Antik dönemde Anadolu’da ekonomik krizin izleri

İnsanlığın uzun yolculuğunu anlamlandırmak için arkeoloji, doğa bilimlerinden sosyal bilimlere pek çok disiplinden yararlanıyor. Bu yıl Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’ne öğretim üyesi olarak katılan Dr. Paolo Maranzana, BÜ BAP (Bilimsel Araştırma Projeleri) tarafından desteklenecek yeni projesinde geç dönem Roma İmparatorluğu’nu etkileyen büyük ölçekli krizleri güncel arkeolojik yaklaşımlarla ele alacak. Ekonomik krizler karşısında Orta Anadolu’daki Geç Dönem Roma İmparatorluğu şehirlerinin nasıl ayakta kaldığını inceleyecek Dr. Maranzana, ayrıca GIS (Geographical Information Systems) kullanarak bu dönemde seramik üretim merkezlerini ve seramik yayılımlarını haritalandıracak. Böylece antik dönemde krizle mücadele yollarına dair mekânsal bir analiz sunacak. Paolo Maranzana ile projesinin detaylarına dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dr. Maranza’nın yürüttüğü proje MS. 4. ve 7. yüzyıl arasında, Roma’nın sonunu getiren büyük değişimlerin olduğu bir dönemde, Orta Anadolu’nun batısındaki kırsal ve kentsel Roma yerleşimlerinin ekonomik ve sosyal direncini araştırmayı hedefliyor.

Doktorasını Michigan Üniversitesi’nde Klasik Arkeoloji ve Sanat alanında tamamlayan Dr. Maranzana’nın akademik ilgi alanları içerisinde Roma şehirleri yer alıyor. Roma şehirciliğinin zaman içinde geçirdiği dönüşümler üzerine çalışan Dr. Maranzana, antik dönemde kurulan ekonomik bağlantıların şehirleri nasıl desteklediklerini ve şehir-kırsal arasında nasıl bir ilişki kurduklarını açığa çıkarmak için araştırmalarını sürdürüyor.

Yıllardır Türkiye’de arkeolojik kazılarda görev alan Dr. Paolo Maranzana, 2020’nin başında öğretim üyesi olarak katıldığı Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde, Roma tarihi ve arkeolojisi üzerine dersler veriyor. Önümüzdeki dönem tarihte sayısal metot ve mekânsal veri analizleri üzerine ders verecek Dr. Maranzana ileride ayrıca Türkiye’de daha önce açılmamış antik şehirlerde sürdürülebilirlik konulu bir ders vermeyi planlıyor.  

Maranzana, Boğaziçi Üniversitesi’ne dair düşüncelerini şöyle ifade ediyor: “İstanbul her zaman sevdiğim şehirlerden olmuştur. Farklı kültürlerle ilgilenenler için İstanbul harika bir yer. Pandemi başladığından beri üniversitede istediğim kadar vakit geçiremedim. Fakat Boğaziçi’nin kampüsü hayatımda gördüğüm en güzel yerlerden biri. Ayrıca Boğaziçi’nin uluslararası ortamı, öğrencilerinin başarısı ve meslektaşlarımın akademik seviyesi beni oldukça etkiledi.”

Orta Anadolu seramik üretimi, dönemin Roma ekonomisini aydınlatacak 

Dr. Maranzana projenin ortaya çıkışını şu şekilde anlatıyor: “Bu proje beş yıl önce Efes kazılarında çalışmaya başladığımda fikir olarak doğdu. Efes’teyken yerel seramik üretimlerini önemli uzmanlarla inceleme şansı elde etmiştim. Sonrasında neden Geç Roma Dönemi’nde belli tipte seramik üretildiğini sorgulamaya başladım. Orta Anadolu’ya baktığımda orada da ithal mal olmadığını yerel üretimlerin öne çıktığını fark ettim. Önceki yüzyıllarda Orta Anadolu’da, Suriye’den İtalya’dan hatta Karadeniz’den ithal seramikler bulmak mümkün; fakat 5. yüzyıla gelindiğinde bu bölgede her şey yerel üretim oluyor. Bunun ilginç bir olgu olduğunu düşündüm ve Michigan Üniversitesi ve Dumbarton Oaks gibi kurumlardan fon alarak araştırma projesine başladım. BAP’tan (Bilimsel Araştırma Projeleri) aldığım fon da projeyi daha kapsamlı yürütmeme yardımcı olacak.”

Ekonomik izolasyon krize çözüm mü?

Krizi sisteme yönelik bir şok olarak tanımlayan Dr. Paolo Maranzana sözlerine şöyle devam ediyor: “Herhangi bir kriz belirdiğinde toplumsal sistem buna karşılık vermeye çalışıyor. Her kriz problemlere yol açar. İnsanların ve kurumların hayatına etki eder. Kurumlar ani olarak değişebilir hatta krizler yüzünden çökebilir. Ancak geçmişte bazı bölgelerin krizlere karşı daha dayanıklı olabildiğini görüyoruz. Bana göre Orta Anadolu, Geç Roma Dönemi’nde bu bölgelerden biriydi. Ekonomik olarak kendine yetiyordu ve ithal mallara çok fazla bağlı kalmadı. Orta Anadolu, diğer bölgelerle de güçlü ilişkiler kurmamıştı bu nedenle krize karşı daha dirençli bir sistem oluşturabildi.”

