“Türkiye’de neoliberalleşmenin kendine özgü dinamikleri var”

Türkiye’de bir dönem ulusal kalkınmacılığın sembolü olarak görülen Sümerbank fabrikaları üzerine çalışmalar yürüten Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Tuna Kuyucu ile aynı zamanda neoliberal dönüşümün simgesi olarak da çok özel bir yere sahip olan Sümerbank’ı ve ''neoliberal kalkınmacılığı'' konuştuk.

Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sosyal bilimcilerin en önemli konularından birisi neoliberal ekonomik dönüşüm, diğer bir deyişle neoliberalleşme. Bu kavram etrafında Siyaset Bilimi, Sosyoloji, Ekonomi gibi bilim dallarında akademisyenler çalışmalar yürüttüler, teoriler ortaya attılar.

Bu çalışmaların bir kısmı neoliberal dönüşümün dünyanın her yerinde etkisinin aynı olduğunu iddia ederken, diğer bir kısmı neoliberalleşmenin farklı dinamikleri olduğunu, ortaya çıkan dönüşümlerin hepsinin aynı kefeye konulamayacağını iddia ediyor. Bu isimlerden biri de Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Tuna Kuyucu.

Kuyucu, çalışmalarında Kalkınmacı Ekonomi Modeli döneminde kurulan Sümerbank fabrikalarının neoliberal dönemde dönüşümünü inceleyen çalışmalar yürüttü. Geçtiğimiz Mart ayında Kadir Has Üniversitesi tarafından “Gelecek Vaat Eden Bilim İnsanı” ödülüne layık görülen Kuyucu ile Sümerbank fabrikalarının dönüşümü, bu dönüşümde yerel-merkez ilişkilerinin önemi ve sosyal bilim metodolojisi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Doç. Dr. Didem Danış ile birlikte yayınladığınız “Similar Processes, Divergent Outcomes: A Comparative Analysis of Urban Redevelopment Projects in Three Turkish Cities” makalenizde ve yakın zamanda yayınlanacak olan “Politics of urban regeneration in Turkey: Possibilities and limits of municipal regeneration initiatives in a highly centralized country” çalışmanızda Sümerbank fabrikaları üzerinden neoliberal dönüşümü inceliyorsunuz. Sümerbank fabrikalarını tercih etmenizin sebebi nedir?

Birkaç tane sebebi var. Bunlardan bir tanesi şans. Metot derslerinde öğrencilerle de sıkça paylaştığım Pastore’ün bir sözü vardır: “Chance favors the prepared mind!”-“ Şans hazır beyinlere kıyak çeker” şeklinde çevirebiliriz bu sözü. Galatasaray Üniversitesi’nden Didem Danış ile İstanbul dışındaki dönüşümleri incelemek istiyorduk ve bunun için de Denizli’ye gitmiştik beraber. Oradaki Sümerbank Fabrikasının dönüştürüldüğünü ve adının da Sümerpark olduğunu öğrenmiştik.

Ben bunu Ayfer Bartu Candan’a anlattığımda o da bana Diyarbakır’da aynı şekilde bir Sümerbank fabrikasının dönüştürüldüğünü ve şu an bir sosyal hizmet alanı olarak kullanıldığını söyledi. Bunu öğrenince diğer Sümerbank fabrikalarına da bakalım dedik, ki bu işin şans kısmı. Diğer taraftan da uzun süredir tek vaka üzerinden yapılan çalışmalarda argümanların yetersizliği üzerine metodolojik konularda kafa yormaya başlamıştım. Ben bu durumdan rahatsız olduğum için karşılaştırmalı bir çalışma yapmak istiyordum ve Sümerbank da gündeme gelince Didem ile birlikte ülkedeki Sümerbank fabrikalarına bakalım, dedik. 40’tan fazla Sümerbank alanı var ülke çapında ve biz bunların neoliberal dönemde nasıl dönüştüğünü inceleyelim dedik. Bir de Sümerbank neoliberal dönüşümün simgesi olarak çok özel bir yere sahip. Çünkü ulusal kalkınmacılığın sembolü. Devletin en büyük yatırımı. Çok büyük alanlara kurulan bu fabrikalar şehir ekonomilerinin motoru olarak görülüyorlar. İktisadi ömürlerini tamamladıkları zaman buralarda yapılan işlerin şehir ekonomilerini büyük bir şekilde etkileme kapasitesi de ortaya çıkıyor. Tüm bu sebeplerden ötürü Sümerbank’ın iyi bir vaka olduğuna karar verdik.

