Boğaziçi Üniversitesi’nde üstün zekâlı çocukların ailelerine yönelik bilgilendirme semineri

Üstün Yetenekli Çocukların Aile Platformu (UYÇAP), Boğaziçi Üniversitesi’nde üstün zekâ tanısı konmuş çocukların ebeveynlerini bir araya getirdi. Ailelerin bilinçlendirilmesini hedefleyen seminerde İstanbul Üniversitesi HAYEF Özel Eğitim bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Marilena Z. Leana Taşcılar, üstün zekâlı çocukların karşılaştığı sorunlar, motivasyon kayıpları, stres bozuklukları ve okul terkleri üzerine bilgilendirici bir sunum yaptı.

UYÇAP, ‘’üstün zekâlı’’ tanısı almış çocukların özel eğitim ihtiyaçlarından yola çıkan ve bu doğrultuda velileri bilinçlendirme ve farkındalık yaratmak amacı ile kurulmuş olan bir sivil toplum hareketi. Bu amaçla düzenlediği seminerlerle velilerin yanı sıra öğretmenlere de eğitim veren UYÇAP, üstün yetenekli çocukların eğitimlerine yönelik politikalar üretebilmek için her ilde derneği olan bir konfederasyon haline gelmeyi hedefliyor. Seminerin düzenlenmesine ön ayak olan Boğaziçi Üniversitesi doktora öğrencisi yetişkin eğitimi uzmanı Uğur Zat, “Çalışmalarımızın amacı ailelerin de tanı konulduktan sonraki süreçte çocuklarına en iyi şekilde destek sunabilmelerini sağlamaktır. Üstün zekâlı çocuklara yönelik çalışmalar genelde müfredat ve kişisel gelişim çalışmalarıyla sınırlı kalıyor. Bu süreçte ailelere yönelik eğitim programları dünya çapında yok denecek kadar az. Düzenlediğimiz seminerler bu anlamda da önemli bir yere sahip.” diye konuştu.

Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen “Üstün zekâlı çocukların psikolojisi” başlıklı seminerde, Yrd. Doç. Dr. Marilena Z. Leana Taşcılar, teşhis konan çocukların karşılaştığı sıkıntıların sebeplerini ve çözüme yönelik önerilini velilerle paylaştı.

EACEA’in ( Education, Audiovisual and Culture Executive Agency) hazırladığı “Avrupa’da öğrencilerin okulu terk durumu” raporuna göre Türkiye’nin birinci sırada olduğunu belirten Taşcılar, “Bu terk oranı direk olarak üstün zekâlı çocukları işaret etmese de, Amerika’da yapılan başka bir araştırmaya göre okulu terk eden çocukların büyük bir oranının üstün zekâlı çocuklar olduğu tespit edilmiştir.” diye konuştu. Bu durumun birçok sebebi olabileceği gibi başat sebebinin bu çocukların eğitim ihtiyaçlarının karşılanmıyor oluşu olduğunu belirten Taşcılar şöyle konuştu:

“Bizim boş karne sendromu adını verdiğimiz bir durum var. Üstün zekâlı çocuklar çoğu zaman iyi notlar alıyorlar. Dersler onlara kolay geldiği için yüksek not alabiliyorlar ama aslında aldıkları eğitim onlara bir şey katmamış oluyor. Düzenli çalışma, hayatını programlama yetilerini kazanamıyorlar. Bu da zamanla motivasyon düşüşüne neden oluyor. Öte yandan iki kere farklı dediğimiz çocuklar da var bunlar üstün zekâ tanısı olan ama aynı zamanda başka bir fiziksel ya da zihinsel problemi olan çocuklar. Özellikle dikkat sorunu, öğrenme problemi gibi zihinsel sorunlar çok geç fark edilebiliyor.”

“Üstün zekâlı kız çocukları risk altında”

Kız çocuklarının erkek çocuklarına göre daha dezavantajlı olduğunu söyleyen Taşcılar, bunun sebebinin kız çocuklarına dair toplumda yerleşmiş bazı yargı kalıpları olduğunu söylüyor.

“Araştırmalarımız gösteriyor ki, fen ve matematik alanında yeteneği olan üstün zekâlı kız çocukları bu yeteneklerini gizlemeyi tercih edebiliyorlar. Arkadaş gruplarında diğer arkadaşları bu konuları o yaşın gerektirdiği bir ilgi alanı olarak görmeyebiliyorlar. Bunun dışında kız çocuklarının daha kırılgan olduğunu düşündüğümüzden küçük yaştan hareketlerini kısıtlıyoruz. Bu da onların cesaretlerini kırıyor. Tüm bunlar birleştiğinde kız çocukların üstün zekâlı olduğu çok daha geç fark ediliyor.”

