Tango hakkında bilmek istediğiniz her şey bu kitapta

Boğaziçi’nde sıradışı bir öğrencilik hayatı geçiren Yeşim Narter’in kaleminden tango…

‘’Tango virüsü’’nü kapmış, iflah olmaz bir tango sever olan Yeşim Narter (BÜ ’83) Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘’Tango Böyle Bir Şey’’ adlı kitabında Tango’nun bir dans ve müzik türü olarak tarihi ve kültürünü tüm detaylarıyla anlatan kapsamlı bir kaynak hazırladı.

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölüm mezunu olan Narter, tango ile 2000’lerin başında tanışmış. 2004’te kara kalem resimleri ve metinlerden oluşan tango temalı bir sergi de açan Narter, internetten yayın yapan bir radyoda Borges öyküleri ve yorumlarıyla Arjantin tango dinletisini harmanladığı ‘’Borges Vakti’’ isimli bir program sunmuş. Halen resim çalışmalarını sürdüren ve tango yapan Yeşim Narter ile ‘’Tango Böyle Bir Şey’’ adlı kitabını, tangoya olan tutkusunu ve Boğaziçi yıllarını konuştuk.

Tango bir iletişim sürecidir

Narter, günümüzde sosyal tango ile şov tangonun birbirine karıştırıldığını söylüyor ve tangonun sadece abartılı bir erotizm ve cinsellik içeren bir dans olarak sunumunu eleştiriyor. Sosyal tangoda dans eden iki bedenin tutku, aşk veya erotizmin sembolü olarak gösterilmesinin zorunlu olmadığını belirten Narter ‘’Her şeyden önce sosyal tango, kadınla erkek arasında özel ve kişisel bir ilişkinin mevcudiyetine dair bir şey değildir. Tango müziği ve dansıyla evrensel bir dildir. O dili bir kez öğrendiğinizde dünyanın her yanından aynı dili bilen insanlarla konuşabilir yani tango dans edebilirsiniz. Tango bir dans ve müzik türü olmanın ötesinde yaşamın çeşitli alanlarında kullanabileceğiniz bir tarzıdır, bir çalışma, yol gösterme ve takip etme, çekişme, uzlaşma, mücadele etme, denge ve empati kurma, yaratıcı düşünme, bir adım sonrasının bilinmezine hazır olma gibi öğretileri de barındıran bir iletişim sürecidir’’ diyor.

Kitabında tangonun köklerine dair bilgiler veren Narter, tangonun doğaçlama yapısını, erkek ve kadının rollerini, Arjantin tangonun farklı stillerini, dansa davet ritüellerini keyifli detaylarla okurlara aktarıyor

Tango hakkında hiçbir şey bilmeyenler kadar hayatını tangoya adamış gerçek tutkunlar için de önemli bir başucu kitabında tangoyu dans ve müzik boyutu olarak iki bölümde ele alan Narter, ‘’Türkçe’de böyle bir kaynak yoktu, bu kitap bir ilk oldu. Baştan sona roman gibi okunacak bir kitap değil. İçindekilerden seçip ilginizi çeken bir konuyu okuyabilirsiniz. Mesela ‘’Erkeklerin kadınları dansa davet etme ya da etmeme nedenleri veya Milonga’ya partnerinizle mi gelmelisiniz, dansımı nasıl geliştiririm’’ gibi soruların cevaplarını bulabilirsiniz’’ diyor.

Tango maço bir dans mı?

Merak edilen sorulardan biri de tangonun maço bir dans olup olmadığı yönünde. Narter bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

‘’Arjantin Tango doğuşu itibariyle maço bir dansmış. Lead-follow olduğu için erkeğin yönettiği kadının da erkeğin düşündüğünü hayata geçirdiği bir dans. İkincisi herkesin gördüğü tango sosyal tango değil Arjantin’de söylediği şekliyle şov tango ya da ihraç tango. Çünkü tango dansını Arjantin bir meta olarak kullanıp ihraç ediyor dünyaya. Dolayısıyla Arjantin dışından olan insanların tangoyu ilk gördükleri form, havada bacakların uçuştuğu, çiftlerin birbiriyle bakışarak dans ettiği, tutkuyla ve biraz da erotik figürlerle dans ettikleri bir tango.

Bizim yaptığımız sosyal tango dediğimiz şey bu değil. Bu şovlarda gösterilen tangoda erkek kadını iter, yatırır, istediğini yaptırır, haşindir böyle bir teatral şov oluyor. Orada bir maço görüntü sergileniyor. Bir başka maçoluk ile tangonun ilişkilendirilme sebebi; Arjantin, tangonun ilk çıktığı yıllarda çok fazla göç almış bir ülke. Sicilyalı kanun kaçakçıları, inşaat işçileri gibi alt kültürden çok sayıda insan gelip yerleşiyor. Polonya’dan Almanya’dan, İtalya’dan birçok yerden gelen göçmenler yerli halka kaynaşarak melez bir kültür oluşturuluyor. İspanyollar flamenko’yu, İtalyanlar opera geleneklerini getiriyorlar, Tango müziğinin vazgeçilmez enstrümanı bandoneon ise Almanya’dan geliyor. Müziğin ve dansın kaynaştığı bir ortam oluyor. Göç edenlerin de çoğunluğu erkeklerden oluşuyor. Erkekleri kadınlarla iletişim kurabilmek için dansı kullanıyorlar, sokaklarda figürler geliştiriyorlar. Kadının üzerinde bir güç gösterisi olarak ortaya çıkıyor tango. Bu yüzden de tango hakkında maço dans algısı oluşmuş’’.

