Sanal paralar: Dijital çağın yeni ‘’mania’’sı mı?

Dijital para piyasası üzerine tartışmalar tüm hararetiyle sürüyor. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Aygören, Prof. Dr. Asım Karaömerlioğlu ve Prof. Dr. Can Özturan'dan sanal para piyasasının dinamiklerini ve ardında yatan teknolojiyi Boğaziçi'nden Haberler okurları için dinledik.

Dijitalleşen dünya sonunda kendi para birimlerini de yarattı. Geçtiğimiz son birkaç yıl içinde, bugüne dek hayal bile edemeyeceğimiz bir kavram olan ‘’dijital para’’ ile tanıştık hatta tanışmakla kalmayıp her geçen gün yeni bir dijital para biriminin ortaya çıktığına tanık olduk. Hali hazırda 1000’i aşkın dijital para biriminden söz edilse de bu alanın tartışmasız lideri Bitcoin ve arkasındaki Blockchain (Blokzinciri) teknolojisi. Merkezi bir otoriteye ihtiyacı ortadan kaldıran Bitcoin ilk bakışta heyecan verici bir buluş olarak görülse de beraberinde çeşitli soruları beraberinde getiriyor. Her şeyden önce bu tür bir para birimi güvenli mi? Devlet tarafından kontrol edilemiyor olması vergi denetimi gibi uygulamalardan da bağımsız mı olacağını gösteriyor? 2013 yılının Ocak ayında 23 TL olan, 2018’in ilk günlerinde ise 60.000 TL sınırına dayanan Bitcoin’in değeri nasıl bu kadar hızlı yükselebildi? Bu aynı zamanda hızlı bir düşüş yaşama ihtimalini de akla getirmeli mi? Sanal paralar patlamaya hazır balon mu, geçici bir çılgınlık mı yoksa geleceğimizi belirleyecek güvenilir araçlar mı?

 

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Aygören (Uluslararası Ticaret Bölümü) ve Prof. Dr. Asım Karaömerlioğlu (Atatürk Enstitüsü Müdürü) ile sanal paralar liginin önde geleni Bitcoin’i işleyiş mekanizması, güvenirliği ve geleceği gibi farklı boyutlarıyla ele alırken Prof. Dr. Can Özturan’dan (Bilgisayar Mühendisliği Fakültesi) Blockchain (Blokzincir) teknolojisinin nasıl ortaya çıktığını ve sistemin çalışma mantığını dinledik.

Sanal paralar metal sikkeden kağıt paraya geçişe benziyor

Oğuzhan Aygören, sanal paraların aslında bir para birimi olmanın ötesinde Blockchain ve Endüstri 4.0 gibi devrimlerle içine girdiğimiz yeni çağın lokomotifi olacak şirketlerin hisselerini temsil ettiklerini söylüyor ve bu durumu internet’in ilk zamanlarında Amazon, Ebay gibi şirketlerin ortaya çıkışına benzetiyor. Aygören, ‘’ Nasıl günümüze geldiğimizde bu şirketlerin değeri ilk çıkışlarına göre yüzlerce kat arttıysa insanlar benzer bir durumun sanal para şirketlerinde olacağına inandıkları için bu paraların değeri artıyor. Bu da sanal paraları Dolar, TL gibi para birimlerinden ayıran en büyük fark. Halihazırdaki para birimlerinin yalnızca takas değeri varken sanal paralar dağıtık defter mantığı ile daha önce kullanılmayan yeni veriler üretiyor ve buna göre yeni sistemlerin kurulmasını zorunlu kılıyor. Buna olan inanç da sanal paraların değerini belirliyor’’ diyor.

