Parmak izinden DNA’ya Boğaziçi’nde CSI dersi!

Boğaziçi Üniversitesi’nde Adli Bilimler konulu bir ders açan ve okul içi ve dışında da bu konuda farkındalık oluşturmak hedefiyle eğitimler veren Prof. Dr. Zeynep Atay, ‘’Teknoloji ilerlese de hala en önemli soru ‘’kanıt’’ta düğümleniyor’’ diyor.

Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde ya da televizyonlarda ana haber bültenlerinde mutlaka karşımıza şu merak uyandıran başlık çıkmıştır: ‘’Sır dolu cinayet yıllar sonra çözüldü!’’. Kimi zaman bir sigara izmaritinden, kimi zaman zanlının aceleyle olay yerinde unuttuğu bir eşyadan veya kişisel bir izden yola çıkan uzmanların yıllarca karanlıkta kalmış olan pek çok suçu çözebildiğini ve asıl suçlu veya suçluları adalete teslim ettiğini biliyoruz. Peki, kim bu uzmanlar ve nasıl çalışıyorlar? Bir sigara izmaritinde kalan DNA izi yaşamsal önemde bir kanıta nasıl dönüşebiliyor?

Özellikle kimya bilimindeki gelişmelere paralel olarak gelişen Adli Kimya, ‘’Adli Bilim’’ (Forensic) kapsamında 19. yüzyılın sonlarından itibaren ortaya çıkan bir bilim dalı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra analiz tekniklerindeki gelişmeler ile adli kimya da çok hızlı bir gelişme göstermiş ve adli bilimde büyük gelişmelere yol açarak bu bilimin en önemli dalı olarak, deyim yerindeyse, rüştünü ispatlamış.

Boğaziçi Üniversitesi’nde bu alanı kapsayan bir ders veren, Kimya Bölümü Öğretim Üyesi ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Atay’dan ‘’Forensic’’ üzerine bilgi aldık. Atay, yeni dönemdeki idari görevlerinin verdiği sorumluluklar nedeniyle şu sıralarda aktif ders vermiyor ancak bu konuda seminerler vererek öğrencileri ve kamuoyunu bilgilendiriyor.

Forensic ya da Adli Bilimler nedir, bu konuyu ders ortamına taşımanız nasıl oldu?

Bilim ve hukukun bir araya gelmesinden kaynaklanan interdisipliner bir bilim dalı diyebilirim. Forensic Science Türkçede Adli Bilimler diye geçiyor. Bu alan içerisinde adli patoloji, adli antropoloji gibi farklı bilim dalları bulunuyor. Ben dersimde her bilim dalının adli bilimlerdeki yerini anlatıp, sonra da bu işe bakarken en önemli şeyin fiziksel kanıt olduğunu anlatıp oradan da çok tipik kanıt örneklerine geçiyorum.

Çok keyifle verdiğim bir ‘’Adli Kimya Dersine Giriş’’ başlıklı bir dersim vardı. Bu dersi vermeye yaklaşık 10 sene kadar önce CSI (Olay yeri inceleme) gibi TV dizilerini izlerken karar vermiştim. Bu tür dizilerde geçen pek çok konu aslında kimyagerleri içeriyordu. Kimya öğrencilerinin de buna ilgi duyabileceğini düşünüp dersi hazırlamaya başladım. Şu anda hala aktif bir ders ve tamamen adli bilimlerin kimyasıyla ilgileniyoruz. Dersi bu sene de açacaktım ama rektör yardımcılığı görevim maalesef bunu engelledi.

Şu anda okul içinde veya dışında çeşitli seminerler veriyorum. Kısa süre önce Adile Sadullah Mermerci Polis Meslek Yüksekokulu’ndan beni davet edip daha önce yaptığım bir semineri yeniden yapıp yapmayacağımı sordukları zaman bu konu tekrar gündeme geldi. Hemen hemen aynı zamanda da hazırlık öğrencilerimize bir saatlik seminer şeklinde bu konuyu anlatabileceğimi düşündüm ve her ikisini de yaptım. Değişik kampüslerde hazırlık öğrencilerimize yönelik seminerler veriyorum.

Nasıl bir içerik sunuluyor dersinizde?

Adli bilimin ne olduğuyla başlayıp modern kriminal laboratuvarlarda sunulan servislerin neler olduğu yani hangi birimlerin olduğu, adli bilim konularının neler olduğunu tanıtıyorum. Adli antropoloji, entomoloji, psikoloji, patoloji gibi konulardan bahsedip bunları biraz açıyorum. Antropolojide mesela iskeletlere ait kalıntıların incelenerek cinsiyet, yaş, ırk tahmini yapılabilmesi mümkün. Entomoloji yani böcek bilimleri ise vücudun çürümeye yüz tuttuğu zamanın ne olduğuyla ilgili bir konu. Bunun gibi konulara giriyorum. Aslında burada en önemli unsur, maddi bir kanıt var ve sizin bundan ne öğrenebileceğiniz… Zira kanıt dediğimiz şey sizin suçlu ve kurban arasında bağ kurmanızı sağlayan şey. Maddi kanıtların özelliklerini anlatıyorum; örneğin parmak izi gibi kişiye özel özgün kanıtlar var. Bir de kan grubu gibi sınıflandırılmış olanlar var. Dersin içeriği, adli olaylarda DNA kullanımı nasıldır, kimlik belirlemede nasıl kullanılır konularında ilerliyor.