Sümerbank üzerine yaptığınız çalışmaların neoliberal teoriye nasıl bir katkı yaptığını düşünüyorsunuz?

Öncelikle literatürde 2000 yılından itibaren yapılan çalışmaları incelediğimizde araştırmaların yüzde 20’sinin karşılaştırmalı ya da tek vaka üzerinden analitik sonuçlar çıkarabilen araştırmalar olduğunu gördük. Çok az sayıda makalenin ortaya yeni bir yaklaşım çıkaracak metodolojide yapıldığını gördük. Bizim çalışmamız bu açıdan yeni bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bu sayede birkaç sonuç ortaya koyabildik: Birincisi, neoliberal dönüşümlerin hızlı bir şekilde gerçekleştiği 2000’li yılların Türkiye’sinde halen neoliberal dönemden beklenmeyecek durumlar söz konusu. Mesela, Türkiye’de kamu halen çok güçlü. İkincisi, süreç makro ya da global bir şekilden ziyade yerel süreçlerin daha etkin olduğu bir şekilde ilerliyor. Bu belki yeni bir argüman değil, özellikle Neil Brenner gibi sosyologların ve coğrafyacıların öne sürdüğü bir argüman ama sadece söyleniyor, bir araştırmayla ortaya konmuyor. Bizim çalışmamız bunu gösteriyor. Didem Danış ile birlikte yaptığımız ilk çalışmada Kayseri, Denizli ve Malatya’yı karşılaştırmıştık. Birçok açıdan birbirine benzeyen bu kentlerin Sümerbank Fabrikalarının dönüşümü ise birbirinden çok farklı. Birinde kamu üniversitesi oluyor, diğerinde kar amaçlı bir kuruluş. Üçüncü vakada ise süreç başarılı bir şekilde sonuçlanmıyor. Neden? İşte bu neden sorusu aslında sosyal bilim metodolojisi açısından ortaya yeni argümanlar çıkarabilecek bir soru. Bir defa merkezle olan ilişki çok önemli. Türkiye gibi bir ülkede bu süreci gerçekleştirmek için merkez desteği olmazsa olmaz. İkinci olarak, merkez desteği olsa bile yerel sermaye sahipleri kendi aralarındaki koordinasyonu çözemiyorlarsa projelerin başarıya ulaşması çok zor. Özellikle projeye muhalif gruplar varsa ve hukuku kullanıyorlarsa başarı oranı düşüyor.

Bu çalışma yayınladı. Eksikleri olmasına rağmen bence iyi bir çalışma oldu. En azından ortaya tartışılacak bir argüman, bir soru atılmış oldu. Başka bir isim de çıkıp benim saha verilerimden elde ettiğim verileri başka bir yerde yapacağı çalışmalarla çürütebilir ya da başka bir argüman ortaya atabilir. Neticede akademik zenginlik bu şekilde ortaya çıkar. Bu sayede neoliberal kentleşme dediğimiz kavramın ne olduğuna dair daha verimli tartışmalar yürütebiliriz.

Türkiye akademisinde bu tür çalışmalar çok nadir yapılıyor. Genellikle büyük argümanlar, büyük teoriler bir vaka üzerinden açıklanmaya çalışılıyor. Bu bize ampirik yenilik sağlayabilir belki ama analitik açıdan çok faydalı olmuyor. Benim en büyük amacım analitik zenginliği yüksek çalışmalar ortaya çıkarmak.

Diğer çalışmanızda da merkez yerel ilişkileri üzerine yoğunlaştınız. O çalışmanızdan da bahseder misiniz?

Merkez Türkiye’de çok kuvvetli ve gittikçe de güçleniyor. Ama ona rağmen Türkiye’de yerel yönetimler bazen merkeze karşı ya da merkezin desteklemediği projeler yapmaya kalkıyor ve bunların da bazıları başarılı olurken bazıları başarılı olmuyor. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Diğer çalışmamda da bu soruya cevap aradım.

