Boğaziçi Üniversitesi 2016 mezunlarından başarı hikayeleri…

Gençlerin hayallerini süsleyen Boğaziçi Üniversitesi’ni yoğun bir çalışmayla beş yıl önce kendi alanlarında derece yaparak kazanan öğrencilerimiz bu yaz artık yuvadan uçuyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde geçirdikleri yılların ardından mezun olmanın gururunu yaşayacak olan öğrencilerimizi üniversitede attıkları adımlar sayesinde parlak bir gelecek bekliyor.

Kimi, Boğaziçi’nin girişimci ruhunu yaşatan fikirlerle fark yaratan iş fikirlerini hayata geçirmeyi, kimi yarıda bıraktığı tıp eğitiminin ardından Boğaziçi’nde bulduğu tutkuyla kendini keşfetmeyi sürdürmeyi, kimisi ise yoluna dünyanın en iyi üniversitelerinde akademik kariyer yaparak çalışmalarına devam etmeyi hedefliyor. Bundan sonra farklı kariyer yollarında yürüyecek olan öğrencilerimiz Boğaziçili olmanın gururu ve ayrıcalığıyla gelecek planlarını şekillendirmeye başladılar bile. Boğaziçi’nden beş farklı başarı hikayesini Boğaziçi’nden Haberler okuyucuları için derledik.

Boğaziçi’nin ödüllü mezunları

Muhammet -Maşuk Şimşek (Çift Ana Dal Programları Birincisi 2016)

1986 doğumlu, Erzincanlı bir ailenin oğlu. Hacettepe Tıp Fakültesi’ni 4. Sınıfta okurken bıraktı, yeniden sınava girdi ve Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kazandı. Felsefe-Psikoloji Çift Ana Dal Programları Birincisi olarak bu sene Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olan Şimşek, gençlere ‘’İstemediğiniz halde Tıp veya Mühendislik seçmeyin’’ tavsiyesinde bulunuyor. Şimşek, yüksek lisansını Budapeşte Central European University’de yapacak. Hedefi ABD’de doktora yaparak akademisyen olmak.

Bence tıp ve felsefe birbirine hiç uzak alanlar değiller. Ben üniversiteye kadar elime bir felsefi metin alıp okumamıştım. Tıp okurken felsefeyi keşfettim diyebilirim. Analitik felsefeye kendimi yakın hissetmeye başladım ve analitik felsefenin en iyi yapıldığı yer Boğaziçi’ydi. Ben de Felsefe ve Psikoloji ile birlikte Çift Anadal yapmak üzere Boğaziçi Üniversitesi’ni seçtim.
Elbette 4. sınıfta, yaşamımın önemli bir bölümünü verdiğim tıp eğitimini bırakmak çok zordu. Hacette Tıp Fakültesi’ni neden bıraktım? Pek çok nedeni var;

Birinci sınıf öğrencisiyken sevmediğim mesleğin tıp olduğundan o kadar emin değildim. Ben, Erzincan Fen Lisesi mezunuyum. Türkiye’deki fen lisesi öğrencilerinin çoğunluğu çok akıllı çocuklar olmalarına rağmen sınavlara hazırlanmak dışında kendilerini yetiştirme, sosyal anlamda geliştirme imkânı bulamıyorlar. Ben de o dönemde onlardan biriydim. Aramızda Boğaziçi’ni kazanan öğrenci yoktu, genellikle tıp veya mühendislik alanlarına yönleniyorlardı.

Tıp Fakültesi’ni bırakma cesaretini ancak 4. sınıfta bulabildim. Hastaneye adım attığım ilk günlerde yoğun bir karabasan yaşadım ve bu mesleği yapamayacağıma karar verdim. Ailem başlarda kabullenmekte zorlandı, hatta bana biraz kırıldılar. Köyde doğup büyümüş insanlardı, bunu anlamakta zorlanabilirlerdi. Şimdi ise, artık geçmişte olduğu gibi derin bir üzüntüleri yok ama tabii. Ama şimdi kendilerine sorsak yine de doktor olmamı tercih ederlerdi sanırım.

Sınavlardan daha yüksek puan alan insanlarla olabildiğince birlikte olmanın faydalı olduğunu düşünüyorum. Sayısaldan Felsefeye gelen arkadaşlarla bir arada olmanın da bu yüzden yararlı olacağını düşündüm benim için.
Fakülteyi birincilikle bitirmek keyif verici bir şey elbette. Zira tıp fakültesini 4. sınıfta bırakmış olmanın benim için yarattığı sosyal bir travma vardı. Tanıştığım insanlarda ‘’Bu çocuk ne yaptı böyle’’ bakışını görebiliyordum. Şimdi dereceyle mezun oluyorum. Bu tür başarılar böyle sosyal travmalara karşı çeşit bir bariyer oluşturuyor.

