BÜYEM 20 yaşında

Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi’nin (BÜYEM) 20’nci yılı 16 Şubat’ta düzenlenen panelle kutlandı. Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu ve BÜYEM Direktörü Dr. Tamer Atabarut’un açılış konuşmasını yaptığı etkinlikte, merkezin geçmiş 20 yıldaki deneyimleri konuşuldu.

Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu
Dr. Tamer Atabarut

“BÜYEM BOĞAZİÇİ’NİN BİRİKİMİNİ KATILIMCILARLA BULUŞTURUYOR”

Etkinlikte konuşan Boğaziçi Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve BÜYEM Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu ihtiyaçların çok hızlı değiştiği günümüzde bilginin de yenilenmesi gerektiğini vurguladı. Bu açıdan BÜYEM’in hayat boyu öğrenim felsefesine inanarak çağın gerekleriyle toplumun ihtiyaçlarını entegre ettiğini belirten Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu şunları söyledi:

“160 yılı aşkın birikimiyle Boğaziçi Üniversitesi, Türkiye’nin en iyi öğrencilerine verdiği çağdaş eğitim, kaliteli akademik kadrosunun sürdürdüğü AR-GE faaliyetleri ve topluma yönelik bilgi paylaşımı ile yeni nesil üniversite anlayışının ülkemizdeki öncülerinden. Boğaziçi Üniversitesi olarak üretilen bilgiyi toplumun faydasına sunmak ve toplumsal gelişimi desteklemek, önemli amaçlarımızdan biri. BÜYEM hayat boyu öğrenim felsefesine inanarak, çağın gerekleriyle toplumun ihtiyaçlarını entegre ederek, Boğaziçi Üniversitesi’nin köklü tecrübesini, geniş bilgi birikimini ve dinamizme sahip eğitim anlayışını özel ve kamu kuruluşlarının çalışanlarıyla buluşturuyor. Dünyada yaşanan hızlı değişimin gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinlikleri aktarmada BÜYEM bünyesinde tasarlanan özgün eğitimler çok büyük önem taşıyor ve üniversitemizin kalitesini temsil ediyor. Bu geçen 20 yılda yürütülen tüm başarılı faaliyetlerinden dolayı BÜYEM’i kutluyorum. Bu başarıyı ve liderliği koruyarak ilerleyecekleri nice yıllar diliyorum.”

“YAŞAM BOYU ÖĞRENME IŞIĞINDA ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

BÜYEM Direktörü Dr. Tamer Atabarut da 20 yıllık BÜYEM deneyiminin 81’e yakın il ve dört kıtada eğitimler düzenlenerek biriktiğini anlattı. Bu eğitimlerin her yaştan ve meslekten katılımcıya ulaşıldığını belirten Dr. Atabarut, konuşmasına şöyle devam etti:

“Paydaşlarımızdan güç aldık. Çocuklardan kadınlara, çiftçilerden gençlere, aile şirketlerinden KOBİ’lere sosyal sorumluluk projelerimizle değer kattık. Kurumsal sürdürülebilirlik ve sorumluluk zirvelerimizle gündem yaratmaya devam ediyoruz. Harvard, Columbia, UC Berkeley, University of Texas at Austin gibi saygın üniversitelerle iş birliğiyle eğitimler düzenledik. Kalite, deneyim ve paylaşıma inanarak Türkiye Üniversiteler Sürekli Eğitim Merkezleri Konseyi (TÜSEM) ve Üniversiteler Sürekli Eğitim Derneği kuruluşunda ve yönetiminde etkin rol üstlendik. Akreditasyon ve uluslararası tanınırlık amacıyla 100’ü aşkın ülkede geçerli olan Pearson ve BTEC programlarına katıldık. Avrupa Sürekli Eğitim Merkezleri Birliği’ne üye olmakla kalmadık, aynı zamanda yönetim kurullarında yer aldık. Avrupa Birliği Hayat Boyu Öğrenme Programları bünyesine ülkemiz adına bir ilk olarak katıldık ve öncü olduk. Bu süre içinde Avrupa Birliği destekli 20 proje gerçekleştirdik. Ama bu uzun bir yolculuk. Sürdürülebilirlik ve yaşam boyu öğrenme ışığında üretmeye ve paylaşmaya devam edeceğiz.”

BÜYEM Yürütme Kurulu Üyesi ve Girişimcilik Merkezi Direktörü Dr. Oğuzhan Aygören moderatörlüğünde yaşam boyu öğrenme deneyimi konusunda düzenlenen paneleyse araştırmacı-yazar Evrim Kuran, Futurebright Kurucu Genel Müdürü Akan Abdula, iş insanı Adnan Dalgakıran ile KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır katıldı.

