Boğaziçili genç müzisyenlerden oluşan Sepya: ‘’Müzik sevgiyle büyüttüğümüz bir çocuk bizim için’’

Mor ve Ötesi, Teoman, Nil Karaibrahimgil, Nil İpek, Aylin Aslım, Deniz Tekin, Melike Şahin, Eda Senceylik gibi müzik sektöründe başarılı işleriyle tanınan ve Boğaziçi Üniversitesi’nden yetişen müzisyenlere son dönemde Sepya grubu da eklendi. 2017’den itibaren müzik yapan Sepya, kısa süre önce çıkardıkları “Senin Gibi” isimli single’ın ardından “Kadıköy Rıhtımı” ile dinleyicileriyle buluştu. Topluluk üyeleri Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olup farklı alanlarda kariyer yaparken aynı zamanda profesyonel olarak müzik yapmaya devam ediyor. Sepya, Huner Alemdar (şarkı yazarı, vokal), Mert Kobaş (bas gitar), Filip Tokgöz (davul), Burak Erensoy (klavye) ve Ozan Kınasakal’dan oluşuyor. Grup üyelerinden Huner, Mert ve Burak ile kampüste buluştuk.
Kenan Özcan

Sizi tanıyarak başlayalım…

Huner Alemdar: Boğaziçi İşletme 2017 mezunuyum. Aynı zamanda Film Studies yan dalı yaptım. Okuldaki pek çok aktiviteye katıldım. Amerikan futbolu da oynadım, yelken de yaptım, kayak takımına da girdim, müzik kulübünde de bulundum. Dolayısıyla çok farklı bölümlerden çok farklı insanlar tanımış oldum. Bunun benim şu anki karakterim üzerinde çok büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Okul ve okulun sundukları hem iş hayatına girmek için hem müzik kariyerim için bana çok önemli kapılar açtı. 

Mert Kobaş: 2012 Boğaziçi PDR girişliyim. 2018'de mezun oldum. Burada sosyal sorumluluk ve müzik kulübündeydim. Bence de öğrencilere okulun kattığı en önemli özelliklerden biri kulüpçülük. Kulüp faliyetleri öğrencileri hem sorumluluk almaya itiyor hem de çok farklı insanlarla tanışabiliyorsunuz. Tanıdığım birçok insan bölümünün değil kulübünün mesleğiyle hayatına devam ediyor. Boğaziçi'nin bir güzel sanatlar bölümü veya özel olarak müzik bölümü yok ama baktığınızda bir çok mezun bu alanlarda aktif ve başarılı şekilde yollarına devam edebiliyor. Bunun sebebi de kulüplerin sunduğu özgürlük, hocaların desteği ve Boğaziçililerin mezuniyet sonrasında da iletişim halinde kalması. Bir Boğaziçili ile aynı dili konuşabiliyorum, aynı yolda yürüyebiliyorum. Şu an Koç Üniversitesi'nde yüksek lisans yapıyorum ama oradaki hocam da Boğaziçili, o da Taşoda'yı biliyor ve müzik yapmamı çok destekliyor. 

Burak Erensoy: Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okumaktayım, aynı zamanda BÜMK Orkestra’nın şefiyim. Çok küçük yaştan beri piyano çalıyorum.

Boğaziçi’nden yetişen çok sayıda müzisyenin yolu sanırız Müzik Kulübü’nden geçmiş, sizin de öyle değil mi?

Sepya : Evet zaten alternatif müzik piyasasına baktığınız zaman müzik bölümü olmayan Boğaziçi'nin sektörü domine ettiğini görüyorsunuz. Müzik Kulübü’nün düzenlediği Taşoda Festivali bu açından çok önemli bir etken çünkü insanlar sahneye çıkabilmek için grup kuruyorlar. İtici bir güç oluşturuyor.Grubumuzdaki her üye müzik kulübünde aktifti. Davulcumuz Filip yönetim kurulundaydı, prodüksiyonla ilgileniyordu. Buradaki birçok grupla iletişim halinde oldu. O da Boğaziçi matematik öğretmenliği mezunu. Yeni üyemiz, Ozan ise 2019'un başında gruba dahil oldu. Grupça çok istediğimiz bir arkadaşımızdı. O da Boğaziçi bilgisayar mühendisliği mezunu.

Neden Sepya adınızı aldınız?

