Biyoteknoloji ve biyokalkınmaya önem veren ülkeler dünya liginde öne çıkacak

Kişiye özgü biyoteknolojik ilaçlardan, dünyayı tehdit eden açlık riskine karşı yeni besin kaynakları üretimine tıp, endüstri ve tarım gibi sektörlerde ülke ekonomilerinin yeni kalkınma yolu artık biyoteknolojiden geçiyor. Biyokalkınma, ülkemiz için de öncelikli alanların başında geliyor. Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde ve aynı zamanda Gebze Teknik Üniversitesi’nde Biyogirişimcilik konusunda dersler vermekte olan Dr. Sevgi Salman Ünver ile Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Işıl Kurnaz’ın yazar ve editörlüğünde hazırlanan ‘’Adım Adım Biyogrişimcilik Biyoteknoloji Girişimci ve Yatırımcılarına Yol Haritası’’ adlı kitap; bir biyogirişim kurmanın, ayakta tutmanın, finansal güce ulaşmanın ve sürdürülebilir olmanın stratejilerini ele alan, kendi alanında bir ilk kaynak. 17 yazarın kendi tecrübeleri ve öngörüleri ile katkı sunduğu kitaba dair Sevgi Salman Ünver ve Işıl Kurnaz ile sohbet ettik.

‘’Adım Adım Biyogirişimcilik Biyoteknoloji Girişimci ve Yatırımcılarına Yol Haritası’’ adından da anlaşılacağı üzere gerek akademisyenler, gerek yatırımcılar ve biyoteknoloji alanında girişimci olmak isteyenler için bir rehber kitap. Nasıl bir ihtiyaçtan yola çıktınız bu kitabı hazırlarken?

Sevgi Salman Ünver: Bu kitabı yazmaya işbirliğiyle ve akıl birliğiyle karar verdik. Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü’nde Işıl Hoca’nın katkılarıyla ve vizyonuyla biyogirişimcilik üzerine bir ders açılmıştı. Ben de burada ders vermeye başlarken bu alanda çok kısıtlı sayıda kaynak olduğunu gözlemledim. Giderek önem kazanan bu alanda kaynak eksikliğini giderecek bir çalışma yapalım diyerek Işıl Hoca’yla birlikte yola çıktık ve ekosistemin tüm paydaşlarının yararlanabileceği bir kaynak olmasını istedik.  Bu alana girmek isteyen, üretim ve yatırım yapmak isteyen sanayiciler, yatırımcılar, devlet, üniversiteler, akademisyenler ve araştırmacıların yararlanabilecekleri; biyogirişimcilikle ilgili bir başucu kitabı olarak tasarladık. Ben ve Işıl hocanın yanı sıra konuyla ilgili 15 uzman yazardan içerik katkısı aldık.

Biyoteknoloji niye önem kazanıyor ve bu alanda Türkiye için fırsatlar neler?

Sevgi Salman Ünver : Biyoteknoloji, bilişim sektörü veya yapay zeka gibi,  dönüşüm yaratacak; geleceğin itici gücü olarak görülüyor. Neden? Çünkü biyoteknoloji aslında tek başına bir sektör değil. Birçok sektörü yatay olarak bir araya getiren; biyoteknolojik yöntemlerle ürün geliştirmenin mümkün olduğu bir platform. Bu platform endüstriyel üretimden gıdaya, çevreden sağlığa ve sağlıktaki uygulamalara uzanıyor. Bu alanda bütün dünya hızlı bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşüme ayak uydurmak için en önemli unsur ise ekosistemin işbirliği halinde çalışması. Biyoteknoloji alanı bireysel olarak çalışmanın mümkün olduğu bir alan değil ancak disiplinlerarası çalışmayla ürünler geliştirilebiliyor.

Son 10 senede dünya genelinde bu alanda bir altyapı oluşturuluyor. Biz burada geride mi kaldık? Aslında çok iyi bir akademik havuz var, ürünleşmeye, ekonomik değer oluşturmaya ve yaşamlara fayda olarak sunulmaya aday birçok araştırma sonuçları var üniversitelerde. Burada hem akademisyenin ticarileşmeye giden yolda cesaretlenmesi gerekiyor ancak bunun için bu yoldaki süreçlerin kolaylaştırıcı olmasına ihtiyaç var. Buradaki en önemli kolaylaştırıcı faktörler işbirliklerinin olması; devletin kolaylaştırıcı ve destekleyici rol oynaması diye düşünüyorum. Bu sayede hızla yol alabiliriz.

Biyogirişimcilik kapsamına hangi alanlar giriyor ve kitapta hangi alanlar öne çıkıyor?

