Boğaziçi’nin 42 yıllık emektar İletişim Şube Müdürü Merih Pekcan emekli oldu

Boğaziçi Üniversitesi İletişim Şube Müdürü Merih Pekcan, şubat ayında emekli oldu. İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciyken, Haziran 1979'da telefon operatörü olarak girdiği Boğaziçi’nde 42 yılı geride bıraktı. Sekiz rektör ve binlerce personelle çalışan Pekcan, üniversitenin yarım asırlık tarihinin de canlı tanığı. Merih Pekcan, Kurumsal İletişim Ofisi’ne Boğaziçi hatıralarını anlattı.
Kenan Özcan

Merih Pekcan 1980'lerin başlarında iletişim şubesinde
1980'ler
Merih Pekcan ve çalışma arkadaşları
Merih Pekcan

Boğaziçi Üniversitesi İletişim Şube Müdürü Şefi Merih Pekcan’ın emekliliği hiç sıradan değil. Dört aylık askerliği hariç hiç ara vermeden Boğaziçi’nde neredeyse yarım asır, yıllık izinlerini dahi fazla kullanmadan çalıştı. Üstelik onun Boğaziçi ile gönül bağı, henüz üç yaşındayken, annesinin bakımıyla ilgilendiği Amerikalı hocanın çocuğuyla kampüsteki oyunlarına kadar uzanıyor. İletişim Şubesi'nin Emektar Müdürü Merih Pekcan ile Boğaziçi yıllarını konuştuk.

“BOĞAZİÇİ’NE ÜÇ YAŞIMDA ADIM ATTIM”
-Boğaziçi ile ilk tanışıklık hangi yıllara uzanıyor?

Babam Rumeli Hisarı’nda doğmuş, ben de öyle. Aslında bir şekilde hep Boğaziçi’ndeydik. Ama burayla gerçek anlamda ilk tanışıklığım iki-üç yaşlarıma uzanır. Annem o zamanlar, şimdi adını anımsayamadığım, Amerikalı bir hocanın benimle yaşıt çocuğuna bakıyordu. Hoca da çocuğunu okula getirdiğinde, annem de beni yanına alırdı ve kampüste bu çocukla oyunlar oynardık. Yani şu anda 65 yaşında olduğumu düşünürsek, 60 yılın üzerinde bir şekilde Boğaziçi’ndeyim diyebilirim.

"KIZ KARDEŞİM SÖYLEDİ"
-İş bağlantısı nasıl kuruldu?

Harçlığımı çıkarmak için, Güney Kampüs'ün hemen aşağısında, Rumeli Hisarı’nda sahilde yer alan kahvede çalışıyordum. Kız kardeşim Boğaziçi’ne yeni girmişti. Ben de İstanbul Üniversitesi'nde biyoloji okuyordum ama üniversiteler boykot edilmiş, gitmek mümkün değildi. Kız kardeşim, 1979 yaz başında bana bir iş imkânı olduğunu söyledi;  üniversite telefon operatörlüğü için alım yapıyormuş. Çalışmam gerekiyordu, ben de başvurdum, mülakatlara, ses testlerine girdim ve geçtim. İşe ilk başladığımda geçici işçi pozisyonundaydım ama Kasım 1980 itibariyle kadrolu olarak çalışmaya başladım. O zamanlar, telefon hattı sayısı şimdikinin yüzde 10'uyken üç kişi fazlayla yedi operatörümüz vardı. Üniversitenin bütün telefon numaralarını alıp biz bağlıyorduk. Telefon ile görüşmek isteyen sıfırı arayıp telefon numarasını yazdırıyordu. Şehir içini biz telefon ile arayıp bağlıyorduk. Şehir ve yurt dışını ise şehirlerarası ve milletlerarasına yazdırıp bekliyorduk. Mart 1984’teyse iletişim birimin şefi oldum.

"HEP KUCAKLAYICIYDI"
-Boğaziçi’nde o yıllarda hayat nasıldı?