Diyarbakır, Bursa ve İzmir Sümerbank fabrikalarının dönüşümlerini bu kapsamda inceledim. Bursa’daki çok kolay bir şekilde bitiriliyor. Türkiye’nin en büyük kongre merkezlerinden birisi yapılıyor. Merkezin desteği tam, yerel sermayedarlar işbirliği içerisinde ve proje tamamlanıyor. Bursa biraz kontrollü örnek oldu diyebiliriz. Diyarbakır’da merkezin desteği olmamasına rağmen yerel aktörlerin güçlü bir belediye altında koordineli hareket etmeleri sayesinde Sümerbank fabrikası sosyal tesis haline getiriliyor. İzmir’de ise Alsancak’taki Sümerbank fabrikasını, Alsancak limanı için düşünülen büyük dönüşüm projesine dahil ederek bir kongre merkezi yapmak istiyor İzmir Belediyesi. Bunu yapamıyorlar. Bu Sümerbank arazisi merkez tarafından belediyeye devredilmiyor. En sonunda da şuan artı değer yaratmayacak üç tane meslek lisesi yapılıyor. Acaba İzmir’de bu neden yapılamadı? Yaptığım mülakatlardan edindiğim izlenime göre İzmir’de yerelde birlik bir türlü kurulamıyor. Belediyenin projesine belediye içinden başka bir aktör dava açıyor, yerel aktörler bir türlü işbirliği yapamıyor. Planlar değiştiriliyor, değişen planlara davalar açılıyor ve neticede proje başarıya ulaşamıyor. Bu çalışmam ile ilgili makale önümüzdeki süreçte yayınlanacak.

Bu örneklerden yola çıkarak neoliberalleşme ile yerel-merkez arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?

Neoliberalleşme sürecinin ileri kapitalist ülkelerde bir yerelleşme ile birlikte yaşandığı görülüyor. Yerele finansal yetki devri yapılıyor ve yerel direkt olarak global ekonomiyle bağlanarak merkezi hükümet aradan çıkarılıyor. Diğer taraftan Türkiye gibi ülkelerde neoliberal sürecin merkezi güçlendirdiği görülüyor. Bu Çin’de de böyle, Afrika ülkelerinde de, Latin Amerika ülkelerinde de. Ya da Türkiye gibi ülkelerde yerelleşmenin sadece kaynak aktarımında artış olarak yaşandığı, yerelin merkezden ciddi bir otonomi kazanmadığı görülüyor. Yerelin kaynakları artırılıyor, daha fazla vergi geliri alıyorlar ama özerklik tanınmıyor.

Sizin yaptığınız çalışmanın neoliberalizmin “Neoliberalizmden başka çare yok” argümanına ters bulgular elde ettiğini görüyoruz. Çalışmalarınızın bu argümanı çürüttüğünü düşünüyor musunuz?

Bence ondan ziyade eleştirel bir pozisyonda olduğunu iddia eden ancak iddialarını ya da teorilerini destekleyecek ampirik çalışma yapmayan akademisyenlerin argümanlarını zayıflatıyor diyebiliriz. Çünkü sahada veri elde etmeden, hatta karşılaştırmalı çalışmalar yapamadan ortaya atılan iddialar ya da argümanlar mevcut teorilerin ve varsayımların olumlanmasının ötesine geçemiyor.

Mesela İstanbul’u örnek verelim. 2004’ten beri kentsel dönüşüm tartışmaları yapılıyor ama o zamandan beri dönüşümü gerçekleştirilen sadece üç proje var. Bunun dışında sürekli gündeme gelen Kartal, Haliç, Okmeydanı, Tarlabaşı gibi projeler hala duruyor. Yani şehir ekonomisini değiştirebilecek çapta kentsel dönüşüm projeleri bir türlü yapılamıyor. Ampirik gerçekliğe baktığımızda bunun olmadığını görüyoruz. Sadece teoriye bakarak ilerlersek yanılırız. Ampirik verilerle teorileri konuşturmamız gerekiyor. Bir taraftan neoliberalizm teorisine bakıp diğer taraftan da yapılmak istenenleri gerçek olarak kabul edersek, ya da sadece teoriyi olumlayan örnek vakalara odaklanırsak, işte o zaman neoliberalizmin her şeyi kontrol etmeye başladığını düşünürüz.

Söyleşi: Talat Karataş/Kurumsal İletişim Ofisi

 

 

Tarih: 27 Temmuz 2017