Üniversitede tıbbı düşünen gençleri uyarmak isterim;

Tıp alanını para kazanmak adına seçmek çok yanlış. Tıp yüksek motivasyon ve ciddi bir istikrar isteyen bir alan. Bizde ise anne babayı mutlu etmek veya sosyal prestij için tercih ediliyor. Ancak ben inanıyorum ki, tanıdığım pek çok akıllı insan Temel Bilimler veya Fizik, Kimya gibi bir bölümde okumuş olsalardı mesleki anlamda çok daha tatminkâr hissedebilirlerdi. Şimdi ise mutsuz doktorlar olarak yaşamaya devam ediyorlar.

Okulu derece ile bitirmek için çok mu çalıştım? Ben, burada derslerde öğrendiklerime sadece birer çalışma malzemesi olarak bakmadım. Hali hazırda düşündüğüm ve tartıştığım konular olduğu için başarılı olmak için özel bir çaba harcamadım.

Boğaziçi Üniversitesi’ne girmek isteyen liseli öğrencilere önerim; Boğaziçi Temel Bilimler veya Fen-Edebiyat alanlarını seçsinler. Akıllı insanların temel bilimler okumasını, bu alanlarda üretici olmasını diliyorum. En azından, 18 yaşından itibaren benim yapamadıklarımı başkalarının yapmasını arzu ederim.

Fazilet Sönmez (Eğitim Fakültesi Birincisi-2016)

İnegöllü bir ailenin kızı.1993 doğumlu. İlkokuldan başlayarak her okuldan birincilikle mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi’ne 2011 yılında LYS Dil Birincisi olarak girdi. Bu sene ise Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Fakülte Birincisi olarak mezun oldu. Fazilet, ‘’Öğrenmeyi çok seviyorum. Ömrümün sonuna kadar öğrenci olarak kalmak istiyorum, bu yüzden Boğaziçi Üniversitesi’nde kalarak akademisyen olarak yoluma devam etmek istiyorum’’ diyor.

Ailem eğitime çok önem verir, dedelerim de üniversite mezunudur. Babam İngilizce öğretmenliği yapıyor. Benim de üç sene boyunca İngilizce derslerime girdi. Dil başarımda babamın çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.
İlkokuldan beri her zaman başarılı, okul birincisi bir öğrenci oldum. Lise giriş sınavında Fen Lisesi’ni istiyordum ama beklenmedik biçimde Öğretmen Lisesi’ni kazandım. Ailem Öğretmen Lisesi’ne gitmemi teşvik etti. Verdiğim en güzel kararlardan biriydi, bu sayede öğretmenliği ne kadar çok sevdiğimi anladım. Babamın yolundan giderek Yabancı Dil alanını seçtim ve bu alanda üniversite sınavlarına hazırlandım.

Türkiye’de 2011 üniversite giriş sınavında LYS’de birincilik derecesi kazandım. Liseden bu yana hayalim Boğaziçi’ne gelmekti. Boğaziçi’nin özgürlükçü ortamı çok hoşuma gidiyordu. Her fikirden insan burada birlikte bulunabiliyor. Anadolu’nun herhangi bir yerinde bu ortamı bulmayacağımı düşündüm.

Boğaziçi’nde çok renkli bir sosyal ve kültürel hayat olması ayrıca ilgimi çekiyordu. Hazırlık sınıfında okulun Güzel Sanatlar Kulübü’ne girdim ve orada farklı sanat dallarını denedim. Bölümde okurken de Albert Long Hall’deki klasik müzik konserlerini düzenli olarak takip ettim. Orta seviyede piyano bilgim var.

Çok güzel bir sınıfım oldu, arkadaşlarımı çok sevdim. ‘’Hepimiz iyi olalım, başarılı olalım’’ diyen bir sınıftık. Rekabet ortamı da vardı ama herkes kendi bilgisini paylaşarak hepimizin iyi bir yere gelmesi için çabalıyordu. Üniversitedeki hocalarımı çok sevdim. Öğrencilerle arkadaş ilişkisi kurabilen hocalarımız oldu.

Geçen sene Kasım ayında ALES’e girdim ve Türkiye 17.si oldum. YDS’de ise sadece bir hata yaptım. Mezun olduktan sonra Boğaziçi’nde yüksek lisansa devam etmeye karar verdim. İleride kendi alanımda başarılı bir akademisyen olmak istiyorum.