Asım Karaömerlioğlu ise sanal paraların ortaya çıkmasını görünüşte metal sikkelerden kâğıt paraya geçişe benzetiyor. Bitcoin gibi sanal paraların arkasında bir devlet güvencesi ya da finansal sistemlerin “aracısı” bankaların olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Karaömerlioğlu, ’Nasıl ki geçmişte mektup gönderirken postahaneler aracılık yapıyor ve bu aracılık karşılığı bir hizmet bedeli alınıyordu ve sonradan e-postanın çıkışı iletişimde aracıları ve onlara ödenen bedeli ortadan kaldırdıysa, bu paralar da bugünkü “bildiğimiz anlamdaki” bankaları ortadan kaldırabilir. Bitcoin fenomenine sadece para olarak bakmak da çok eksik bir bakış açısı olacaktır. Altında yatan Blokzincir teknolojisi ve bunun hayatın pek çok veçhesinde kullanılabilir boyutları belki daha ilginç bir zihin cimnastiği olabilir. Küresel bir ağ sistemi üzerinde ve herkesin her şeyi görebildiği şeffaf bir sistemin fikri bile 2008 büyük krizine ve bankaların akıl almaz ve irrasyonel yozlaşmasına şahitlik etmiş bizler için heyecan verici’ görüşünü dile getiriyor.

Bitcoin olgusunu internetin kısa tarihinin evriminde bir uğrak olarak görmek gerektiğini belirten Karaömerlioğlu, ‘’Güvenlik, oynaklık, anlık ödeme sorunları gibi önemli handikapları var gibi görünen bu sistemin geliştirilmesi ve geleneksel kurumların da buna uyum sağlamalarıyla para görevini yapabilmesi bana imkânsız görünmüyor. 1971 sonrası altına endeksli olmayan kâğıt paraların değeri sonuçta bir algı ve “kabul etme” üzerine bina edilebiliyorsa yüz milyonlarca insanın “kabul” edeceği, “meşru” görebileceği bir sanal para neden dolar gibi para birimlerine alternatif olamasın?’’ sorusunu gündeme getiriyor.

Sanal paralar ‘90’ların internet girişimlerini andırıyor; kullanımı arttıkça güven duyulabilir

Sürekli değer değiştiren bir para birimi olan Bitcoin’in bu değişkenliği Oğuz Aygören’e göre sanal paraların kullanımı ile ilgili dünyada belirgin ve kabul görmüş bir düzenleme olmayışından kaynaklanıyor. Bu sebeple devletlerin, şirketlerin ve kanaat önderlerinin yaptığı her tür açıklamanın bir sinyal olarak görüldüğü ve piyasanın buna olumlu ya da olumsuz tepki verdiğini vurgulayan Aygören, konu hakkında yeterli bilgisi olmadan yüklü alımlar yapıp ardından kaybeden alıcılar yüzünden kısa vadede bir güven kaybı oluşacağından söz ediyor:

‘’Sanal para borsalarının regüle edilmiyor oluşu sebebi ile bir çok spekülasyon ve manipülasyon da gerçekleşiyor. Bu yüzden piyasanın tepkisi de çok sert ve ani oluyor. Aynı zamanda Bitcoin’in piyasa değerinin çok büyük kısmının çok küçük bir azınlığın elinde olması da bu kişilerin ve kurumların piyasaya yön vermesini sağlıyor. Özellikle Bitcoin, konu hakkında bilgisi olmayan insanların dahi dikkatini çekecek kadar büyüdüğünde, pek çok kişi kısa vadede büyük paralar kazanma hedefiyle yüklü alıimlar yapmaya başladı. Bu kişilerin, bu işten para kaybetmeleri kısa vadede güven kaybına yol açacaktır. Ancak Bitcoin’in tarihçesine baktığımızda bu gibi durumların daha önce de yaşandığını görmekteyiz. Burada asıl konu Bitcoin’in ve Blockchain’in hayatımızın içine ne ölçüde ve nasıl gireceğidir. Bu beklenti gerçekleştiğinde Bitcoin’in değeri daha da artacak, gerçekleşmediğinde ise değeri düşecektir. Öte yandan, 90’ların sonunda yaşadığımız aşırı startup değerlemeleri sonucu patlayan internet ve iletişim balonunun bir benzerinin şu anda kripto paralarda yaşanmakta olduğu da sürekli söylenen bir olgudur. Nasıl o dönemdeki patlama, ileriki dönemlerde yeni internet girişimlerinin çıkmasını engellemediyse, şu anda da yaşamamız muhtemel olan sanal para balonu patlaması da Bitcoin ve benzeri sanal paraların hayatımızın içine girmesine ve güven duymamıza engel olmayacaktır’’.