Işıl Kurnaz: Biyoteknoloji girişimciliğinin kapsamına giren alanlar çok çeşitli. Gıda, tarım, sağlık (biyomedikal ve terapötik), çevre, endüstri gibi pek çok alan söz konusu. Son yıllarda Türkiye’deki biyoteknoloji teşvikleri daha çok ilaç ve biyomedikal sistemler, in vitro (vücut dışı) diyagnostikler üzerinden gittiği için kitapta bu alanlara odaklandık ama bu diğer alanları dışarıda bıraktık anlamına gelmiyor. En sıkı regülasyonlar bu alanda olduğu için bunları derli toplu bir kılavuz haline getirirsek diğer alanlarda da bu kılavuzdan yararlanılabilir diye düşündük. Bunun yanı sıra sağlık biyoteknolojisindeki yeni uygulamaları, yeni trendleri de kitaba katmaya çalıştık.

Kitapta en basit ve en temel teknik bilgilerden yavaş yavaş şirketleşmeye doğru giden bir yol haritasına yer veriyoruz. Ekosistemin tüm paydaşlarının bir araya nasıl gelebileceğini tartışıyor; kıt kaynakları nasıl en verimli kullanabiliriz doğrultusunda bir beyin fırtınası yapmayı amaçlıyoruz.

Ayrıca sağlık teknoparkları, teknoloji geliştirme bölgeleri gibi oluşumları da bu çalışmaya kattık.  Kendi girişimlerini kurmuş girişimcilerin röportajlarına da yer verdik. Bu röportajlarda yatırımcı ağları, teknoparklar, teknoloji transfer ofisleri, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, biyogirişimciler, sanayiciler, İlaç Endüstrisi İşveren Sendikası gibi farklı paydaşlar arasında bir denge kurmaya çalıştık.

Sevgi Salman Ünver: Kitapta finans, hukuk, fikri haklar, pazar araştırması gibi temel bilgiler de var; aynı zamanda gerçek hayat sonuçlarını yansıtan röportajlar da... Daha iyi bir perspektif oluşturmak için hem başarı hem de zorluk hikâyelerini içeren birbiriyle bağlantılı bir kurgu oluşturmaya çalıştık. ‘’Bir projeye nasıl başlanır, kanunlar, fikri haklar, hukuki süreçler nelerdir?’’ gibi biyoteknoloji alanında bir girişimciyi ilgilendiren her konuyu tüm boyutlarıyla ele alan Türkiye’de alanında ilk olan bir çalışma oldu. Ayrıca kitap tam da ekosistem kurgusu ile ortak emekle ortaya çıkan bir kaynak oldu. Örneğin, akademisyenler, sanayiciler, kamu, sivil toplum, yatırımcılar, startuplar, ilaç sanayi temsilcileri ve teknoloji transfer ofisleri röportajları ile kitabımızda yer aldılar.

Biyoteknoloji girişimciliğine dair üniversiteler araştırma ortamları olarak ekosisteme nasıl bir katkı sunuyor ve bu katkı nasıl artabilir; değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?

Işıl Kurnaz: Ülkemizde devletin ve yükseköğretim kurumlarının girişimciliğe yönelik teşvikleri uzun yıllardır mevcut. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın verdiği tekno girişim sermaye destekleri vardı; daha sonra bu destekler TÜBİTAK’a devredildi ve TÜBİTAK bireysel genç girişimcilere yönelik BIGG programlarını başlattı. Bunlar üniversiteler için prestij kaynağı olan destekler ancak tek başına yeterli değil. Yurtdışındaki örnekler gibi, üniversitelerin teknolojinin ticarileşmesinden, patent haklarından veya ürünlere ortak olmak suretiyle para kazanmaları da gerekiyor. Esas o zaman ekosistemin biraz daha hızlanabileceğini düşünüyorum. Akademisyenlerin ve öğrencilerin girişimciliğini daha fazla desteklememiz açısından daha alınması gereken çok yol var. 

