Yemek kartı sektörü kayıt dışı ekonomiyi azaltıyor

Boğaziçi Üniversitesi Analitik ve İçgörü Araştırma Merkezi çatısı altında yürütülen “Türkiye’de Yemek Kartlarının Makroekonomik Etki Analizi” başlıklı çalışmada Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Sami Karaca, Doç. Dr. Özlem Hesapçı ve Gözde Baycur yemek kartları sektörünün Türkiye ekonomisine katkısını araştırdılar. Analiz sonuçlarına göre yemek kartı sistemi 25,4 Milyar TL büyüklüğünde ciro yaratmış durumda. Sonuçlara göre, işyerinde yemek kartı kullananlar hem düzenli besleniyor hem de daha verimli çalışıyor. Uzmanlara göre yemek kartları aynı zamanda kayıt dışılığı önlüyor.

 “Türkiye’de Yemek Kartlarının Makroekonomik Etki Analizi” başlıklı çalışmada ilk defa yemek sektörü ekosistemi bu denli derinlemesine incelendi. Çalışma, yemek kartları sisteminin sosyal paydaşlarına pek çok fayda sağladığını gösterdi. Araştırmanın sonuçlarına göre, çalışanlar açısından bakıldığında üretkenlik ve verimliliklerinin yükseldiği; işverenler açısından bakıldığında daha yüksek cirolara ulaşıldığı ve vergi avantajından yararlanıldığı; yemek sektörü açısından bakıldığında işletmelerin müşteri sayıları, ciroları ve karlarında artış olduğu; devlet açısından bakıldığında ise, vergi gelirlerinin arttığı, işsizliğin azaldığı ve kayıt dışı ekonominin küçüldüğü gözlemleniyor.

Çalışmada, 300’ün üzerinde çalışan, şirket ve restoran/kafeden anket ve mülakat yoluyla toplanan bilgi ve çeşitli TÜİK verileri kullanılarak yemek kartlarının ciro, istihdam ve vergi geliri üzerindeki direkt, endirekt ve uyarılmış etkileri hesaplandı. Yapılan analizler sonucunda, yemek kartı sisteminin Türkiye ekonomisinde yarattığı toplam cironun 25,4 milyar TL, istihdamın 209 bin, kamuya sağladığı vergi gelirinin ise 5,4 milyar TL olduğu görüldü. Toplam etkiye ek olarak genişletilmiş etki de hesaplandığında yemek kartlarının ekonomideki etkisinin daha da büyük olduğu ortaya çıkıyor.

Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Sami Karaca ile yemek sektörünü ve bu çalışmanın detaylarını konuştuk.

Yemek kartlarının ekonomiye katkısından bahsettik fakat yemek kartlarını kullanmak ya da kullanmamak arasında ne gibi farklar var? Bundan bahsedebilir misiniz?

Bir çalışanın öğle yemeği sırasında yemek için beş farklı seçeneği var. Birincisi; yemeği pas geçebiliyor. İkincisi; evden kendi yemeğini getirebiliyor, sandviç, bir önceki günden kalan yemek gibi. Üçüncüsü; şirket içi kafeterya varsa eğer orada bulunan yemek servisinden faydalanabiliyor. Dördüncüsü; şirket, çalışanları için etraftaki restoranlarla birebir anlaşmalar yapabiliyor. Beşincisi de yemek kartı kullanması. Örneğin yemeği es geçen için yemek kartının olması büyük bir fayda sağlıyor. Eğer yemek yemezse hastalık riski artıyor. Hastalık riski yükselince işe gelmeme riski artıyor. Bir çalışanın ayda bir veya iki gün işe gelmemesinin ekonomiye büyük zararları olabiliyor. Verimlilik bakımından bu önemli.