Patlamaya hazır balon mu, geçici bir çılgınlık mı?

Asım Karaömerlioğlu, Bitcoin’in klasik anlamda patlamaya hazır bir balona benzemediğini; zira eğer bir balon olsaydı bugüne kadar  çoktan patlaması gerektiğini belirterek ancak bir ‘’mania’’ olarak ifade edilebileceği görüşünde:

“Bitcoin fiyatındaki büyük artışı bildiğimiz anlamda “balon” kavramıyla açıklamamak gerekir. Geleneksel olarak balon “az çok” değerini tahmin edebileceğimiz bir malın akıldışı rakamlara ulaşmasıdır. Bitcoin için bu “az çok” ölçütü şu anda mümkün değil, belki 1 dolar belki 50 bin dolar. “Balon” olmuş bir lale fiyatı günün sonunda en kötü şartlarda bir menekşe fiyatına benzeyecektir ama Bitcoin için şu an onu bile söylemek imkânsız. Gelecekte sanal paraların muhakkak hayatın bir parçası olacağını düşünenler bugünden, önden yatırım yapmak için bu sanal paraları alıyorlar. Bu da bugün gördüğümüz bir “mania” durumunu açıklayabilir. Ortada bir “mania” olduğu kesin ama bunun “balon” olduğunu söylemek bana doğru gelmiyor. Kaldı ki Nobelli iktisatçılardan, devlet yöneticilerinin ve bankaların açıklamalarına kadar olumsuz bunca yaygın görüş sahnede olduğu şu günlerde bu “balon” çoktan patlardı. Bu kadar “dünya çapında” otoritenin olumsuz açıklama yaptığı bir yerde “balonların” patlamaması “balonun” doğasına ve tanımına aykırıdır. Ancak bugünkü “mania” boyutlarındaki yoğun ilginin adeta kumar gibi acı sonuçlarının da olabileceğini herkesin akılda tutmasında yarar var.”

Bitcoin’in özellikle yerleşik finans kuruluşlarını etkilemekte olduğunu belirten Asım Karaömerlioğlu, Bitcoin ve sanal paraların doğuş nedeni ve işlevinin mantığının merkez bankaları dahil, var olan finansal sisteme açık tehdit oluşturmaları olduğunu vurguluyor ve ekliyor:  ‘’Paranın binlerce yıllık dünya tarihinde değişmeyen özelliği arkasında somut bir iktidar gücünün olmasıdır. Bir anlamda para ve devlet iç içe geçmiş olgular. İlk kez aslında küresel bir para biriminin kurulması gündemde. Devletlerin en kilit iktidar işlev ve imtiyazlarından birine saldırı olarak sanal paraları değerlendirmek çok da yanlış olmayacaktır. Öte yandan sanal paraların bugünkü halleriyle çevresel maliyetler probleminden güvenlik sorunlarına kadar çok sayıda önemli meselelerini çözüp çözemeyeceklerini zaman gösterecek. Muhtemelen devletler ve bankalar bu yeni teknolojiyi bir biçimde adapte edecekler, Bitcoin’de cisimleşen bu küresel finansal isyan da bir yerde bu kurumların belirli düzenlemelerini kabul etmek durumunda kalacak. Kesin olan tek şey var ki o da 21. yüzyılın bu yeni dinamiklerini yine 21. yüzyıla ait kavramlar ve gelişmelerle değerlendirmeye çalışmanın kaçınılmazlığı’’.