Boğaziçi anlattıklarımızdan çok daha fazla, buradaki ortam anlatılmaz ama yaşanır bir ortam. Tanıtım Günleri’ne ilk geldiğimde herkes çok sıcak davranıyordu. Ben de bu ortamın bir parçası olduktan sonra ne kadar güzel bir yerde olduğumu çok daha iyi anladım. Bu sene sonunda okuldan ayrılacağım için çok üzülüyordum, ama Yüksek Lisans’a kabul edildiğim için şimdi çok mutluyum. Bu serüven en az iki sene daha devam edecek.

Bana Türkiye derecesi yaptığım halde neden Eğitim Fakültesi’ni seçtiğimi ve öğretmen olmak istediğimi soranlar oluyor. Oysa Eğitim Fakülteleri en yüksek puanla girilen bölümler olmalı. Geleceği öğretmenler şekillendiriyor, öğretmenlik mesleğini çok saygıdeğer ve çok önemli buluyorum.

Boğaziçi’ne Derece ile Girdiler, Hayallerinin Peşinde Koşmak Üzere Mezun Oluyorlar

‘’Boğaziçi’nin girişimci ruhu bana ilham verdi’’

Mert Can Çücen ( 2011 MF4 sekizincisi ) / Bilgisayar Mühendisliği

Erzurumluyum, ailem Kocaeli’nde yaşıyor. İstanbul Atatürk Fen Lisesi mezunuyum. Hep bilgisayar mühendisi olmak istedim, derece yapınca da hiç düşünmedim ve tek tercih yaptım. Bu yıl 3.72 GPA ile mezun oluyorum.
Üniversiteyi İstanbul’da okumak istiyordum. Boğaziçi de tarihi olan bir üniversite, öncelikle kampüsü çok güzel. Lisede matematik olimpiyatlarıyla ilgilenmiştim, finale kadar yükselmiştik takımımla. Matematiği çok seviyorum. Aklımda da bilgisayar mühendisliğiyle beraber matematik okumak da vardı. Matematik çift ana dalı (ÇAP) yaptım. ÇAP’a en erken üçüncü dönem başlanabiliyor bu da ikinci sınıfın başına denk geliyor. Ben de dördüncü dönemde başladım. Programın güzelliği standart ders programınıza çok yük bindirmeden dersleri alabilmek. Zaten çok ortak dersimiz de vardı Matematik bölümüyle. ÇAP yapınca okulu bir yıl uzatma hakkı veriyorlar, fakat ben uzatmadım. Bilgisayarın matematikle olan yakınlığı diğer mühendisliklere göre daha fazla. Ayrıca bilgisayarla çok ilgilenen biriyim, uğraşmayı severim. Hep nasıl çalıştığını anlamak istemişimdir. Üniversiteye girdiğim sene bilgisayarın geleceği kapanıyor diye çok konuşuluyordu, ama bence çok açık. Nasıl öyle bir tartışma konusu çıktı bilmiyorum. Her şey bilgisayar şu an baktığınızda. Mobil bilgisayar uygulamaları çok arttı, bu da bilgisayarcılara çok iş kapısı açtı. Mesela bilgisayarla ilgilenen şirketlerin birçoğu mobile de döndü ve ciddi olarak yatırım da yapıyorlar.

İki farklı yerde yapmamız gereken 60 günlük zorunlu stajımız vardı. İlk stajımı ikinci yılın yazında start-up aşamasını yeni bitirmiş olan Tagvance Medya Yazılım şirketinde yapmıştım. Bölümümüz sıklıkla iş olanakları ve staj imkanlarıyla ilgili bölümümüz mailler atıyor. Bu şirketi okuldaki hocalarım sayesinde buldum. İkinci stajımda iki farklı şey yaptım. Öncelikle zorunlu stajımı bitirmek için normal bir şirkette günlerimi tamamladım. Benim için daha önemli olan Amerika’da Carnegie Mellon Üniversitesi’nde asistan olarak çalıştığım stajdı. Bilgisayar alanında çok yetkin bir okul. O zamanlar machine learning alanını yeni yeni duyuyordum, günümüzde bilgisayarı domine eden alanlardan. Carnegie Mellon da bu işin en iyi yapıldığı yer. Eğer ileride yurtdışında akademisyenlik yapmak istiyorsam yurtdışında böyle bir staj yapmanın yararlı olabileceğini düşündüm. Bunun üzerine açtım bütün Ivy League üniversiteleri listesini ve hocalara sırayla gönüllü staj yapmak istediğimle ilgili mail attım. Çoğu geri dönmedi, bazıları da geri çevirdi. Carnegie Mellon’daki profesör olumlu dönüş yaptı. Kendi imkanlarımla gittim ve üç ay orada kaldım. Benim için çok güzel bir tecrübeydi. Normalde asistanlık kontenjanları o üniversitenin kendi öğrencilerine açılıyor ama benim gibi bireysel başvurulara da yardımcı olmaya çalışıyorlar.

