‘’Toplum olarak işitme engellilerin sorunlarının farkında değiliz’’

Toplumumuzda sessiz azınlığı oluşturan işitme engelliler için öncü çalışmalarıyla tanınan, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sumru Özsoy ve ekibi AB destekli COST IS1006 projesi kapsamında Türk İşaret Dili’nin geliştirilmesi için TÜBİTAK destekli bir projeye imza attı.

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi, Emeritus Prof. Dr. Sumru Özsoy, işaret dili ve yapısı üzerine uzun yıllardır araştırmalar yapıyor; dersler veriyor.  AB destekli COST IS1006 projesinin idare kurulu üyesi ve proje yürütücüsü Özsoy’un liderliğinde, Aslı Göksel, Meltem Kelepir, Engin Arık, Derya Nuhbalaoğlu, Emre Hakgüder, Hüner Kaşıkara, Zehra Gül Yiğit ve Elvan Tamyürek Özparlak’ın yer aldığı Boğaziçi Üniversitesi araştırmacılarından oluşan ekip, TÜBİTAK destekli “İşaret dilleri kaynak dilbilgisi modeli: Türk İşaret Dili ışığında işaret dizgelerini betimleme ve çözümleme yöntemleri” projesine imza attı.

2012-2015 yılları arasında sürdürülen bu proje 11 ülkenin yer aldığı COST IS1006 projesi kapsamında yürütülen Türk İşaret Dili çalışmalarını da kapsadı. Proje AB içindeki her ülkenin kendi işaret dilinin dilbilgisel yapısının ortaya çıkarılması, işaret dillerinin yapısını ve işaret dillerinin sürekliliği için araştırmalar yapılması amacıyla başlatılmıştı.

Özsoy, projeye dair bilgi vermenin yanı sıra toplumsal farkındalık açısından işitme engelli bireylerin sorunlarının gündeme gelmediğinin altını çizerek özellikle bu sorunların başında eğitim boyutunun geldiğini belirtti. Türkiye’de işitme engelli bir bireyin üniversite eğitimi almasının neredeyse imkânsız olduğuna dikkat çeken Özsoy, proje kapsamında Türk İşaret Dili’nin betimlenmesi ve eğitimlerle yaygınlaştırılması yönünde yürüttükleri çalışmaları da anlattı.

İşitme Engelliler Federasyonu’nun verilerine göre, Türkiye’de yaklaşık 3 milyon kişi olarak ifade edilen işitme engellilere yönelik akademik çalışmaları başlatan ilk üniversite olan Boğaziçi Üniversitesi’nde, çok farklı alanlarda projeleri destekleyen COST şemsiyesi altında yürütülen “İşaret dilleri kaynak dilbilgisi modeli: Türk İşaret Dili ışığında işaret dizgelerini betimleme ve çözümleme yöntemleri” projesini Sumru Özsoy’dan dinledik.

Öncelikle, “İşaret dilleri kaynak dilbilgisi modeli: Türk İşaret Dili ışığında işaret dizgelerini betimleme ve çözümleme yöntemleri’’ projenizin kapsamı ve içeriği hakkında bilgi alabilir miyiz?

Sumru Özsoy- COST’un genel amacı çerçevesinde projenin boyutu şöyle açıklanabilir;  dünyada kullanılan işaret dilleriyle ilgili çalışmalar çok yeni başladı. Bu alanda ilk bilimsel çalışmalar 1970’lerde Amerikan İşaret Dili üzerinde yapılmaya başlandı. Avrupa’da bu çalışmalara başlanması ise çok daha geç bir tarihi, 1990’ları buldu. 2010’lara geldiğimizde en geniş haliyle betimlenmiş olan Amerikan İşaret Dili olarak karşımıza çıkıyordu. Bu açııdan bir işaret dilinde, dilbilgisinin içindeki bilgiler ne olmalı, bu bilgiler neleri kapsamalı ve ana hatları ne olmalı gibi başlıkları ortaya çıkarmaya amaçlayan bir projeydi bu.

Burada amaçlanan işaret dilleri için evrensel bir ana hat oluşturmak mı, yoksa her bir dile özel olarak hazırlanacak bir kapsam mıydı?

COST’un amacı doğrultusunda bireysel dillerden başlayarak işaret dillerindeki benzerlikler, farklılıklar saptanması hedeflendi. O yüzden bu projede her iki düzey de kapsanmaya çalışıldı. Bu kapsamda her ülkenin araştırmacı ekibi kendi ülkesinde geçerli olan işaret dilinin dilbilgisel boyutlarını saptamak ve bunun diğer işaret dilleri ile ve konuşulan diller ile ilişkisini araştırmayı amaçladı.