Oğuzhan Aygören ise Bitcoin’in hala çok yaygın olmadığı için spekülatif bir fiyat algısına dahip olduğuna dikkat çekiyor ve gerçek fiyatının kullanımı yaygınlaştığında belli olacağını vurguluyor:  ‘’Sanal paralar henüz aktif olarak yeterince kullanılmasa da, potansiyelleri ile bankacılık ve finans sektörüne tehdit oluşturuyor çünkü parasal işlemlerin merkezinde duran bankaların gücünü insanlara dağıtarak mevcut sistemi yıkıyor ve yeni bir sistemin kurulmasını zorunlu kılıyor. Böylece bankalara olan bağımlılığı azaltıyor. Bununla beraber Ripple isimli coin bankaların hali hazırda para transferi gibi işlemleri daha verimli ve daha az maliyetli yapmalarını sağlayarak iki dünya arasında bir bağ kuruyor. Gelecekte de hem evrensel hem de sektörel coin’ler çıkması ve reel sektördeki sirket hisselerinin de coin’lere dönüştürülmesi olası bir durum. Bitcoin halen yeterince kullanılmadigi için fiyati spekülatif olarak gelişmektedir. Gerçek fiyatı kullanımı yaygınlaştığında belli olacak. Bu yeni çağın ilk ürünü olduğu ve çoğu borsanın baz aldığı ana coin olduğu için, değerinin sıfırlanması pek mümkün görünmüyor’’.

Blokzinciri işlem yaparak büyüyen bir muhasebe defteri

Peki, Bitcoin’in arkasındaki Blokzinciri teknolojisi ne anlama geliyor, ne zamandan beri kullanılıyor, hangi bileşenlerden oluşuyor ve nasıl çalışıyor?

İçerisinde kayıtların birbirine kriptografik elementlerle bağlı olduğu sürekli büyüyen dağıtık bir veritabanı olan Blockchain’in (Blokzincir) güvensiz bir ortamda çalışan ve kimsenin kontrolü altında olmayacak şekilde tasarlanmış dağıtık ve değiştirilemeyen bir kayıt sistemi olduğunu belirten Prof. Dr. Can Özturan, bu teknolojiyi oluşturan kriptografi, Internet, eşler arası ağlar, dağıtık hesaplama gibi teknolojik bileşenlerin uzun zamandan beri var olduğunu belirtiyor. Bitcoin blokzincirinin bilinmeyen geliştiricisinin (veya geliştiricilerinin) bu var olan teknolojileri bir araya getirerek bir kayıt sistemi tasarladığını ekleyen Özturan, bu  sistemin herkesin indirebileceği ve çalıştırabileceği açık kaynaklı kod olarak geliştirildiğini belirtiyor.  

Prof. Dr. Can Özturan, Blockchain teknolojinin nasıl ortaya çıktığını ise tarihsel aşamalarıyla şöyle özetliyor:

  • 2009’a kadar blokzincir teknolojisini oluşturan kriptografi, Internet, eşler arası ağlar, dağıtık hesaplama   gibi blokzincirde kullanılan bileşenlerin olgunlaşması,

  • 2009’da Bitcoin blokzincirinin ve kripto parasının ortaya çıkması,

  • 2015’de akıllı kontrat diye adlandırılan programları destekleyen Ethereum blokzincirinin çalışmaya başlaması,

  • 2016’da blokzicirin ikinci önemli uygulaması olan The DAO dağıtık otonom organizasyonunun geliştirilmesi ve ICO (Initial Coin Offering) teklifleriyle şirketlerin blokzincir üzerinden ilk halka arzlarının yapılması ve para toplanması döneminin başlaması.

  • 2017 Bahar’ından itibaren ise tüm dünyada halk kitlelerinin gerek ICO’lara gerekse yeni oluşturulmuş blokzincirlere kontrat jetonu (token’ı) veya blokzincir parası satın alarak çok büyük yatırımlar yapması.

 Hack’lenmesi çok zor, programın yüzde 51'i doğru çalıştığı sürece sistem de doğru çalışmış oluyor

Blokzinciri işlemlerini büyüyen bir muhasebe defterine benzeten Prof. Dr. Özturan sistemin binlerce kopya üretmesi nedeniyle herhangi bir şekilde saldırıya uğraması ve ele geçirilmesinin çok zor olduğuna dikkat çekiyor:

 ‘’Blokzincir kelimesindeki blok’u işlemlerin üzerine yazıldığı bir sayfaya benzetebilirsiniz. Hazırlanan her yeni işlemler sayfası deftere belirli aralıklarla eklenmektedir. Zincir kelimesi, sayfaları (blokları) sıkıca bir sırada tutup içeriklerinin bütünselliğini ve değiştirilememelerini sağlayan bağlantılar için kullanılmıştır .   Blokzincir teknolojisinin en önemli amaçlarından biri merkezi bir şekilde kontrol edilemeyen ve durdurulması çok zor olan bir sistem sunmaktır. Bunun sağlanması için blokzincirin (defterin) birçok (örneğin bitcoin’de binlerce) kopyası tutulmaktadır. Herhangi bir kişi blokzincir programını indirip bilgisayarında çalıştırabilir ve blokzincirin bir kopyasını bilgisayarında yaratabilir. Blokzincirin binlerce kopyasının bulunması hack’lenmesini çok zorlaştırır çünkü işlemleri değiştirmek isteyen birinin binlerce defter kopyasını değiştirmesi ve bunun için gerekli olan çok büyük miktarda işlemi yapması gerekir. Blokzincirin dağıtık bir şekilde binlerce bilgisayarda bulunması ve kaydının yapılması mutabakat sağlanması ile ilgili problemler de ortaya çıkarmaktadır. Blokzincir programı açık kaynaklı ve herkes tarafından indirilebildiği için bu programın değiştirilip yanlış (sahte) işlem kayıt yapması da programlanabilir.   Blokzincir sistemi   öyle bir şekilde tasarlanmıştır ki blokzincir programını çalıştıranların oluşturduğu toplam hesaplama gücünün yüzde 51’i doğru şekilde çalıştığı sürece sistem doğru bir şekilde çalışmaktadır’’.

Kimsenin kontrolünde olmayan bir sistem

Blokzincir’in dağıtık şekilde binlerce kişi tarafından çalıştırılıp kopyasının tutulması ve bu şekilde güvenliğinin sağlanması için bir ödül sistemi geliştirildiğini belirten Özturan bu mantığı şöyle anlatıyor: ‘’Bilgisayarda sürekli bir şekilde blokzincir programını çalıştırma işlemine madencilik denmektedir. Bilgisayarda madencilik yapmak elektrik enerjisi tüketmektedir ve madencilik yapan kişi tarafından karşılanması gereken bir maliyeti olmaktadır. Blokzincir sistemi madenciliği teşvik etmek için bir ödül sistemi uygulamaktadır. Madencilere her blok ekleme sürecinde bir karma bulmacası çözdürüp, ilk çözene ödül verilmektedir. Örneğin, Bitcoin blokzincirinde bu ödülün miktarı şu an itibarıyla 12.5 bitcoin’dir. Bu bulmacayı çözmek çok büyük işlem gerektirdiğinden aynı zamanda blokzincirin değiştirilmesini zorlaştırarak güvenliğini de sağlamaktadır. Özetleyecek olursak, blokzincir,   insanları, kriptografiyi, dağıtık hesaplamayı, oyun kuramını ve ekonomi bileşenlerini bir araya getiren ve hiç kimsenin kontrolünde olmayan ve durdurulamayan bir sistemin oluşturulması mantığına dayanmaktadır’’.

Özturan, ‘’Gelecekte bilgisayar teknolojilerinde kuantum bilgisayarların yer edineceğini düşünürsek, Blockchain ile kuantum bilgisayarları birlikte düşünebilir miyiz?’’ sorusunu ise şöyle yanıtlıyor: ‘’Kripto alanında kuantum hesaplamaya dayanıklı şifreleme sistemlerinin geliştirilmesine hali hazırda başlandı. Bu yeni süreç “Kuantum Sonrası Kriptografi” diye adlandırılıyor. Kuantum hesaplama ataklarına dirençli blokzincir sistemlerinin geliştirilmesi çalışmalarına da başlandı. Bu çalışmalara örnek olarak Quantum Resistant Ledger (QRL)’i gösterebiliriz. Yeni piyasaya çıkmış Cardano blokzincirinin yol haritasında da kuantum hesaplama dirençli dijital imza geliştirilmesi yer alıyor’’.

 

 Haber: Özgür Duygu Durgun- Talat Karataş /Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 29 Ocak 2018