Yurtdışındaki biyoteknoloji hub’ları ve biyoteknoloji parklarına baktığınızda ve maddi altyapı ihtiyaçlarını da düşündüğünüzde ülkemizde uzun yıllar maliyeti düşük, teknoloji yazılım firmaları gibi girişimler başlarda daha fazla tercih nedeni olmuş. Şimdi ise yavaş yavaş biyoteknoloji teşvikleriyle birlikte biyogirişimciler de desteklenmeye çalışılıyor ancak çok ciddi bir altyapı ihtiyacı söz konusu. Bu bağlamda bu kitabın yol gösterici olmasını umuyoruz çünkü burada tüm ekosistemin gelişebilmesi adına işbirlikleri yapılması gerekiyor. Kaynaklarımız çok kıt,  aynı zamanda pek çok cihaz üniversite altyapılarımızda mevcut. Tekrar tekrar bazı şeylerin kurgulanması yerine bir işbirliği oluşturup girişimcilerin bu altyapılardan faydalanabilmelerini sağlamak gerekiyor. Yurtdışındaki örnekler bunu yapıyor. Şu an Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı devlet üniversitelerindeki cihaz altyapısını online bir sistem üzerinden herkesin erişimine açmaya çalışıyor. Bu da önemli bir adım.

Sevgi Salman Ünver: Üniversitelerimizde çok önemli temel bilim araştırmaları yapılıyor. Bu araştırmaların çıktıları temel bilim katkısı yanı sıra önemli ürünler olma potansiyeli taşıyor olabilir. Bu açıdan akademik çevrede artan bir farkındalık var. Bu farkındalık çok kıymetli, zira sağlam bir biyoteknoloji ekosistemi oluşturmak için akademisyenlerin ve üniversitelerimizin süreçteki itici gücü önemli etki yaratacaktır.

Biyogirişimciliğin ülkemizde ivme kazanması için öncelikli atılması gereken adımlar nelerdir?

Işıl Kurnaz: Biyoteknoloji sermaye ve yatırım ihtiyacı olan bir alan. Devlet bence zaten çok yatırım yaptı, bunların efektif kullanımı da çok önemli. ‘’Benim bir fikrim var’’ diyen akademisyen veya öğrencilerin ulaşabilecekleri hukukçusu, muhasebecisi, pazarlama ekiplerinin bir kümelenme içinde işbirliği yapması gerekiyor. Pek çok startup bu engellere takıldığı için ilerleme kaydedemiyor. Girişimciler her şeyi sıfırdan kendileri öğrenmek zorunda kalıyorlar ama bu süreç özellikle biyoteknoloji alanında çok zor. Ekosistemin birlikte çalışan çarklarının düzgün bir şekilde birlikte çalışması gerekiyor.

Sevgi Salman Ünver: Sağlam bir ekosistem oluşturulması en temel gereklilik. Akademisyenlerin devletin kolaylaştırıcı uygulamaları ve teşvikleri ile cesaretlendirilmesi. Sanayinin yenilikçi ürünleri geliştirmek için üniversitelerle işbirliği yapması. Üniversitelerin sanayi ile işbirliğinde güçlü bir teknoloji transfer sistemi ile etkin rol alması. Kümelenmeler sayesinde ortak kaynak, altyapı ve tecrübe paylaşımlarının süreci hızlandırması. Biyoteknoloji yatırımcılarının artması da önemli.   Tüm bu ivme kazandıracak adımlar ile birlikte, şu anda faz çalışmaları süren birkaç biyoteknolojik ürünün pazara erişir hale gelmesi çok güçlü bir motivasyon yaratacaktır.

Bu alanda akademi nasıl öne geçebilir ve girişimci olmak isteyen akademisyenlerin önü nasıl açılabilir?

Işıl Kurnaz: Türkiye’de biyogirişimcilik veya girişimcilik dersleri var ancak seçmeli olarak konuluyor. Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü, lisansüstü programlarında bu dersleri zorunlu kılan henüz tek enstitü. Temel amaç, sanayi ile iş dünyası ile aynı dili konuşmak ve daha cesaretle sürece devam etmek. Müfredatı oluştururken yurtdışında bu alanda yol almış üniversitelerin programlarından yararlandık. İsveç, ABD gibi ülkelerdeki programları inceledik. Bu derslerimizde temel amaç, akademisyenin kendi teknik alanından farklı bir alanda biyogirişimcilik sürecine hazırlıklı olmasını sağlamak. 

Boğaziçi Üniversitesi’nde de bu alanda somut olarak ilerleyen önemli girişimler olduğunu görüyoruz. Diğer üniversitelerimizde de çok başarılı girişimler var. Özellikle biyomedikal alanında örneğin diyagnostik cihazlarda, 3 boyutlu yazıcılarda çok önemli projeler geliştiriliyor. Bu çalışmaların giderek artacağını düşünüyorum.