Boğaziçi, her zaman farklı olmuştur. Hocasıyla, öğrencisiyle, personeliyle bu hep böyleydi. 70’lerin sonu 80’ler başlarında, yani benim işe başladığım yıllarda, öğrencilerle yaşıttım. Kantinde sohbetler eder, maç yapar, eğlenirdik. Buradaki atmosfer hep kucaklayıcıydı. Çok güzel arkadaşlıklarımız uzun yıllar süren dostluklarımız oldu. O yılları unutmak gerçekten çok zor.

“BOĞAZİÇİ BANA İŞ VE EŞ VERDİ”
-Eşinizle de Boğaziçi'nde mi tanıştınız?

Evet, eşimle de Boğaziçi’nde tanıştım. 1987’de bizim birime geldi, 1989’da evlendik. Evlilik sonrasında aynı birimde çalışmak etik olmazdı. O da önce Eğitim sonra da Mühendislik Fakültesine geçti. Şimdiyse Mühendislik Fakültesi Fakülte Sekreteri. Yani Boğaziçi bana iş ve güzel arkadaşlıkların dışında, 31 yılı geride bıraktığımız güzel bir evlilik de verdi. İki çocuğum var. Lisansı burada okuyan yok ama kızım yüksek lisansı burada tamamladı ve doktorasını Boğaziçi’nde yapıyor. İstanbul Üniversitesi’nde kimya okuyup, yüksek lisans için Boğaziçi’ne geldiğinde “Keşke daha önce burayı seçseydim” dedi bana. Boğaziçi’nin çok farklı bir havası var ve kızım da bunu görüyor.

“TELEFONLARININ RENGİNE KADAR BİLİRDİM”
-Geride kalan 42 yılda çok insanla çalışmış olmalısınız.

Boğaziçi’nden çok şey öğrendim ve çok insan tanıdım. Her rektörün, idare müdürünün kendine göre bir çalışma tarzı vardı. 1979’da geçici işçi olarak içeri adım attığımda rektörümüz Prof. Dr. Semih Tezcan’dı. Soyadı gibi tezcanlı biriydi. İşlerini bekletmeden bitirmeyi severdi. Ardından Prof. Dr. Ergün Toğrol geldi. Benim iletişim birimi şefi olmamı sağlayan hocamız odur. Bir dönem operatörlükten idari işlere kaydırılmıştım, onun yönlendirmesiyle iletişim birimine şef olarak atandım. Sırasıyla Prof. Dr. Üstün Ergüder, Prof. Dr. Sabih Tansal, Prof. Dr. Ayşe Soysal, Prof. Dr. Kadri Özçaldıran, Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu ve son olarak Prof. Dr. Mehmed Özkan ile çalışma fırsatım oldu. Prof. Dr. Melih Bulu, yeni atandığı için yaş haddi emekliliğim nedeniyle çalışma şansım olmadı. Saydığım bu kişiler üniversitemiz iletişim sistemlerinin gelişmesi konusunda önlerine getirdiğim projelere destek vererek; yurtlarda anons sisteminden her bir öğrenci odalarına telefonların bağlanmasına, santral operatörünün aradan çıkararak dışarıdan direkt olarak ulaşım sağlanmasına, kullanıcıların aramalarının kendilerinin yaptığı çağrılara kadar, mevcut sistemlerin güncellemelerine ve de son olarak şu anda kullandığımız son sistem ile tüm kampüslerimizi dahili olarak görüşme yapmalarına mevcut şartları zorlayarak katkı sağlamışlardır. Sadece rektörler değil, her birimdeki, bütün birimlerdeki akademik ve idari personel dahil tanımadığım, iletişim kurmadığım nerdeyse hiç kimse yok diyebilirim. Bir zamanlar herkesin telefonunun rengine kadar bilirdim.

“MESAİM BİTTİĞİNDE KAPISINA KOŞTUM”
-Başka unutamadığınız tanışıklıklarınız var mı?

Boğaziçi’nde işe başladığımda Fen-Edebiyat Fakültesi, Temel Bilimler Fakültesiydi. Dekanıysa Erdal İnönü'ydü. Ben Rumelihisarı’ndaki kahvede çalışırken tanışmıştık. Erdal hocanın geldiği sabahları kahveye erkenden giderdim. Üniversitede işe başlayıp, ilk mesai günüm sona erdiğindeyse fakültedeki odasına koştum. Sekreter, “Randevunuz var mı” diye sordu. Ben de “Kahvecisi geldi deyin” dedim. Beni dışardan duydu, yanıma geldi, tebrik etti. Erdal hocanın insana bakışı çok farklıydı, sohbeti çok keyifliydi. Üniversitede uzun yıllar sohbetlerimiz devam etti.