HA: Bizim grubun eski bir üyesiyle cover grubumuz vardı. Taşoda vesilesiyle grubu kurmuştuk. Sonrasında ise artık cover yapmak istemediğime karar verdim, kendi şarkılarımı yazmaya başladım. Gitar çalan bir arkadaşımla besteledik. Ortak bir arkadaşımızın kısa film projesinde Mert ile tanıştık. Filip ile de okulun Facebook sayfasında tanıştık. İlk provamızdan sonra bu gruptan bir şeyler çıkabileceğini hissettik. Mert Erasmus'a gidip geldikten sonra üretime başladık. O sıralar grupta saksafoncumuz Yiğit yoktu. Sonrasında bir konser için Yiğit dahil oldu ve kalıcı olmak istedi. Sonrasında gitaristler sürekli değişti ve dolayısıyla şarkılar da değişti. Rock grubuyken pop/jazz grubu olmaya başladık. Grubun şu anki hali Burak'ın dahil olmasıyla oluşmaya başladı, sound da oturdu. Zaten ondan sonra grubun adı Sepya oldu. Bu kelime şarkımızda geçiyordu, bizim böyle inanılmaz anlam ifade eden bir isim koymak gibi bir derdimiz de yoktu. Grupça verdiğimiz bir karar oldu. Ayrıca telaffuzu kolay, fonetik olarak hoş bir kelime bizim için. 

Biraz tarzınızı anlatır mısınız? Şarkılar nasıl çıkıyor, hikayeler nasıl oluşuyor?

HA: Şarkıların çıkış hikayeleri değişiyor genelde. Bence her eser kesinlikle yazarının hayatını yansıtıyor. Bazen bireysel bazen de kolektif olarak yaşadığımız şeylerden çıkıyor diyebilirim. Ya da bazen hayalini kurduğumuz şeyler oluyor. Bazı şeyleri düz, bazı şeyleri metaforlarla anlatabilirsiniz. O sürprizi hemen dinleyiciye vermek zorundaymış gibi hissetmiyorum. O yüzden biraz daha metaforik anlatımlara gidiyorum. İlk iki şarkıdan yola çıkacak olursak sözler daha bireysel ama yine grupça hissettiğimiz şarkılar. İlk şarkı platonik bir aşk hikayesini anlatıyor, ikinci şarkı düzene girmeyen bir ilişkiyi anlatıyor. Tabii bunu mekanlar ve metaforlar üzerinden anlatıyoruz. Elimden geldiğince fazla şey yazıyorum. Yazdığım bir şeyi beğenmeyip bir kenara atıyoruz ama bir yıl sonra hoşumuza gidebiliyor. Konunun nereden çıkacağı hiç belli olmuyor.

Senin Gibi'nin hikayesinden biraz bahseder misiniz?

HA: Çok güzel bir hikayesi var. Senin Gibi şarkısı grubu birbirine bağlayan şarkı olmuştur diyebilirim. Şarkının ilk halini Mert'e dinletmiştim. Hep birlikte provaya girdik, saksafon riffi de kendiliğinden çıktı ve bir anda pop şarkısı yapmaya başladık. Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştık, o an çok hoşumuza gitti. Bu enerjiye ihtiyacımız varmış demek ki. Sonrasında emin olduk ki bu bizim çıkartmamız gereken ilk şarkı. 2018 Eylül'de çıkardık şarkımızı. Belki de Türkiye'de türünün ilk örneklerinden biri. Bizim için çok ayrı bir yeri var, bence Türk müziğinde de ayrı bir yeri hak eden bir şarkı. Mix-mastering kalitesi anlamında demiyorum, sadece içerik ve duygusu olarak da öyle... Bu şarkıdan sonra daha eğlendiren, funk bir grup olmaya başladık. Kendi bestelerimizle 2018 yılında 30 konser verdik. Kadıköy, Beyoğlu, Beşiktaş'ta çeşitli yerlere birden fazla kez çıktık.

MK ve BE: ‚‘Tarzınız nedir?’’ sorusuna konserlerdeki performansımız daha iyi cevap veriyor. Çünkü tarzımızı sözle anlatamıyoruz, özellikle son demolarımızda spektrumumuz çok genişledi. Senin Gibi şarkısına yakın, pop-jazz türlerinde demolarımız var, Kadıköy Rıhtımı ile daha rock bir sound sunmuştuk. Sahne performansı olarak, bütün olarak baktığınızda insanların eğlendiği, türümüzü "Sepya" olarak tanımladığı bir türde müzik yapıyoruz. Şarkılarda da hep o çizgiyi yakalamaya başladık artık.