Yemek kartlarının öğle yemeğini es geçenler için motive edici bir etkisi var. Evden getirenler için de kart kullanmak sağlık koşulları için önemli oluyor. Evden getirilen yemek beklediği için bozuk olabilir veya taşınırken taşıma koşullarından dolayı bozulma riski var. Yemeğin saklama koşulları düzgün olmayabilir veya çalışan yetersiz besleniyor olabilir. Üçüncü seçeneği değerlendirecek olursak; şirket içi kafeteryalar çalışanların dışarı çıkmasını bir nevi engellediği için çalışan sosyalliği kötü yönde etkileniyor. Bütün gün aynı bina içinde kalması verimliliği azaltabiliyor. Çalışmalarımız sırasında da bu konuyu açıkça dile getirdik. Yaptığımız birebir mülakatlarda çoğunlukla dışarı çıkıp şirket dışında bir yerde yemek yemenin çalışanlar arasında daha çok tercih edildiğini ve motivasyonlarını arttırdığını beyan ettiklerini gözlemledik. Şirketler için faydalarına baktığımızda ise, kartlara yüklenen miktarların aylık 320 liraya kadarlık kısmı vergiden muaf olduğundan şirketler için de oldukça faydalı bir sistem. İşin vergi boyutu, kolaylık boyutu, memnuniyet boyutu da var. Bu yüzden şirketler açısından kartlar bulunmaz nimet. Zira şirketler kart vermeyip çalışanları için yemekhane kuracak olurlarsa bu ekstradan bir yer tahsisi ve büyük maliyetler demek oluyor. Bu nedenle bu alternatif çok tercih edilmiyor.

Yemek kartlarının çalışan verimliliğine ne gibi bir katkısı var?

Yemek kartları çalışan verimliliğini arttırıyor. Sayısal olarak bunu gözlemlemek çok zor fakat düzenli beslenen çalışanların verimliliğinin %20’ye yakın oranda arttığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmış durumda. Biz bu noktadan yola çıkarak yemek kartlarının düzenli beslenmeye etkisini inceledik. Biraz önce bahsettiğimiz alternatifleri de düşündüğümüzde yemek kartları düzenli beslenen çalışan oranını direkt olarak arttırıyor. Bu verimlilik artışı %20 olmasa, %10-15 oranında olsa dahi ekonomiye büyük bir katkı sağlıyor.

Yemek kartı sektörünün kayıt dışı ekonomiyi azalttığından bahsettiniz. Bu nasıl sağlanıyor?

Eğer nakit çalışılıyorsa ve nakit olarak alınan tutar karşılığında fiş/fatura verilmiyor, yani işlem kayda geçmiyorsa bu artık kayıt dışılığa giriyor ve kayıt dışı her işlem vergiden “muaf” oluyor. Kartlı sisteme geçtiğimiz zaman her şey elektronik sisteme girildiği için hem şirketler için hem restoranlar için her şey kontrol altında tutulmuş oluyor. Hizmet sektöründe Türkiye’de tahmin edilen kayıt dışı ekonominin oranı %20. Yemek kartları sektörünün bu kayıt dışı ekonominin tamamını kapatması tabii ki mümkün değil, fakat %5’ini veya %10’unu dahi kapatmış olsa ne olurdu?’’ sorusunu araştırdık.  Eğer yemek kartları sistemi devre dışı bırakılacak olursa devletin 570 milyon TL vergi gelirinden kaybı olabileceğini hesapladık.

Sizce devlet bu konuda yeni düzenlemeler yapmalı mı?

