Çatışmaları yatıştırmanın yolu ‘öteki’ni anlamak

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün düzenlediği seminerin konuğu, iç savaş ve toplumsal çatışmalar üzerine araştırmalarıyla tanınan siyaset bilimci Prof. Nicholas Sambanis oldu.
Kaynak: Penn Identity and Conflict Lab

Pennsylvania Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Başkanı ve aynı üniversitedeki Kimlik ve Çatışma Laboratuvarı (Identity & Conflict Lab) kurucusu olan Prof. Nicholas Sambanis, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün konuğu olarak verdiği seminerde göçmenlere yönelik ayrımcılığın ardında yatan nedenleri araştırdığı saha çalışmasını anlattı. 2018 ve 2019 yıllarında Almanya’nın 30 şehrinde yürütülen çalışma, göçmenlere yönelik ön yargılar ve ayrımcılığın temellerini anlamak adına önemli ipuçları sunuyor.

Avrupalılar kendilerini artık ‘’evinde’’ hissetmiyor

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Başak Taraktaş’ın moderatörlüğünde 23 Mart’ta çevrimiçi gerçekleştirilen etkinlikte Prof. Sambanis, Avrupa genelinde mülteci veya göçmen karşıtlığının ülke bazında araştırıldığı bir çalışmaya göre, göçmen toplumunun varlığı nedeniyle artık kendisini evinde hissetmediğini söyleyenler arasında yüzde 52 oranıyla İtalya’nın başta geldiğini aktardı.

Almanya çok kültürlülüğe eskisi kadar sıcak bakmıyor

İtalya’yı Fransa (yüzde 47), Almanya (yüzde 44)  ve İspanya’nın (yüzde 38) izlediğini kaydeden Sambanis,  son yıllardaki mülteci akını ve konunun siyasi önemi nedeniyle araştırmalarında Almanya'yı seçtiklerini belirtiyor. 2015 yılı itibariyle 1,5 milyon sığınmacı başvurusu alan Almanya’da toplumun sosyal normlara uygunluk konusunda güçlü bir tavır izlediğine ve çok kültürlülüğe dair tutumunun diğer AB ülkelerine göre daha negatif olduğuna dikkat çeken Nicholas Sambanis, Almanya’daki Müslüman göçmenlerin maruz kaldığı ayrımcılığın nedenlerini araştırmak amacıyla ülkenin 30 farklı kentindeki tren istasyonlarında deneysel bir çalışma yürüttüklerini belirtiyor.

 “Göçmen karşıtlığının başlıca nedenlerinden biri ekonomik olabiliyor; zira iş bulmak veya mesleki rekabet her zamankinden daha zor hale geldi. Bir başka neden ise göçmenlerin geldikleri ülkedeki baskın norm ve değerlere yönelik kültürel anlamda tehdit oluşturdukları, baskın kültürel kimliği değiştirecekleri yönündeki algı olarak karşımıza çıkabiliyor. Avrupa’da bu temel iki tutuma bakıldığında kültürel tehdit algısı biraz daha öne çıkıyor. Daha önce yapılan araştırmalar, göçmenlere veya mültecilere yönelik antipatiyi anketler yoluyla ölçmeye çalışıyordu. Bu anketlerde katılımcıların sosyo ekonomik profilleri veya siyasi inançları ile göçmen karşıtlığı arasında ilişki kurulmaya çalışılıyordu. Biz ise bu ölçütlerin biraz daha ötesine geçerek günlük hayattaki tutumları sahada bizzat gözlemledik. Mültecilerin veya göçmenlerin hangi özellikleriyle yerli toplumda düşmanlık yarattığını anlamak istedik. Onlara yönelik düşmanca tutum ırksal veya etnik köken farklılıklarına mı dayanıyordu yoksa dil veya dinsel farklılıklara mı? Göçmenlerin toplumsal kurallara uymadıkları ve egemen sosyal normları tehdit ettiği algısından kaynaklanan önyargının haklı bir temeli var mıydı? Araştırmak istediğimiz buydu’’ diyen Sambanis, Pittsburgh Üniversitesi'nden Danny Choi ve California Üniversitesi, Berkeley’den Mathias Poertner ile birlikte yürüttükleri çalışmaya dair şu bilgileri verdi: 