Sosyal medya gibi faktörlerin getirdiği nicelikler dolayısıyla birbirini tekrarlayan çok fazla iş var. Toplumun buhran zamanlarındayken çok fazla sanat eseri üretmesi bence sosyolojik bir olgu. Türkiye de böyle bir süreçten geçiyor, özellikle alternatif müzik konusunda. Dijital mecralarda da bazı etiketlemeler oldu, Üçüncü Yeniler gibi. Bir listede tutan, başta olan şarkılar neyse insanlar öyle şarkılar yapmaya başladı. Dolayısıyla insanlar kendini yaratmaktansa olan şeyleri tekrarlama yolunu seçti. Biz hiçbir zaman bunu yapmamaya karar verdik ve grupça amacımızı yeni bir yol çizmek olarak belirledik. Biz bu sebeple de cover yapmıyoruz.

Etkilendiğiniz müzisyenler kimler?

HA: Buna hepimizin farklı cevapları olacaktır çünkü hepimiz farklı müzikler dinliyoruz. Ben konuya şarkı yazarı olarak bakıyorum, küçüklüğümden beri Vega'yı takip ederim. Onun öyküleme özelliğini çok seviyorum, ve örnek alıyorum. Mor ve Ötesi'nden Harun Tekin'in de çok güzel bir yazarlığı var. Bence bunlar olanı farklı anlatabilen insanlar. Yeni isimlerden Jakuzi'yi ve Büyük Ev Ablukada'yı şarkı yazarlığı ve müzikal anlamda çok beğeniyorum. Bence bunlar Türkiye'de yıllar sonra bile hatırlanacak isimler, ben de böyle isimleri örnek alıyorum. Grup olarak, kollektif olarak örnek aldığımız isimler var. Parcels gibi, Daft Punk gibi, Jamiroquai gibi... Başka müzikleri dinlemeden müzik yapılamıyor zaten bu çağda, yansımalarla müzik yapıyoruz.  Günümüzde herkes her kültüre ve müziğe erişebiliyor. Biz bu grupları dinlediğimizde bize çok farklı şeyler hitap ediyor. Ve aslında yaratıcılık da farklı şeyleri harmanlayıp yeni ve orijinal bir şeye dönüştürmek.  Biz müzikte de hayatta da başladığımız yerde değiliz ve bunda Boğaziçi Üniversitesi'nin çok büyük etkisi var. Burayla bağlantılı olan çok şey var ve yaptığımız her şeyde aslında okulla bir etkileşim var. 

Boğaziçi'nde bir araya geldiniz ama farklı yollara doğru gidiyorsunuz. Müzik de sizin için boş zamanınızda yapılan bir aktivite gibi durmuyor. Nasıl devam edeceksiniz?

HA: Buna hepimizin farklı cevapları olacaktır. Ben müzisyen olmak istiyorum. Bu bir kimlik bence, yırtıp atmadığın sürece bundan kurtulamazsın. Ben de yırtmak istemiyorum. Ben müzik yapmak için müzik yapmak istiyorum. Şu an bir şirkette pazarlama departmanında çalışıyorum, gidebildiği yere kadar da götüreceğim çünkü müzik ekipmanları için, karnımı doyurmak için, kiramı ödemek için para kazanmam lazım. Türkiye'de kendi parasını kazanan müzisyenlere karşı saygı, kazanmayana göre farklı. Gönül istiyor ki tamamen müziğe odaklanalım. Hepimiz çok yönlü insanlarız, bu Boğaziçi Üniversitesi'nin bize kattığı bir özellik. Şu an farklı yerlerde çalışsak, farklı yollarda olsak bile beşimizin ortak bir amacı var: Sepya'yı tanıtalım, Türkiye Sepya'yı dinlesin ve kariyerimiz tamamen Sepya olsun.

MK: Müzik ekstra bir işten çok, çocuğumuz gibi. Sevgiyle baktığımız bir şey. Ne yaparsak yapalım günün sonunda yanımızda olacak. 

Söyleşi: Özgür Duygu Durgun, Oğuz Pançuk

Fotoğraflar: Kenan Özcan