Biz araştırma ekibi olarak bu konuya dahil olmadık. Fakat bu konuda söyleyebileceğim şu olabilir; çalışmada bütün ekosistemi ortaya koyduğumuzda alternatif durumlar için şöyle olsa ne olurdu gibi farklı projeksiyonlar da yaptık. Bu literatürde karşı olgusal çalışma olarak geçiyor. Elimizde sistemin bir haritası olduğu için değişkenlerle oynayarak alternatif senaryoları inceledik. Örneğin; bunlardan birisi yemek kartını sektörünü ortadan kaldırırsak ne olacağıydı. Bu durumda ekonomide 9 milyar TL’lik bir boşluk oluşacağını gözlemledik. Bunun devlete yansımaları da vergi kaybı ve azalan istihdam olacaktır. Bir diğer çalışmada da günlük verilen harcama miktarının değiştirildiğinde neler olabileceğini gözlemledik. Örneğin, 2018 yılı için bu miktar günlük olarak 16 TL. Ama neden 16 TL? Bu miktarın belirlenmesinde tabii ki bir çalışma var fakat bu rakamın belirlenirken detaylı yansımalarının hesaba katıldığını düşünmüyorum. Çalışan da şirket de restoran da bu oranın artmasını ister aslında. Çalışanlar daha fazla harcayabilecek, restoranlar daha fazla kazanabilecek ve şirketler de bu konuda vergiden muaf olduklarından dolayı memnun olacaklardır. Tek olumsuz etki görecek paydaş devlet gibi görünüyor çünkü vergi kaybı var. Vergiden muaf günlük ödenek miktarı artınca ek vergi kaybı oluyor, evet, fakat bu miktarın artmasıyla beraber çalışanların restoran harcamaları da arttığı için ekonominin büyümesi, bağlı sektörlerin büyümesi, artan istihdam gibi faydalar neticesinde devlet direkt olarak kaybettiği vergi gelirini endirekt olarak telafi edebiliyor.

Peki, yemek kartlarının market ve benzeri yerlerde kullanılması ekonomiye nasıl etkiliyor?

Yemek kartlarının normalde öğle yemeğinin karşılanması için verilmesine karşın market gibi yerlerde de kullanıldığını biliyoruz. Bu durumun etkilerini en çok gelirin dağılmasında görürüz. Restoran sektöründe kalması gereken ciro markete kaymış oluyor. Markete giden biri öğle yemeğinden kısarak bunu yaptığı için sağlıklı ve tam beslenemiyor. Ekonomideki katkı direkt baktığınızda halen aynı gibi görünebilir fakat çalışan verimliliğini düşündüğümüzde bir azalma oluyor düzgün beslenilmediği için. Buna bağlı olarak da makroekonomik düzeyde ekonomi olumsuz etkileniyor. En doğrusu kartların amacına uygun kullanılması.

Yeni yemek kartı şirketlerinin pazara girmesi ve rekabet faktörü hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Bu duruma fiyatlandırma perspektifinden baktığımızda usul bize şunu söylüyor; serbest piyasa ekonomisi rekabet olduğu sürece en doğru fiyatlandırmaya karar verir. Yeni şirketlerin gelmesi ve rekabetin artması piyasanın daha düzenli olmasını sağlayacaktır. Yeni gelecek olan bir şirketin ne kadar komisyon uygulayacağı, bu oranı kendi adına karlı bir şekilde sürdürüp sürdüremeyeceği ise başka bir mesele. Eğer bir şirket çıkıp %1 komisyon uygulama kararı verirse belki tüm restoranlar bu sisteme dahil olacaktır. Fakat bu şirketin ne kadar süreyle böyle bir uygulamaya devam edeceği konusu tartışmaya açık bir mesele. Böyle bir durumda eğer tek yaptığınız şey “aracılıksa” bu sistem sürdürülebilir belki, fakat bizim gözlemlediğimiz kadarıyla yemek kartı ekosistemi bu şekilde işlemiyor. Yemek kartları sisteminin arkasında görülmeyen IT masrafları, altyapı masrafları, operasyonel masraflar ve anlaşma masrafları gibi katma değer yaratan ciddi yatırımlar var. Soruya cevaben rekabet kesinlikle iyi bir şey. Girecek rekabetçi şirketlerin uzun vadede hesaplarını iyi yapmış olması gerekiyor.