Her ne kadar bolca arkeolojik ve tarihi bulgu barındırsa bile, Roma vilayeti olan Galatia’nın modern araştırmacılar tarafından ihmal edilmiş bir bölge olduğunu vurgulayan Dr. Maranzana, bu bölgenin modern Eskişehir, Isparta, Konya ve Ankara’yı içine alan bölgeye karşılık geldiğini hatırlatıyor. Dr. Maranzana sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bu bölge pan-Akdeniz krizinden yıpranmış birçok bölgeye karşın, bahsedilen dönemde hem demografik hem de tarımsal üretim bakımından gelişmekte görünüyor. Krize karşı geliştirilebilmiş olan bu direnç, bölgede ortaya çıkan ekonomik ağların, daha önceki dönemlerde özellikle Karadeniz sahasında sıklaşmış ithalat ilişkilerinin yerini almasından kaynaklanıyor. Bu bölgesel ekonomik yükselişi ve gelişimi, bahsedilen dönem arkeolojik bulgularında sıkça karşılaşılan ve bilinen kırmızı astarlı yüksek kalite kaplar yoluyla araştıracağız. Seramiklerin hareketi çoğunlukla tekstil ve tarımsal ürünler gibi başkaca ürünlerin de hangi ticaret yollarıyla yer değiştirdiğini göstermesinden dolayı bu dönemde meydana gelen ekonomik gelişimi anlamamız için özel imkanlar sunuyor.”

Kırmızı astarlı seramiklerin yüksek kalite yeme-içme kapları olduğunu belirten Dr. Paolo Maranzana, bu kapların çark yapımı olduklarını ve standart biçimlerde üretildiklerini ekliyor. Kırsal yerleşimlerden şehirlere dek Roma döneminde pek çok yerde karşılaşılan bu seramiklerin kırmızı bir kille özel şekilde fırınlanarak astarlandıklarını belirten Dr. Maranzana, konuşmasına şu sözlerle devam ediyor: “Kırmızı astarlı seramiklerin öncülerinin Levant’ta üretildiği düşünülüyor. Roma tarihi boyunca başka pek çok üretim merkezi olduğu da biliniyor. Örneğin, İtalya’da açığa çıkan grup özellikle Augustus döneminde yaygınlaşıyor. Geç Roma Dönemi’nde bu önemli üretim merkezlerinin bazılarının Anadolu’nun kıyılarında da olduğunu görüyoruz.”

Seramiklerin üretim merkezleri ve yayılım rotaları araştırılacak

Orta Anadolu’nun batısındaki çeşitli arkeolojik araştırmalarda toplanmış seramikler üzerine çalışılacak projede modern bir teknoloji olan GIS (Coğrafi Bilgi Sistemi) kullanarak kırmızı astarlı seramiklerin menşeleri ve dağılımları haritalandırılacak. Böylece seramiklerin üretim merkezleri ve yayılım rotaları hakkında daha çok bilgi elde edilecek.  Bunun için 2017 senesinden beri Anadolu havzasındaki çokça arkeolojik kazı ekibiyle iletişim halinde olan Dr. Maranzana, projesine dair ayrıca şu bilgileri veriyor: “Seramik çalışmasını bu alanda en seçkin araştırmacılardan olan Dr. Christina Mondin ile iş birliği içerisinde yürüteceğim. Kazı sezonları dışında Geç Roma Kırmızı-Astarlı Seramiklerinin üretimi, dolaşımı ve dağıtımının daha derin sosyo-ekonomik getirilerini anlamak için Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans öğrencisi olan Azra Koçer ile birlikte çalışacağım. Bu hedefe ulaşmak için bir haritalandırma programı olan Quantum GIS (QGIS) yazılımını kullanacağız. Böylece üretim merkezleri ve seramik parçalarının dolaşımı arasındaki bağlantıyı daha iyi analiz etmemiz ve harita üzerinde görselleştirmemiz mümkün olacak.

“Türkiye’de katıldığım kazılar benim için çok özel”

Türkiye’de pek çok kazıya katılan Dr. Maranzana, son olarak Türkiye’nin arkeolojik araştırmalar için önemine dikkat çekiyor. Uluslararası bir proje alan Sinop Kale Kazıları’nda hâlâ görev alan Dr. Maranzana, önümüzde yaz sezonunda Boğaziçi’nden öğrencilerin de Sinop Kale Kazıları’na katılabileceği müjdesini veriyor. Dr. Maranzana son olarak Türkiye’de katıldığı kazılara dair hislerini şu cümlelerle ifade ediyor: “Sinop kendime yakın hissettiğim şehirlerden biri. Muhteşem bir yer. Yakın zamanda Sinop hakkındaki bir National Geographic belgeseline ses verme imkânım da oldu. Bu belgesel 2000'li yıllarda keşfedilen Roma dönemi batıklarıyla alakalıydı.  

Son olarak Sivrihisar yakınlarındaki Pessinus’taki kazı anılarımı unutamıyorum. Pessinus kazılarının benim için yeri ayrı, çünkü Türkiye’de çalışmaya burada başladım. Sivrihisar’ın coğrafyasını huzurlu buluyorum, özellikle dağ manzaraları muhteşem. Oradaki yerel halk, arkeologların yaptıkları işlerle ilgileniyorlar ve kültürel miraslarıyla gurur duyuyorlardı.”