Türkiye’nin En Derin Mağarasını Onlar Keşfetti

Boğaziçi’nin en köklü kulüplerinden biri olan Mağaracılık Kulübü (BÜMAK), Türkiye’de mağaracılık sporunda öncülüğü üstlenen oluşumlardan biri. 1973 yılında kurulan BÜMAK, nesilden nesile aktarılan birikimle mağaracılığın gelişmesini sağlıyor. BÜMAK, yaptığı keşiflerle mağaraları kayıt altına alıyor ve keşiflerden edinilen bilgileri araştırmacıların kullanımına sunuyor. BÜMAK üyelerinden Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi Nurkan İlbahar ile BÜMAK’ı ve mağaracılık sporunu konuştuk.

Bize kendinden bahsedebilir misin?

2009 yılında Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne girdim. Okula başladığım zamandan beri birçok sosyal faaliyette yer aldım. Esas ilgi alanım olan Mağaracılık Kulübü’nde yıllardır yer alıyorum. Doğa sporlarına uzun zamandan beri ilgiliydim zaten ve Mağaracılık Kulübü’nü tanıdığım zaman özel bir ilgiye ve tutkuya dönüştü. Özellikle “Keşfe sende katıl” ya da “Yerin üstünde ayak basılmadık yer kalmadı, peki ya yerin altı?” gibi afişlerinde yer alan sözlerle beni kandırdılar. Hem keşfetme hem de doğa sporu olduğu için insanı cezbediyor Mağaracılık.

Mağaracılık Kulübü’ne üye olmak isteyen biri önce ne ile karşılaşıyor? Süreç nasıl ilerliyor?

Öncelikle kulüpte farklı bir insan profiliyle tanışıyorsun. En başta bu profile dâhil oluyorsun. ilk mağaracılık deneyimi için Dupnisa Mağarası’na gidiliyor ki orası çok kolay, yatay, girip çıkması kolay bir mağaradır. Herhangi bir keşif yapılmıyor orada. Bizim esas yaptığımız işler olan, arazide yüzey araştırması yapıp, mağara keşfetme durumu bu ilk mağarada söz konusu olmuyor. Daha çok kamp yapmayı, doğada kalmayı deneyimliyor ve mağaranın ne olduğunu öğreniyor ilk gelenler. Ben bu kampa gittiğimde mağaranın ne demek olduğunu önceden bilmediğimi anlamıştım mesela. Mağaranın içindeki ekosistem çok farklı, içerde yaşayan canlıların neredeyse hiçbiri dışarda görmediğimiz türden. Bizim bir arkadaşımız bu ekosistemi gördükten sonra, bölümünü değiştirip Çevre Bilimleri’ne geçti ve şu an yarasalar üzerine çalışmalar yürütüyor. Ya da başka bir arkadaş mağaracılığa başladıktan sonra jeofiziğe ilgi göstermeye başlıyor ve daha sonra bu alanda akademik hayatına devam ediyor. Mağaracılığın biraz insanın hayatını değiştiren de bir tarafı var diyebilirim.

İlk tanışmadan sonra kulübe devam eden üyelere verdiğiniz eğitimden bahsedebilir misin?

İlk başta teorik eğitimler veriliyor. Mağaranın içi çok soğuk ve nemli olmasının yanında çok da risklidir. İnsan içerde nasıl ısınabilir? Ayrıca mağaraya girecek kişinin muhakkak yanında yedek ışık olması gerekir, çünkü mağara mutlak karanlığın olduğu bir yerdir ve ışığın biterse oradan çıkamazsın. Başta bahsettiğim mağaranın bu tip kendine has zorlularını, risklerini anlatan eğitimler veriyoruz. Bunları öğrenenler Dupnisa’ya gelebiliyor. Daha sonra asıl eğitimler başlıyor. SRT (Single Rope Technique)  eğitimleri dediğimiz teknik eğitimleri vermeye başlıyoruz. Bu eğitimleri kulüp düzenli olarak yurtdışındaki kaynakları takip ederek güncelliyor. Bu eğitim çok önemli, ciddiyetle yapılması gerekiyor. Mağaranın içinde kişinin güvenliği bu eğitimleri ne kadar iyi aldığına bağlıdır.

 Nedir SRT eğitimi?

SRT temelde ip üstünde yaşama eğitimidir, eğitimler birebir verilir. Kulübün yetiştirdiği en az iki senelik mağaracılar bu eğitimleri verebilir. Bu aynı zamanda kulübün teknik birikiminin, deneyimlerinin ve geleneklerinin de yeni üyelere aktarılmasını sağlıyor.

Ne kadar sürüyor bu eğitim?

En az dört eğitim verilmesi gerekiyor, bir eğitim de üç saat sürüyor. Bu eğitimden sonra kişi eğitmen kontrolünde mağaraya girebilecek bir hale geliyor.

Bir yılda kaç mağaraya gidiliyor bu eğitimlerden sonra?

