahve falına baktırmak, tahtaya vurmak ve sayamadığımız pek çok örnek var.

Anadolu’da yaşayan halkların bugün geçmiş yaşamlarında oluşturdukları,  tek tanrılı dinlerden önceki çağlardan getirdikleri bazı inanışlar ve yaşayışlar sonucu yaşanan bir etkileşim söz konusu. Aslında tüm bu tek tanrılı dinler bu yönden birbirinden besleniyor. Dolayısıyla Osmanlı toplumunda büyü ve büyücülük araştırmam beni önce Antik Yunan, Bizans ve Roma, daha sonra da İslamiyet öncesi ve sonrası Arap Yarımadası ve en sonunda da Orta Asya göçebe Türkmen geleneklerine götürdü. Kitaptaki amacım Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıç yıllarında toplumun batıl itikatlarını, büyü, tılsım ve nüshacılığın yani muska yazıcılığının dinsel veya dindışı bir faaliyet olarak görülüp görülmediğini toplumu yöneten devletin gözünden bakarak aktarmak’’.

Osmanlı’da siyasi otorite batıl inançlara hoşgörülü davrandı

Dr. Uluğ, batıl inançlar konusunda Osmanlı’da devletin ve din adamlarının oldukça hoşgörülü davrandığına dikkat çekerek, büyü ve falcılık gibi işlerle uğraşan kimselerin siyasal ve dini otoritelerin hoşgörüsüne sığınarak zamanla toplumda sözde ‘’otorite’’ haline gelmeyi başarabildiklerinin altını çiziyor. Ancak yakalandıkları zaman devletin kaydına geçen falcılar ve büyücüler doğru dürüst yargılanmamış, uzun süreli hapis cezası almamış, genellikle İstanbul dışına sürülerek cezalandırılmışlar.

‘’Batıl itikatlara bugünden baktığınızda bizim gözümüzde batıl görünüyor ama o devirde yaşayan biri bu tür inanışları batıl olarak değerlendirmiyordu kuşkusuz’’ diye devam ediyor Uluğ.  ‘’Osmanlı yönetici sınıfı ise hiçbir zaman batıl inançların karşısında yer almamıştı. Toplum kozmopolit bir düzende yaşıyordu. Yönetici sınıf belki de şöyle düşünmüş olabilir; toplumu ayrıştırırsak bu büyük bir parçalanmaya neden olur… Zira Osmanlı’da gelenek ve batıl inançların toplumlar arasındaki geçişkenlikleri her alanda olduğu gibi dini hayatta da süregelmekteydi. Örneğin, Osmanlı Müslümanları Ortodoks Hristiyan kültüründen geçmiş olan bir gelenekle ayazmaların kutsallığına inanmışlardır. Nitekim ben de kitabı yazarken bir zamanlar önyargı ile baktığım batıl inançlar konusunun aslında zaman zaman toplumun birleştirici harcı olabildiğini görmüş oldum’’.

Araştırmasında 1839-1923 dönemini çalışan ve bu dönemin geleneksel Osmanlı toplumunda Batılılaşma adımlarıyla birlikte taşların yerinden oynadığı bir süreç olduğuna değinen Uluğ, Osmanlı İmparatorluğu bu süreçte bir yandan hızla modernleşerek laikleşirken diğer yandan muhafazakâr gelenekselciliğin toplumsal tabanda kuvvetle sürdüğünü ifade ediyor.

Devlete vergi veren büyücüler

Nimet Elif Uluğ’un çalışmasının dikkat çekici detaylarından biri de ‘’Ulema, Sahte Ulema’’ başlığı altında karşımıza çıkıyor. 19. yüzyıl İstanbul’unun Nuruosmaniye semtinde kimi ‘’hoca’’ların büyü ve muska yazmak için dükkân açtıkları ve hatta kazançlarından devlete vergi bile verdiklerini belgelerle gösteren kaynaklara yer veren Uluğ, Hz. Muhammed’in torunlarından Hasan ve Hüseyin’in yerine yeryüzüne gönderilmiş olduğuna inanan ve padişah Sultan II. Abdülhamid’e dilekçe yazarak süvari zabitliği görevinin kendisine verilmesini isteyen Fehmi bin Mustafa gibi örneklere de kitabında yer veriyor.

Uluğ, kitabının son bölümünde ise Osmanlı’nın son yıllarındaki Batılılaşma çalışmaları sırasında edebiyat eserlerinin bu konuyu nasıl ele aldığı ve duruma dair nasıl eleştiriler getirildiğini Ahmet Midhat Efendi, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Halide Edip Adıvar gibi dönemin önemli kalemlerinden eserler ışığında gözden geçiriyor.

Haber ve fotoğraflar: Özgür Duygu Durgun / Kurumsal İletişim Ofisi

 

Tarih: 06 Mart 2018