"TELEFON BAŞINDA BİR GÜN GEÇİRDİM”
-12 Eylül 1980’de görevde miydiniz?

12 Eylül 1980’de gece nöbetindeydim. 11 Eylül akşamı saat 9.00’da işe başladığımı hatırlıyorum. Saat sabah 3.00 civarı bir telefon geldi, telefondaki kişi “Semih beyi bağlar mısınız” dedi. O esnada henüz radyoyu açmamıştım. Telefondaki bunu yapmamı söyledi. Marşlar çalıyordu. Semih hocayı bağladım. O gün çok telefon aldık. Yerimden neredeyse hiç kıpırdamadan 36 saat boyunca çalıştım. O süreci telefon başında stresle geçirdim diyebilirim.

"İYİ BİR DERSLE ÖĞRENDİM"
-Boğaziçi’nde telefon operatörü olmak için ne gerekiyor?

Her şeyden anlayışlı olmanız lazım. Bunu iyi bir dersle öğrendim aslında. 1979’de beni işe alan Orhan Orel Genel Sekreterimizdi. Bir gün biri aradı. O kadar anlamsız şeyler söylüyordu ki, gerçekten sabretmek çok güçtü. Biz ev veya özel numaraları kimseyle paylaşmayız, bunun için bir izin süreci var. Karşıdaki kişi numara istedi, veremeyeceğimizi söyledim. Bana numarasını vermesini, ulaşmak istediği hocaya bunu bildireceğimizi belirttim. Ama bir türlü anlatamadım derdimi. Uygunsuz bir laf edince kapattım ve bu esnada sinirli bir şekilde konuşmaya başladım. Tam o anda çalan diğer telefonu açınca da rahmetli Orhan bey beni duydu. “Efendim, efendim” dedi. ”Hocam kusura bakmayın” dedim. Çok tonton, iyi bir insandı. Ne olursa olsun kendime hakim olmam gerektiğini söyledi. Bu, o zamanlardan beri uyduğum bir nasihattir. Bunun gibi başta Mümin Tansever, Metin Balcı gib adını sayamadığım bir çok akademik ve idari personel yöneticilerinde bana ve ofis arkadaşlarıma kattıkları olmuştur.

Sabırlı olmalısınız, duygularınızı ses tonunuza yansıtmamalısınız. Bu da sesinizi iyi kullanmanızı gerektiriyor. Biz santral olarak Boğaziçi’nin dışarıya açılan kapısıyız. Herkes ilk bizimle tanışıyor. Bu konuda çalışanlarımızı uyarıyoruz. Çalışma hayatımda gerekli önlemleri almaya çalışırken, tecrübelerimi elimden geldiğince paylaşmaya da gayret gösterdim. Bu arada bizde gececi olarak çalışıp çok kişi üniversiteden mezun olmuştur. Kurumsal İletişim Ofisi Projeler Danışmanı Figen Atalan da bu isimlerden biridir.

“BAĞIM HİÇ KOPMAYACAK”
-Emeklilik sonrası planlarınız var mı?

Boğaziçi’nden 25 yılımı doldurduğumda, yani 2000'li yıllarda emekli olabilirdim. Ama buradan hiçbir zaman ayrılmak istemedim, hiç bıkmadım. Yönetimler hep destek oldu ve her zaman yanımızda yer aldı, diğer birimlerle de hep koordineli çalıştık. Emekli olduktan sonra da Boğaziçi ile gönül bağım hiç kopmayacak. Arkadaşlarıma desteğimi elimden geldiğince sürdüreceğim. Planlarıma gelince, pandemi olmasaydı iş alanında farklı planlarım vardı. Şu anda en önemli şey sağlık eşimin emekliğine kadar İstanbul’dayız, ondan sonrasına bakacağız. Sağlıkla kalın.

 

 

  • Merih Pekcan 1980'lerin başlarında iletişim şubesinde
  • 1980'ler
  • Merih Pekcan ve çalışma arkadaşları
  • Merih Pekcan