 Çocuklara üstün zekâlı oldukları söylenmeli mi?

Üstün zekâ tanısı konmuş bir çocuğa bu bilgi verilmeli midir? Farklı görüşler olmakla birlikte psikologlar “kesinlikle söylenmeli” konusunda fikir birliğine varmış durumda. Bu konuda dikkat edilmesi gereken şey ise nasıl söyleneceği. Taşcılar bu konuda velilere bir çözüm yolu sunmak adına Columbia Üniversitesi’nde Claudia M. Mueller ve Carol S. Dweck tarafından 1998 yılında yapılan bir araştırmanın sonuçlarını anlattı. Araştırmada iki gruba ayrılmış öğrencilere bir problem çözdürülüyor ve sonucunda bir grup öğrencinin emeği diğer grubun ise zekâsı övülüyor. Araştırmacılar ikinci aşamada aynı gruplara seçmeli iki soru veriyor ve birinin zor diğerinin kolay soru olduğunu belirtiyor. Emeği övülen çocuklar zor soruyu çözmeyi tercih ederken zekâsı övülenler ise kolay soruyu çözüyor. Taşcılar’a göre zekâsı övülen çocuklar karşısındaki araştırmacıların gözünde konumlarını riske atmak istemedikleri için kolay soruyu seçiyorlar. Zekâ övgüsü bu çocuklarda mükemmeliyetçilik duygusunu olumsuz şekilde tetiklerken stres ve kaygı artışına neden oluyor. Taşcılar, olumsuz mükemmeliyetçilik duygusunun çocuklara olan etkisini şu şekilde açıkladı:

“Üstün zekalı ilköğretim öğrencilerinde olumsuz mükemmeliyetçilik düzeyi arttıkça kendilerine olan güvenleri de düşmeye başlıyor. ‘Yapamıyorum, ben zaten zeki değilim’ gibi cümleleri kullanmaya başlıyorlar. Bu çocuklarda üstün zekâlı olduklarını gizleme eğilimi gözüküyor. Stres ve kaygı artışı ise düşünmeyi, sağlıklı karar vermeyi engelleyip depresyona ve yalnızlık hissine neden olabiliyor.”

Eğitim sistemi motivasyon kaybına neden oluyor

Taşcılar’ın 184 üstün zekâlı olarak tanılanmış ve eğitsel olarak ihtiyaçları karşılanmış çocukla yaptığı araştırmasına göre;

“İki tür motivasyondan bahsetmek mümkün; iç ve dış motivasyon. İç motivasyon kimse çocuğa bu kitabı oku demese de bile çocuğun o kitabı okuma isteğidir. Dış motivasyon ise dışardan aldığı komut üzerine yaptığı ya da yaptığı zaman bir yere ulaşacağını mesela TEOG sınavında başarılı olmak için test çözmesi gibi tanımlanabilir. Araştırmanın sonucuna göre, küçük yaştaki çocukların iç motivasyonları çok yüksek. Ne yazık ki ilerleyen sınıflarda 7 ve 8. sınıflarda iç motivasyon düşüyor ve dış motivasyon baskın geliyor. TEOG gibi tamamen bilgiye dayanan bir sınava hazırlarken çocuğun iç motivasyonunu öldürüyoruz.”

Ailelere düşen en önemli görev iyi gözlem

“Bu süreçte en önemli şeylerden biri özel yetenekli çocukların yeteneklerinin ailesi tarafından iyi gözlemlenmesidir.” diye Uğur Zat, geç kalan tanıların kötü sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Tanı süreci hakkında bilgi veren Zat, “çocuk gerçekten özel yetenekli birey özelliklerine sahip ise bu genellikle okulda veya konu ile ilgili uzman kişilerin gözlemlerinde ortaya çıkıyor. Konu hakkında veliye bilgi veriliyor. Kişi, okul yönlendirmesi ile birlikte RAM’da (Rehberlik Araştırma Merkezi)-ki bu devlette geçerli tek testtir ve ücretsizdir veya özel kurumlarda bu testi yaptırabiliyor. Bu testler 6 yaş öncesi stanford binet, 6 yaş sonrası için wisc-r testleridir." diye konuştu.

 

Haber: Gökçe Büyükbayrak