Aklımda hep akademisyen olmak vardı. Ama geçtiğimiz beş yıl içinde düşüncelerim çok değişti. Zaten bu düşünceyle ÇAP’a başladım ve yurtdışında staj yaptım. Zaman geçtikçe start-uplar ilgimi çekmeye başladı. Üniversite ortamı çok güzel, fakat Amerika’da insanların start-up ve şirketlere ilgisini duydukça benim de fikirlerim değişmeye başladı.

Mezuniyet sonrası ne yapsam diye düşünürken arkadaşlardan mobil bir uygulama geliştirme fikri geldi. Happy Hours diye restoranların promosyon ve indirimlerini üyelerine bildiren bir uygulama. Bu fikir gelince çok heyecanlandım ve ilgilenmeye karar verdim. Böylece yüksek lisansı bir kenara koydum ve iş hayatına yöneldim. Boğaziçi girişimci ruhuyla bilinir, bundan ben de etkilendim. Uygulamayı 1 ay önce duyurduk. Dört kişilik bilgisayar mühendisi bir ekibiz, uygulama üzerinde çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Boğaziçi büyük bir isim ve böyle bir kampüs hiçbir yerde yok. Güney yokuştan inerken beş yıldır hep kafamı sağa çevirip Boğaz’a bir bakarım. İnsanlar olarak burası zaten mükemmel bir yer. Derslerde çıta çok yüksek ve sizi ileri götürüyor. Sınıf ortamında herkesin kapasitesinin çok yüksek olduğunu ve zeki olduğunu görebiliyorsunuz. Üretken bir ortam var. Derslerin işlenişi ve hocaların derslere bakış açısını çok güzel buluyorum. Boğaziçi size farklı bakış açıları sunarak fikirlerinizi değiştirip şekillendirebiliyor. Hem insan çevresi hem de maddi olanakları olarak harika bir yer. Öğrenciye araştırma için çok geniş olanaklar sunuluyor.. Amerika’dayken doktora öğrencilerinin profesörleriyle haftada 10-15 dakika zar zor görüştüğünü duymuştum. Boğaziçi’nde hocalarımızla her zaman iletişim kurabildik.

‘’Boğaziçi bana birey olmanın önemini öğretti’’

Kaan Ege Özgün (2011 MF4 dokuzuncusu) / Elektrik-Elektronik Mühendisliği

İzmir Fen Lisesi mezunuyum. Üniversite hayatım boyunca dereceli öğrencilere verilen ücretsiz konaklama fırsatından yararlanarak Superdorm’da kaldım. Üniversitede ilk iki sene ENSO’ya üyeydim. Derslerim yoğunlaşınca bırakmak durumunda kaldım. GPA’m 3,87. 60 gün zorunlu stajımız var. İlk stajımı Aselsan ve Arçelik’te yaptım, sonraki yıl da Turkcell’de zorunlu stajımı tamamladım. Mezuniyet sonrası akademisyenlik düşünüyorum. Doktoraya gideceğim. Bu yıl TOEFL ve GRE sınavlarına girip başvurularımı yaptım. GRE için İngilizce çalışmak çok önemliydi. Ciddi bir şekilde çalıştım. Georgia Tech, Carnegie Mellon, MIT, Stanford, UCLA ve University of Texas gibi üniversitelere başvurdum. UCLA’den kabul aldım. Önümüzdeki sonbaharda ses işleme üzerine doktorama programına başlayacağım.

Üçüncü sınıfın ikinci döneminden beri okuldaki görüntü işleme laboratuvarında çalışıyorum. Laboratuvarda beyin MR’larını inceliyoruz, ardından fonksiyonel ve yapısal olarak bağlantı haritasını çıkartmaya çalışıyoruz. Bu süreçte çok fazla yazılım haritası kullanılması gerekiyor. Dolayısıyla çalışmaya başlamadan önce hoca size gösteriyor. Başlarda çok büyük bir parçası olmuyorsunuz zaten dersin yoğunluğundan gitmeye fırsatınız da olmuyor. Yazın laboratuvara gelerek kendimi geliştirip yetkinliğimi arttırdım.