‘’Boğaziçi tarihinde bir ilk’i başardık’’

Boğaziçi’ndeki öğrencilik yıllarına dair ise ilginç bir hikâyesi var Yeşim Narter’in.  Boğaziçi’ne iki yıllık ön lisans yöneticilik programı öğrencisi olarak 1979’da giren Narter, iki yılsonunda not ortalaması yüksek olduğu için İdari Bilimler Fakültesi’ne geçmeye karar veriyor ve okul tarihinde ilk defa bu geçiş hakkını alarak dört yıl sonra Ekonomi Bölümü’nden mezun oluyor.

Hikâyenin bu kısmını Yeşim Narter anlatıyor:

‘’Biz beş öğrenci bir ilke imza attık. Bizim zamanımızda birinci yılında not ortalaması yüksek olduğu zaman İdari Bilimler’e geçiş yapılabiliyordu.  İkisi Üsküdar Amerikan, biri Robert’ten diğeri de başka bir kolejden, bir tek ben bir devlet okulundandım. Rektöre, Dekana ve Yabancı Diller Yüksek Okulu’na dilekçeler yazdık ve devam etmek istediğimizi söyledik. Ortalamalarımız da yüksekti. Bize geçiş hakkı verin dedik. Sonunda kabul edildi. Diğerleri direkt geçiş yaparken benim Proficiency’e girmem gerektiği ortaya çıktı. Girdim ve 59 puanla sınavda kaldım!

Ama işin peşini bırakmadım. Hayat hikâyem bir şeylerin peşinden koşma üstüne kuruludur hep. Yapabileceğime inanıyorum, benim İngilizcem yeterli diyerek ısrar ettim. Sonra curve’e göre değerlendirdiler ve geçtim. Ekonomi okumak istiyordum ama Psikoloji’ye yerleştirildim. Bir dönem Psikoloji okudum. Çiğdem Kağıtçıbaşı hocamdı, çok keyifli bir dönemdi. O dönemin sonunda tekrar iyi bir ortalama yaptım ve bu defa Ekonomi’ye yatay geçiş yaptım. Beş yılda Boğaziçi’nden iki mezuniyet almış oldum.

Ekonomi okurken bilgi işlem konusuna ilgim çok fazlaydı. Tüm seçmeli derslerimi Bilgisayar Mühendisliği’nden aldım. Okulun tüm imkânlarını bilerek kullanmak çok önemliydi benim için. Lisede okurken üniversite tanıtımı için Boğaziçi’nden de gelmişlerdi lisemize. O hocanın bize söylediği en önemli şey şuydu: ‘’Boğaziçi’nde bir bölüme girmek önemli değil, okula girdiğiniz zaman yatay ya da dikey geçişlerle bölüm değiştirebilirsiniz, yeter ki siz istekli, çalışkan ve azimli olun’’. Boğaziçi yıllarım boyunca hayatımı etkileyen kararlarda bunu her zaman hatırlamışımdır''.

Emekli oldu ama öğrencilikten vazgeçmedi

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olduktan sonra Bilişim Sektörü’nde sistem analist/programcı olarak başladığı çalışma hayatını ve mesleki kariyerini, 2000 yılı başlarında Kurumsal Eğitim Sektörü’ne çeviren Narter, hayatında her zaman tutku ve istekle izlediği yollara çıktığını söylüyor.  Umag Akademi’nin ve Nalan Barbarosoğlu’nun yazı atölyelerine katılan, Biber Gazı Öyküleri – Her Göz Bir Yangın Yeri öykü antolojisinde bir öyküsüyle yer alan (Yitik Ülke Yayınları – Mart 2014), Internet üzerinden yayımlanan altZine edebiyat dergisinde ve altKitap Tema Yıllığı seçkisinde öyküsüyle yer alan (2014), Berlin Regenbogen Buchhandlung / Gökkuşağı Kitabevi’nin  Gurbet Öyküleri konulu yarışma seçkisinden oluşan kitapta bir öyküsüne yer verilen Narter, şimdilerde Anadolu Üniversitesi (Eskişehir) / Açıköğretim Fakültesi / Radyo ve Televizyon Programcılığı bölümünde okuyor ve yaşam boyu öğrenciliği sürdürüyor.  

 

 Söyleşi: Ö.Duygu Durgun /Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 16 Haziran 2017