Müslüman topluma yönelik önyargılar günlük hayatta çok görünür hale geldi

‘’Hem batı hem de doğu Almanya'daki 30 şehirdeki tren istasyonlarında, 7.000'den fazla seyircinin farkında olmadan katıldığı; çok sayıda araştırma görevlisi ekibinin yer aldığı bu çalışmayı 1.600'den fazla kez gerçekleştirdik. Araştırmacılar, başörtüsü takan kadınların yerli Almanlardan daha az yardım alıp almadıklarını, göçmenler arasındaki etnik-ırksal farklılıkların önyargı oluşturmada dini farklılıklardan daha az önemli olup olmadığını, haç takan göçmenlerin hiç takmayanlardan daha fazla yardım alıp almadıklarını ölçtüler. Ayrıca iyi vatandaşlık normlarına uymaları halinde – örneğin kamusal alana çöp atmama- göçmenlerin çevredekilerden daha fazla yardım alıp almadığını inceledik. Sahadaki gözlemlerimizde Müslümanlara yönelik önyargının çok belirgin olduğunu ve iyi vatandaşlıkla aşılmadığını gördük. Başörtüsü takan göçmen kadınlar, kurallara uysalar bile Alman kadınlara göre her zaman daha az yardım aldılar’’ .

Sosyal normu uygulayan göçmen ile aynı normu uygulamayan yerli eşit durumda

“Aynı zamanda, Müslümanlara yönelik ayrımcılığın ev sahibi toplumun değerlerini önemsediklerini gösterirlerse düşebildiğini; iyi vatandaşlığın da bazı faydaları olduğunu gördük. Ve tek başına etnik veya ırksal farklılıkların ayrımcılığa neden olmadığını da... Ortalama olarak, kabul edilen normu uygulamayan başörtüsü takan kadınlar vakaların yaklaşık% 60'ında yardım alırken, Alman kadınlar vakaların% 84'ünde yardım aldı. Çöp atan kişiyi uyararak sosyal normları uygulayan bir Müslümana sunulan yardım oranı, aynı normu uygulamayan bir Alman için yardım oranına eşitti’’.

Günlük etkileşimlere odaklanan böyle bir deneyin kimlik ve aidiyet algılarını şekillendirmede ayrımcılığın birikmiş etkisi hakkında fikir verdiğini belirten Sambanis, "Yere düşürdüğünüz bir şeyi almak için yardım almak küçük bir şey gibi görünüyor. Ancak bu küçük şeyler ya da küçük kusurlar başkalarının sizi nasıl algıladığına dair kalıcı izlenimler oluşturuyor ve karşılığında göçmenlerin ev sahibi topluma karşı kendi tutum ve davranışları hakkında da bilgi verici olabiliyor’’ değerlendirmesini yapıyor.

İç savaşlar ve gruplar arası çatışma süreçlerine dair araştırmaları olan Prof. Sambanis’in bu çerçevedeki çalışmaları American Political Science Review, International Organization, American Journal of Political Science, World PoliticsScience gibi yayınlarda yer buldu. Nicholas Sambanis’in yazarlarından biri olduğu ‘’Making War and Building Peace’’ (Princeton University Press, 2006) adlı kitap Birleşmiş Milletler’in çatışma sonrası geçiş süreci içindeki bölgelere yönelik yürüttüğü barış operasyonlarının etkilerini gündeme getiren ilk çalışma olarak dikkat çekiyor. Etnik, dini ve ırksal farklılıkların çatışma üretmek zorunda olmadığını altını çizen Nicholas Sambanis,  ‘’İnsanlar etnik savaşların, ayrılıkçı çatışmaların, soykırımların veya nefret suçlarının sert gerçekleriyle karşı karşıya kaldıklarında, bunların genellikle doğuştan gelen insan önyargılarının veya korkularının kaçınılmaz sonuçları olduğunu ve insanların derin farklılıklar nedeniyle geçinemediklerini varsayarlar. Yaptığımız çalışmaların çoğu etnik çatışmanın kaçınılmaz olmadığını gösteriyor. Buradaki anahtar, etnik farklılıkları öne çıkaran koşulları anlamak ve ardından çatışmayı yatıştırmanın veya yönetmenin yollarını bulmak’’ diyor.