Başvuru sürecim ve laboratuvar deneyimim boyunca hocalarım bana çok destek oldu. Boğaziçi en iyi öğrencilerin olduğu bir okul, burada herkes başarılı. Bu durum beni kendimi geliştirmeye itti. Farklı şeyler yapmak istedim ve yırtıcı olmayı öğrendim. Sosyal olarak çok değiştim, artık insanlarla daha rahat iletişim kuruyorum. Kendimi doğru ifade etmeyi burada öğrendim. Boğaziçi, birey olarak kendim için bir şeyler yapmam gerektiği farkındalığını bana kazandırdı.

‘’Boğaziçi benim İstanbul’daki evim oldu’’

Esmer Ezgi Atar (2011 DİL1 birincisi) / Çeviribilim

Aydınlıyım. Puanlarımı ve sıralamamı öğrendikten sonra tek tercihim Boğaziçi oldu. İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü de ilgimi çekiyordu, ama çevirmen olma isteğiyle bu yola çıktığım için Çeviribilim’i tercih ettim. YGS’ye hazırlanırken matematik ve fen bilgisine ağırlık vermiştim. Beni diğer dil öğrencilerinden ayıran şey de sayısaldan kazandığım puanlardı.Okula dereceyle giren öğrencilere Superdorm’da ücretsiz konaklama imkânı tanınıyor. Superdorm’da tek kişilik odam vardı, bu bir üniversite öğrencisi için büyük lükstü doğrusu. Ben de orada kaldım, son senemde Kadıköy’e taşındım.

Birinci sınıfta Sinema Kulübü’ndeydim, ardından Çeviri Kulübü’ne katıldım. On iki öyküden oluşan bir Sherlock Holmes kitabı vardı çevirdiğimiz, bu kitap basıldı. Sonra dört arkadaşla birlikte başka Arthur Conan Doyle romanlarını da çevirdik. Kulüpte çeşitli etkinlikler düzenleyip mesleğimizden önemli isimleri okula davet ettik. Kulüp bildiğim kadarıyla hâlâ faal. Çalıştaylar düzenleniyor, dergiler basılıyor.

Okulun yabancı dil programı dahilinde iki sene Japonca öğrendim. Ardından lisede görmeye başladığım Almanca derslerine devam ettim. Her iki dili öğrenirken de mesleğini başarıyla icra eden, yetkin hocalardan ders alma imkânım oldu.

İkinci sınıfın sonundan beri sektörde kendini kanıtlamış, global bir yerelleştirme şirketiyle serbest çevirmen olarak çalışıyorum. Önce bölümden birkaç arkadaşımla birlikte burada staj yaptık, sonra da dışarıdan çalışmaya devam ettim. Yazılımlardan basın bültenlerine kadar, dünyadaki başlıca şirketler için çeşitli alanlarda çeviriler yapma şansım oldu. Şu anda pazarlama ve IT metinleri üzerine uzmanlaşıyorum.

Mesleğimi çok sevmekle birlikte, ilerleyen yıllarda bilişsel bilim üzerine yüksek lisans da yapmak istiyorum. Ama mezuniyetten sonra biraz dinleneceğim ve serbest çevirmenliğe devam edeceğim. Tek başıma, kendimin patronu olarak neler yapabileceğimi görmek istiyorum. Seyahat etmeyi çok sevdiğim için hem gezip hem çalışmak istiyorum.

Boğaziçi her şeyden önce birey olarak ne istediğimi düşünmemi sağladı. Başkalarının beklentilerinden bağımsız olarak beni neyin mutlu ettiğini keşfetme fırsatı yakaladım. Son sene çok az dersim kaldığı için Boğaziçi’nin dışındaki dünyayla iletişimim arttı. Buradaki ortamın ne kadar değerli olduğunu yeni yeni fark ediyorum. Burası İstanbul’un içindeki kurtarılmış bir bölge gibi. Burada fikirler üzerine konuşabiliyoruz. Hocalarımız da çok değerli insanlar, çok rahat iletişim kurabiliyoruz onlarla. Bize kendimizi değerli hissettiriyorlar.

Tekrar sınava girsem yine Boğaziçi’ni tercih ederdim. Boğaziçi benim İstanbul’daki evim.

Söyleşi: Duygu Durgun Köseoğlu - Süveyda Ece Çil / Kurumsal İletişim Ofisi