Amaç toplumsal farkındalık oluşturmak

Aslında amaçlanan hepimiz için bir farkındalık yaratmak. Saç, kumaş parçası, parmak izi… Bunlar neden önemlidir, bunlarla kim neden ilgilenir, delillere nasıl bakılır gibi konuları ele alan bir sunumdan bahsediyorum. Kimya kısmında ise daha çok narkotiklerin incelenmesi gibi kimyasal analizleri içeren konular da var. Dersin bir kısmında ise yüz analizi, ses tanıma gibi daha çok mühendislik boyutu da mevcut. Dolayısıyla özellikle yüz tanıma gibi konularda Mühendislik’ten de uzman arkadaşlarımız gelip kendi konularını anlatıyorlar.

Teknolojiyle birlikte bu alan çok gelişiyor. Teknolojinin adli kimyacılara sunduğu avantajlar neler?

Sistemler teknoloji sayesinde değişiyor ama ‘’kanıt nedir?’’ sorusu hala çok önemli. Derste neler kanıt olarak sayılabilir ve kim bunları inceler ve nasıl inceler konularını ele alıyoruz. Günümüzde tüm dünyada artan terör saldırılarıyla yepyeni kavramlar hayatımıza girdi. ‘’Olay yeri inceleme’ ’den ‘’Parça etkili bomba’ ’ya yeni terminolojiler kullanmaya başladık.  Ya da polislerin bir operasyonda tüm bilgisayarları kanıt için topladıklarını duyuyoruz. 1980’lerin ikinci yarısından önce ‘’DNA kanıtı’’ diye bir şey yoktu. Hayatlarımız değişiyor, teknoloji değişiyor, dolayısıyla hayatımıza giren konular da değişiyor. Kan her zaman vardı ama A-B grubu diye bakmak yerine DNA kanıtı olarak bakıyorsunuz artık. Cep telefonları, bilgisayarlardan inanılmaz bilgilere ulaşılabiliyor günümüzde.

Anladığımız kadarıyla Adli Bilimler iki aşamalı ilerliyor. Bir saha çalışması yapan bilim insanları var, bir de sizin gibi sahadan gelen bilgiyi laboratuvarda analiz eden bir grup var.

Zaten filmlerde olay yeri inceleme mensuplarının kimya eğitimi almış olduğunu görüyoruz. Ben de bu derste öğrencilerimiz ‘’Adli bilimler nerede işin içine giriyor’’ bilgisini edinsinler istiyorum.

Bir elma üzerindeki diş izi çok önemli bir kanıt olabiliyor

Gazetelerin üçüncü sayfalarına konulan yüzlerce hikâye bu alan sayesinde aydınlanıyor, bu açıdan hayati bir iş yapılıyor değil mi?

Evet, bir de maalesef terör gerçeği var artık hayatımızda. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde son iki senemiz bu anlamda çok yoğun geçti. Bir bomba patlıyor, sonra bu olaydan etkilenen, hayatını kaybeden kişilerin tanımlanması gerekiyor. Dolayısıyla bu aşamada kimler çalışıyor, kanıtlar nasıl analizlerden geçiyor gibi konuları anlatıyorum derslerde.

Örneğin olay yerindeki bir elma çok önemli olabiliyor. Onun üzerinde bir diş izi olabilir. Ayrıca elimizde tek başına bir DNA verisi olması da artık çok önemli değil, o başka bir veri ile karşılaştırılabilir olması lazım.

Bilimsel anlamda, bu çalışmalar sayesinde bilinir olan vakalar var mı, örnek olarak verebileceğiniz?

Bu benim kişisel olarak merak duyduğum bir alan. Aslında biraz benim çalışma alanımın dışında zira ben fizikokimyacıyım. Dolayısıyla maalesef bu sorunun cevabını veremeyeceğim. Konunun uzmanı arkadaşlarım dersime gelip kendi alanlarını anlatıyorlar, bu birimle birebir ilgili olan kişiler çok ilginç vakalardan bahsediyorlar.

Ancak en önemlisi bu kanıtların seneler boyunca saklanması. Haksız olarak pek çok kişi suçlu bulunmuş, hapis yatmış olabiliyor. Dediğim gibi, 1980’lerden sonra DNA kanıtı kullanılmaya başlandı. Ama bunun işe yaraması içinde bir kanıtın yıllarca saklanmış olması gerekiyor.

Türkiye’deki sistem bu açıdan nasıl, bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Bizde de gayet başarılı, gelişmiş bir sistem var ama sayıca az laboratuvara sahibiz. Türkiye’de onlarca kriminoloji laboratuvarı varsa Amerika’da yüzlerce var. Bizim sorunumuz bu alanda geri kalmış olmak değil, belki de yeni olmamızdan dolayı, her yerde bu tür laboratuvarların olmaması ve bazı işlemlerin özel laboratuvarlarda yapılmasının devlet mevzuatına takılmasından kaynaklanıyor. Derste adli bilimlerin tarihçesine de değiniyorum. Tarihçesine bakarsanız aslında çok geriye gitmediğini görüyoruz. Adli bilimlerin ortaya çıkması 19.yy’ın ikinci yarısından sonraya rasgeliyor, ilk laboratuvar 1910’da Fransa’da kuruluyor. ABD’de ilk laboratuvar 1923’te, üniversitelerde bilim olarak okutulması ise ancak 40lardan sonra. Dolayısıyla bu konunun bir bilim haline gelmesi ve üniversitelere girmesi nispeten yeni diyebiliriz.

 

Haber: Ö. Duygu Durgun / Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraf: Kenan Özcan

Tarih: 17 Nisan 2017