Bir yemek kartı için kullanım ağının yaygınlığı en kritik faktörlerden birisi. Bu durumda yemek kartı sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Biz yaygınlığının artmasını bekliyoruz. Eğer sistem ve regülasyon düzgün işlerse ve paydaşlar arasında kazan-kazan oranı artarsa kart kullanımı da artacaktır. Şu anda yaklaşık olarak 3,5 milyon çalışan yemek kartı kullanıyor ve bu oran çok az. %10 penetrasyon böyle bir sektör için çok düşük bir oran. Eğer kullanım yaygınlaşırsa komisyon oranları da daha düşük oranlara indirgenebilir. Komisyonlarla ilgili olan problemin çözüm yollarından bir tanesi bu olabilir. Ama bu tek bir tarafın hamlesiyle sağlanabilecek bir şey değil. Herkes bu konuda birbirine bağlı, ekosistemdeki tüm paydaşların bir araya gelerek durumu masaya yatırmaları gerekiyor.

Dijitalleşmenin yemek kartı sektörüne ne gibi etkileri olacağını düşünüyorsunuz?

Dijitalleşme merkezimizin de alanına girdiği için daha rahat konuşabilirim. Dijitalleşme konusunda her türlü girişim birçok konuda avantajlar sağlayacaktır. İlk etapta sağlanacak avantaj çalışanlara olacaktır. Çalışanların elinde şu anda plastik bir kart var. Sadece adınız ve kart numaranız yazıyor. Onun ötesinde ne kadar harcadınız, kartınızda ne kadar kaldı, nerelerde sık yiyorsunuz gibi bilgiler yok. Sistemde bazı detaylar var ama neredeyse kimse bu detaylara bakmıyor. Cep telefonu aplikasyonu veya dijital bir uygulama şeklinde bir teknolojinin geliştirilmesi şeffaflığı ve veri bazlı içgörüye erişimi arttıracaktır. Kullanıcı açısından nerde ne yediğini, ne kadar yediğini bilmesi daha doğru kararlar alması için bir artı olacaktır. Kamu açısından da dijitalleşme çeşitli önlemlerin alınması, teşviklerin verilmesi gibi konularda önemli faydalar sağlayacaktır. İstatistiki veriler kamu sağlığı için yeni politikalar oluşturulmasına yardımcı olabilir.

Son olarak, Boğaziçi Üniversitesi Analitik ve İçgörü Araştırma Merkezi’nden bahsedelim. Ne gibi faaliyetlerde bulunuyor merkez?

Günümüzde sürekli artan rekabet, risk ve uyum gereksinimleri kuruluşları giderek daha da zorlar hale geldi. Bununla beraber farklı veri kaynaklarını kullanarak derinlemesine içgörü geliştirmek isteyen birçok kuruluşun hizmet kalitesi ile verimlilik artışı sağlamak için veri analitiği uygulamalarına yöneldikleri görülmekte. Somut verilere ve bilgiye dayalı bir şekilde karar verilebilmesini sağlayan veri analitiği, kurumların performansını etkileyen faktörlerin detaylı bir şekilde anlaşılmasını sağlar. Bu doğrultuda analitik yetkinliklerini geliştiren firmaların rakiplerine oranla büyüme hızı ve maliyet anlamında belirgin avantajlara sahip oldukları bilinmektedir.

Boğaziçi Üniversitesi Analitik ve İçgörü Araştırma Merkezi (AIM) yürüttüğü çalışmalar ile Türkiye Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı’nda vurgu yapılan veri bilimi ve analitik uygulamalara olan ihtiyacın karşılanmasına ve büyük veriye dayalı yenilikçi büyüme yöntemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunmakta. İşbirliğinde bulunduğumuz kurumların gerçek hayat problemlerine disiplinler arası bir yaklaşımla çözüm getirmeye odaklanıyoruz. Merkezimizde niteliksel ve niceliksel araştırma yöntemleri kullanılarak Ar-Ge ve inovasyona dayalı özgün yerli teknolojiler ve yüksek katma değerli ürünler geliştiriliyor. Merkez bünyesinde geliştirilen yeni yöntem, algoritma ve teknolojilerin kurumların iş süreçlerinde kullanılması ile performans artışı sağlanıyor ve bu sayede verimli ve sürdürülebilir bir üniversite-endüstri iş birliği modeli hayata geçiriliyor.

 

Söyleşi : Serdar Yetkin, Özgür Duygu Durgun / Kurumsal İletişim Ofisi

Tarih: 26 Şubat 2018