Dil evrensel bir olgu. İşitme engelli olmayanlar bunu konuşarak ifade ediyorlar. İşitme engelli olanlar ise çeşitli el hareketleri, yüz ve vücut hareketleri ile ifade ediyorlar. Burada ağızdan çıkan seslerde ne gibi boyutlar var veya el hareketlerinde ne gibi boyutlar var konusunda birtakım farklılıklar oluyor. Bilişsel olarak işlemlemede fark yok ama oluşma kanallarındak; farklardan dolayı ifade biçimlerinde fark var.

Burada dildeki evrensellik konusuna şöyle açıklık getirelim; evrensellik herhangi bir dilin dünyada daha geniş kullanımı olmasıyla alakalı değil. Örnek vermek gerekirse her dil bir şekilde olumsuzluk anlamını veren yapıya sahiptir. Örneğin, Türkçe’de gelmedim derken İngilizce not veya başka bir ifadeyle olumsuzluğu ifade eden farklı bir yapı var. Dilbilim açısından evrensellik bu anlama geliyor. Yani evrensellik derken bütün insan dillerinde var olan ve var olması beklenen bir olgudan – yapıdan söz ediyoruz.

Dilbilim alanındaki tüm çalışmalar hep konuşulan diller üzerine yapılmıştı, işaret dilleri üzerine çalışmalar ise ancak son yıllarda ivme kazandı. Biz de Türk İşaret Dili’ni çalışmaya başladık zira bu konu üzerine yapılmış kapsamlı bir çalışma yoktu. 2006 ve 2008’de ODTÜ’de yapılan iki tez çalışmasının yanı sıra 2009’da Boğaziçi’nde yazılan bir yüksek lisans tezi dışında bireysel düzeyde az sayıda araştırmacının yayınladığı çalışmalar ile kısıtlıydı. Bu kapsamda TİDBİL adını verdiğimiz proje, bugüne kadar Türk İşaret Dili üzerine yapılmış ilk geniş kapsamlı projedir.

Projede ne gibi sonuçlara ulaşıldı ve bundan sonraki safhalarda nasıl ilerleyeceksiniz?

Dil ile ilgili çalışmalar çok boyutlu özellikler gösteriyor ve bu tür çalışmalar hiçbir zaman sona ermiyor. Özellikle Türk İşaret Dili ile ilgili çalışmalar kapsamında ben, Meltem Kelepir ve Aslı Göksel’in yanı sıra araştırmacı doktora ve yüksek lisans öğrencilerimiz Türk işaret dilinin değişik boyutları üzerine çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. Bu proje kapsamında da şimdiye kadar hiç betimlenmemiş olan dil bilgisel olgularını ortaya çıkarmaya çalıştık.

Ayrıca COST çerçevesinde yakın bir zamanda yayınlanacak olan işaret dillerinin yapışına yol tutacak olan, 1000 sayfayı aşkın çok kapsamlı bir kitaba katkıda bulunduk. Bu kitap 2017 içinde BRILL tarafından yayınlanacak ve erişime açık olacak.

‘’Türk İşaret Dili’nin hiç çalışılmamış boyutları’’ tanımını biraz açabilir miyiz, bu çerçevede ne gibi çalışmalar yaptınız?

İşaret dillerinin özellikleri, kendilerini ifade etme açısından ses olmadığı için el işaretleri, yüzdeki organların ve üst vücudun hareketlerinden oluşmasıdır. Elbette bunların hepsinin betimlenmesi gerekiyor. Bir soru nasıl sorulur, olumsuzluk nasıl yapılır, kaş kaldırma, gözlerin açıklığı, başın ileri veya geriye gitmesi gibi unsurlar işaret dilinde değişik anlamları ifade eder. Bu nedenle bu farklılıkların incelenerek betimlenmesi gerekir. Biz bu çalışmada bu yönde incelemeler yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

Video çekimleri yaptığımız bir laboratuvarımız var. Bu laboratuvarda görsel boyutlarıyla dilin betimlenmesi yönünde işitme engelli bireylerle çok katmanlı çalışmalar yürüttük. Video çekimleri yaptık. Son derece ayrıntılı ve dikkatle yürütülen bir süreçti. Ana dili Türk İşaret Dili olan kişilerle çalıştık ve yaptığımız her çalışmayı onların analizleriyle doğrulattık zira en ufak bir göz kayması bile dil açısından çok anlamlı olabiliyor.