“YETİŞKİNLERİN SADECE YÜZDE 14’Ü HAYAL KURUYOR”

Futurebright Kurucu Genel Müdürü Akan Abdula, Futurebright’ta yaptıkları hayal haritası çalışmasından bahsetti. Çocukluktan yetişkinliğe doğru daha az hayal kurduğumuzu ifade eden Abdula, “Her iki çocuktan biri hayal kuruyor. Yani en baştan bir çocuğu kaybetmiş durumdayız. Ergenlik çağına gelindiğinde ise hayal edenlerin oranı yüzde 32’ye düşüyor. Yani neredeyse 3 ergenden sadece biri hayal kuruyor. Gençlere baktığımızda yüzde 21 oranını görüyoruz. Yetişkinlerin ise sadece yüzde 14’ü hayal kurduğunu söylüyor. Yani yaş aldıkça hayal kurmaktan vazgeçiyoruz. Hayal kurmayan birinin de bir şey öğrenme ihtimali kalmıyor. Hatta bu araştırmayı hazırlarken ‘prangalı hayallerin ülkesi haline gelmişiz’ demiştim. Bu prangaların ilki eğitim sistemi, ikincisi aile yaşantısı, üçüncüsü bölgenin gerçekleri ve dördüncüsüyse geleneksellik. Gerçekten yaşam boyu eğitime ihtiyacımız var. Yaşam süresi 80’lerdeyken yetişkinlerin hayal kurma yüzdesi 14. Bu yüzden bu meseleye daha çok efor sarf etmemiz lazım” diye konuştu.

“YAŞLILIK EKONOMİSİNİ ELE ALMAK GEREKİYOR”

Yaptığı gençlik araştırmalarıyla tanınan araştırmacı-yazar Evrim Kuran ise yaşam boyu öğrenme deneyimi konusunda insan ömrünün uzamasına dikkat çekerek ekonominin de bu gerçeğe göre tasarlanması gerektiğini belirtti:

“Dünya yaşlanıyor. İnsan ömrü uzuyor. Gümüş ekonomi kavramı da dünyada önemli hale geliyor. Şu an Türkiye nüfusunun yüzde 10’u yaşlı. 2050’yle ilgili bir projeksiyona göre yaşlı nüfusu yüzde 41 olacağımı öngörüyoruz. Bu bize yaşlılık ekonomisini neden ele almamız gerektiğini söylüyor. Çünkü yaşam boyu öğrenme de bu ekonominin önemli unsurlarından biri arasında yer alıyor. Yeniden beceri kazanımı veya ileri beceri kazanımı gibi kazanımları öngörüyor.”

“KONFOR ALANINDAN ÇIKMA BECERİSİ TOPLUMLARI GELİŞTİRİYOR”

İş insanı Adnan Dalgakıran da insanların öğrenme kavramını belli alanlara odaklanarak ele aldığına dikkat çekti. Dalgakıran insanların olumsuz görüşlerle karşılaşabilecekleri öğrenme süreçlerine mesafeli yaklaştıklarını söyleyerek konfor alanından çıkma becerisinin toplumları geliştirdiğini ifade etti:

“Hayat bir yolculuk ve insan da bir öğrenci. İnsan ne kadar öğrenirse o kadar da keyif alır aslında. Yaşam boyu öğrenen insanlara baktığımızda da belli alanlarda okumalar yaptıklarını ve öğrendiklerini görüyoruz. İnsanlar uzmanlaştıkları ya da bilgi sahibi oldukları konuları öğrenmeye meyilliler. Karşıt görüşlerle karşılaşabileceğimiz öğrenme süreçlerine mesafeyle yaklaşıyoruz. Diğer yandan insanları, toplumları geliştiren, değiştiren şey aslında bu konfor alanından çıkma becerisi. Bu nedenle yaşam boyu öğrenmeyi mesleki öğrenme sürecinden ibaret görmemek gerekiyor.”

“ÖĞRENME SÜREÇLERİ İÇİN MERAK FAKTÖRÜ OLMALI”

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır ise yaptıkları araştırmalardan örneklerle öğrenme süreçlerinin toplumla ilişkisine değindi. Türkiye’de yaptıkları araştırmalarda mecburi olmadığı veya yarar sağlamadığı sürece öğrenmenin gerçekleşmediğinin altını çizen Ağırdır, “Elbette neleri öğrenmeyi tercih ettiğimizin bireysel bir yanı var. Ama toplumsal bir tarafı da bulunuyor. Bize neyi öğrenmemiz gerektiğini toplum da söylüyor. ‘Yeni icat çıkarma’ gibi veciz sözleri olan bir toplumda yaşıyoruz. KONDA’da geçmiş yıllarda yaptığımız bir araştırmada insanların öğrenmek için motivasyonu olmasının temel iki dürtüsü ön plana çıktı: Biri mecburi bir süreç olması, diğeri ise yarar sağlaması. Yani bu memleketin insanları yararı olmadığı düşündüğü bilgiyi öğrenmeye açık değil. Halbuki öğrenme süreçleri için merak gibi bir faktörün de geçerli olması gerekir” tespitlerini paylaştı.

  • Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu
  • Dr. Tamer Atabarut