Sevgi Salman Ünver: Kesinlikle akademik girişimcilik ve özelinde de biyogirişimcilik bir müfredat olarak yer almalı. Bu yıl Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde bu dersi açtık. Gerek bölüm içinden gerek bölüm dışından hatta üniversite dışından derse ilgi olduğunu gördük. Öğrenmek cesaret sağlıyor, farklı bir gözle araştırma çıktılarını değerlendirmeleri açısından motivasyon oluyor.  Akademisyenlerin bu süreçte cesaretlenmeleri çok önemli, bu konuda da Teknoloji Transfer Ofisleri’nin varlığı çok önemli. Üniversitelerden çıkan şirketler ABD ve Avrupa’da bir ekonomi yaratmaya başladılar. Üniversiteler bu şirketler üzerinden çok ciddi gelirler elde etmeye başladı. Bu alanda spin off’u olan üniversitelerimiz var en büyük dileğimiz bunun artması. ABD’de özellikle ilaç sektöründe son 10 yılda yenilikçi ürünlerin nerelerden çıktığı incelenmiş, yüzde 70’inin üniversite orijinli startup’lardan çıktığı görülmüş. Bu vesileyle üniversitelerdeki Teknoloji Transfer Ofislerinin bu alandaki rolünün önemini vurgulamak istiyorum.

Bunların yanı sıra işbirliğinin tanımı değişiyor dünyada. Bu tür çoklu disiplinlerin, çoklu firmaların birlikte üretim yapması gereken süreçler yaşıyoruz. Birbiriyle rakip 2 büyük ilaç şirketi artık bir ürün geliştirmek için birlikte çalışıyor. Ben buna rekaberce çalışmak diyorum. Biyoteknoloji gibi alanlarda eski rekabet anlayışımızı bir kenara bırakmamız gerekiyor. Bu anlamda kitapta vurgulamaya çalıştığımız ekosistem kavram önem kazanıyor; rakip olsanız da o ekosistemde birlikte çalışmak zorundasınız.

Işıl Kurnaz: Biyoteknoloji çok farklı disiplinlerden insanların çalışması gerektiği bir sektör, bizim tez zamanda birbirimize güvenerek işbirliği yapmak konusunda yan yana gelmemiz gerekiyor. Ülkemizde çok yanlış bir kanı var; yatırım devlet yapar. Oysa yurtdışında bu yatırımlar ağırlıklı olarak özel sektörden geliyor. Bu açıdan ülkece bir kavram değişikliğine ihtiyacımız var; işbirliği yaparak uzun vadeli bazı yatırımlara gözümüzü kapayıp girmemiz gerekiyor. 

Prof. Dr. Işıl KURNAZ

1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden lisans derecesi aldıktan sonra, 1998 yılında University of London ve Marie Curie Research Institute’ta biyokimya alanında doktora aldı. 1998-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra 2000-2002 yılları arasında University of Manchester’da Yaşam Bilimleri Fakültesi’nde doktora sonrası araştırmalarını yürüttü. TÜBA GEBİP ve L’Oreal Genç Bilim Kadınları Destekleme Programı ödülleri bulunan Prof. Kurnaz, aynı zamanda 2016 yılından bu yana Küresel Genç Akademi (Global Young Academy, GYA) üyesi. 2014 yılından itibaren Gebze Teknik Üniversitesi’nde çalışmakta olan Prof. Kurnaz, 2016 yılından bu yana GTÜ Biyoteknoloji Enstitüsü’nde Kurucu Müdür olarak görev yapmakta.

Dr. Sevgi SALMAN ÜNVER

Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü'nden 1998 yılında lisans ve 2000 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Dupont şirketinin "Genç Bilim İnsanı Geliştirme" bursu ile ABD’de University of Delaware’de PhD programına devam etti. İlaç sektöründe çalışma hayatına Pharmarcia/Pfizer İlaç’ta Klinik Araştırmalar Sorumlusu olarak başladı. 16 yıl boyunca Merck, MSD gibi ilaç sektörünün önemli uluslararası firmalarında medikal, klinik araştırmalar, pazarlama, satış ve iş geliştirme bölümlerinde üst düzey yönetici pozisyonlarında çalıştı. Bu süreçte İşletme (Pazarlama/Yönetim Organizasyon) alanında doktora çalışmasını tamamladı.  Biyoteknoloji alanında yenilikçi fikirlerin projeye dönüşmesi ve sonrasında ürün halinde ticarileşmesine giden süreçte ilaç firmalarına ve yeni girişim (start-up) firmalarına, sanayi ve ticaret odaları, teknoloji transfer ofisleri, kuluçka merkezleri ve yatırım firmalarına danışmanlık yapmakta, eğitim ve mentorlük hizmetleri vermektedir. Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü’nde Biyogirişimcilik Lisansüstü Programı'nda biyogirişimcilik dersini vermiş olan Ünver halen Boğaziçi Üniversitesi’nde biyogirişimcilik dersleri veriyor.