Peki, coğrafi anlamda, Türkiye içinde yöresel deyişler gibi farklılıklar işaret diline de yansıyor mu?

Elbette işin o boyutu da var. Ancak TİDBİL’in içinde bu tür değişik ağızlar üzerine bir çalışma yer almadı.

Buna yapısal değil ama yöreye göre ağız farklılıkları diyebiliriz. İstanbullu biriyle Karslı bir işitme engellinin kullandığı ağızdan hangi yöreden geldiği anlaşılabilir ama bu farklılık yapısal anlamda çok büyük bir fark oluşturmuyor. Örneğin bir yörede bardak belirli bir el hareketi ile gösteriliyorsa başka bir yörede başka bir el hareketi ile gösteriliyor olabilir. Ancak ağızlar arasında sözcük/işaretler düzeyinde olsa da yapısal olarak büyük bir fark göremiyoruz. Aksi halde çok büyük farklılık olsa, iletişim olamayacak.  İstanbul’dan bir işitme engelli ile Karslı bir işitme engellinin yan yana geldikleri zaman birbirlerini hiç anlamıyor olması gerekecek. Böyle bir durum yok açıkçası.

Konuşulan diller için iki ayrı sistemi kullanan kişileri bir odaya koyduğunuzu düşünün. İkisinin arasında biraz fark var ama anlaşıyorlar çünkü aynı dilin farklı ağızlarını kullanıyorlar. Ama iki ayrı sistemden iki kişiyi ele alalım. Hiç anlaşamıyorlar çünkü iki ayrı dil konuşuyorlar. Dilbilimsel açıdan dil ile ağız arasındaki temel fark da iletişim olup olmamasına bağlı olarak tanımlanır. .

Boğaziçi Üniversitesi İşaret Dili öğretimi konusunda Türkiye’de öncü kurumlardan biri. Bu kapsamda bugüne dek neler yapıldı, kısaca özetlemeniz mümkün mü?

2004 yılından bu yana tüm üniversiteye açık olmak üzere Türk İşaret Dili dersi veriyoruz. Öğrencilerimizden büyük ilgi görüyor. Ancak belirli sayıda öğrenci alabildiğimiz için çok sayıda öğrencimize red cevabı vermek zorunda kalıyoruz.  Bu yüzden iki sınıf halinde 20’şer kişi olmak üzere 40 kişiye ders verebiliyoruz bir dönem içinde. Bugüne dek Başlangıç Seviyesi ve Orta Seviye (201) olmak üzere iki ayrı düzeyde ders açtık. Bu sene de programı oturtabilirsek 201 dersini tekrar açacağız. Bu bağlamda Türk İşaret Dili’nin öğretilmesi yolunda öğretim malzemesinin geliştirilmesi için de çalışmalarımız sürüyor.

Toplumsal sorumluluk çalışmaları

Toplumsal sorumluluk çalışmaları bakımından da Türk İşaret Dili Öğretmenliği ile Türk İşaret Dilinin Türkiye de yaygınlaştırılması amacıyla eğitimler gerçekleştirdik. Bugüne dek bu çerçevede, 2004 ve 2015 yıllarında BÜYEM (Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi) bünyesinde işitme engelli bireylere Türk İşaret Dili eğitmenliği yöntem kursları verdik. Yine geçmiş yıllarda MEB bünyesindeki işitme engelliler okullarında ders veren öğretmenlere TİD dersleri verdik. Bir özel kuruluşun üst düzey çalışanlarına TİD eğitimi verdik. 2014’te ise Boğaziçi Üniversitesi’nde İşitme Engellilerin Eğitimi üzerine uluslararası bir çalıştay düzenledik.

‘’İlk ve orta öğretimde işaret dili eğitimimiz çok zayıf’’

Ne yazık ki Türkiye’de işitme engelli olup da LYS gibi bir sınavda başarı gösterip de dört yıllık bir üniversiteye girebilmeyi başaran bir örnek bulmak neredeyse mümkün değil. İlk ve ortaöğretimde bu açıdan maalesef çok başarısızız. Çünkü ilk ve ortaöğretimde işitme engellilere işaret diliyle ders verebilecek öğretmenimiz ne yazık ki yok.  İlgi duyup TİD öğrenmiş olan öğretmenlerimiz de bu dili kendi öğrencilerinden öğreniyorlar. Bunun tabii eğitime yansıması çok kısıtlı oluyor.