Sene boyunca ayda bir eğitim gezisi düzenleniyor. Onun dışında keşif amaçlı yaptığımız geziler de bir taraftan devam ediyor. Keşif gezilerine tecrübeliler devam ediyor. Bu sayede iki ayrı program uygulanıyor. Burada eğitim gezileriyle amaçlanan insanları hem keşif gezilerine hem de yaz gezisine hazırlamaktır. Aslında sene içinde yaptığımız keşif gezilerinin de asıl amacı yaz gezisidir çünkü mağaracılık yazın yapılır. Derin mağaraları ancak bu şekilde, daha uzun sürecek kamplarda keşfedebiliyoruz.

Türkiye’nin en derin mağarası 1429 metrelik bir mağaradır. Bu mağarayı bizim kulüp keşfetmiştir ama bunun öncesinde 10 yıllık bir süreç bulunuyor.

Hangi mağara?

Mersin Anamur’da yer alan EGMA (Peynirlikönü) Düdeni. Burası ilk yüzey araştırmasında keşfediliyor, sonrasında süreç aşağı yukarı şöyle gelişiyor: Küçük bir ekiple gidiliyor ve 50 metre aşağı iniyorlar. Sonra bir yaz gezisi düzenleniyor ve 20 kişilik bir ekiple iki hafta içerisinde 200 metre daha derine iniliyor. 200 metreden sonra mağara daha tehlikeli hale geldiği için sene içerisinde buna hazırlık yapılıyor. Sonraki sene 500 metreye iniliyor. Bu böyle artarak devam ediyor. Bir sene yeterli hazırlık yapılamıyor mesela, çünkü git gide daha tehlikeli hale gelir mağara. Arada iki sene hazırlık yapıldığı da olur bu yüzden. Bu şekilde 1400 metreye kadar iniliyor ve mağaranın keşfi seneler sürüyor.

Mağara ihbarları da geliyor sanırım size…

Biz köy muhtarlıklarına ihbar formları gönderiyoruz. O formlara gelen dönüşlere göre sene içerisindeki küçük keşif gezilerinde bu ihbarları değerlendiriyoruz. BUMAK’ın sürekli olarak yayınladığı Delta Dergisi’nde keşfettiğimiz mağaranın detayları yayınlanıyor. Mağaranın en derin yerinde inildiği zaman; lazer metre, klino ve pusula ile ölçüm yapıyoruz. Bu sayede mağaranın üç boyutlu modelini çıkarıyoruz. Bazı programlar sayesinde çizimini de yapabiliyoruz mağaranın. En sonda tüm detaylarıyla, mağaranın koordinatları, kimlerin ne zaman keşfi yaptığı gibi bilgilerle bir de rapor hazırlıyoruz. Tüm bunları da dergide yayınlıyoruz. Bizim bu kaynaklarımıza başvuran çok kişi ve kurum oluyor.

Dünyada mağaracılık ne durumda?

Fransa’da yaklaşık 40.000 tane mağaracı var, diğer ülkelere göre çok ilerideler. Teknik anlamda da çok iyiler, biz de onları takip ediyoruz. Onun dışında ABD’de de bu iş iyi bir şekilde yapılıyor. Türkiye de mağaracılar açısından çok ilgi çekici bir yer. Mağara zenginliği çok fazla, yıllarca da yabancılar buralarda keşiflerde bulunmuşlar. Gittiğimiz yerlerde sizden önce buraya gelen yabancılar oldu şeklinde duyumlarımız oldu. Türkiye mağaracılık açısında bir cennet diyebiliriz.

Mağaracılığın insanı sportif açıdan da geliştirdiğini söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle söyleyebiliriz. Hem mental hem de fiziksel olarak zorlukları olan bir spor. Mağaracılık yapmak da insanın kendisine ait olan bir karar. Ne kadar zorluklara yüzleşebilirsin? Bu insanın kendisini sınamasını da sağlıyor. Bir yerden sonra da mental ve fiziksel olarak insanın daha da güçlü olmasını sağlıyor bu güçlüklerle yüzleştikçe.

Mağaracılığa bir ekip işidir diyebilir miyiz?

Evet, ekip işidir. Özellikle derin mağaralara girmek tek kişi yapılacak bir iş değildir. Az önce verdiğim örnekte olduğu gibi, yıllarca hazırlık yapılıyor 20 tane insan yetişiyor. Bu insanların bir taraftan arkadaş da olmaları gerekiyor. Aynı mağarada birbirlerine canlarını emanet ediyorlar. En basit haliyle şöyle anlatabilirim: mağaraya shift ile girilir ve shift de en az iki kişiden oluşur. Tek kişi diye bir şey yoktur.

Bir mağarada en uzun kaldığın süre ne kadardı?

60 saate yakın kaldığım oldu. 750 metre derinliğinde bir mağaraydı, hayli zorlu ve unutulmaz bir deneyimdir benim için

Söyleşi: Talat Karataş/Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 19 Aralık 2016