Ancak bazı olumlu adımlar da yok değil. Milli Eğitim Bakanlığı son iki yıldır önemli bir atılım yaptı. İşitme engelli çocuklar için ilköğretimde kullanılmak üzere Türk İşaret Dili kitabı geliştirdi. Ümit ediyoruz ki biraz daha geniş bir biçimde bu kitabın etkin kullanımıyla ki bu ancak işaret dilini çok iyi bilen, kendileri de işitme engelli olan öğretmenlerin istihdam edilmesiyle mümkün olacaktır, işitme engelli çocuklarımızın eğitimde karşılaştıkları bu sorunlu tablo iyileştirilebilir. Umarız böyle bir istihdam mümkün olabilir ve uygulanabilir. Halen uygulanması düşünülen kaynaştırma eğitim modelinin işitme engellilerin eğitimi için yararlı olmayacağını, bilakis daha büyük eğitim sorunlarına yol açma olasılığı olduğunu göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

İşitme engelliler için öğretmen yetiştirilmeli

İşitme engelli bireyler için özellikle çocukluktan başlayarak işaret dilinin öğretimi neden önemli?

İşitme engelliliğin değişik yönü şu; duyan bireyler bilgiyi genellikle duyarak alıyorlar. Örneğin çocuğa dili kimse öğretmiyor. Çocuk doğduğu andan itibaren, daha beşiğindeyken duyduğu tüm sesler beynine giriyor ve dil edinimini tetikliyor. 1,5 yaşına doğru ilk sözcükleri telaffuz etmeye başlıyor. Bu, ancak duymayla mümkün oluyor.

İşitme engelli doğan bir çocukta ise bu olmuyor, etrafında konuşulan dil edinim sürecini tetikleyemiyor. Oysa anne-baba işaret dili biliyor olsa dil hemen işin içine girecek. Bu sayede çocuğun bilişsel gelişimi duyan çocuklar gibi mümkün olabilecek. Kritik Yaş dönemi denilen   0-3 yaş dilimi içindeyken dil edinim sürecinin tetiklenmiş olması, çocuğun bilişsel gelişimi açısından çok büyük önem taşımaktadır.

Bunu okul boyutuna yansıttığımız zaman ise tablo şöyle oluyor; öğretmen kendi alanının bilgisiyle donanımlı, ancak öğretmenlik eğitimi içinde işaret dili eğitimi almamış. Bunun için öğrencileri ile iletişim kuramıyor. Çocuk öğretmenini duymadığı için anlamıyor, anladığı dilde olmadığı için bilgiyi alamıyor. Dolayısıyla işitme engellilerimiz üniversite dönemine geldikleri çağda bir çok alanda gerekli bilgiye haiz olamıyorlar. İşitme engelli öğrencilere eğitimde fırsat eşitliği yaratılması, bu öğrencilerin de üniversiteye girebilmesi açısından ilk ve orta eğitimde gerekli bilgilerin en etkin biçimde verilmesi gerekmektedir. Bunun için de işaret dili bilen öğretmenlerin yetiştirilmesi çok önemlidir.  Ve özellikle de Türk İşaret Dili dersleri için de dili anadili olarak bilip TİD eğitmenliği alanında kurs almış işitme engelli eğitmenlerin istihdamı çok olumlu sonuçlar verecektir. MEB-Üniversite işbirliği içinde böyle kursların düzenlenmesi işitme engellilerin hem istihdamı hem de işitme engelli öğrencilerin eğitimi açısından çok olumlu olacağı kesindir.

İşaret dilinin bilinmesi, özellikle işitme engelli bireylerin diğer tüm alanlarda düşünülmesi çok önemli. Toplum olarak işitme engellilerin sorunlarının pek farkında değiliz. Örneğin herhangi bir afette duyuru sistemi bizde sesli duyuru üzerine. Deprem veya yangın gibi durumlarda genellikle siren çalınıyor. Oysa işitme engelleri de kapsayan farklı çözümlerin bulunması gerekiyor.  AKUT bu alanda dünyada öncü olan bir çalışma gerçekleştirmiştir.

Projeyle ilgili bilgi için: https://tidbil.boun.edu.tr/

 

 

Söyleşi ve fotoğraflar: Özgür Duygu Durgun /Kurumsal İletişim Ofisi

 

 

 

 

 


 

 

 

 


Tarih: 11 Ağustos 2017