Cemal Kafadar ve Ali Koç, Boğaziçi’nde taraftarlık tutkusunu konuştu

İnsan uygarlıkları ve etkileşimlerinin kültürel ve entelektüel tarihini konu edinen Humanities dersine fon sağlamak amacıyla düzenlenmekte olan HUM By Night konuşmalar dizisinin 4.sünde tutku ve taraftarlık konuşuldu. Humanities Dersleri Koordinatörü Dr. Leyla Kayhan Elbirlik’in moderatörlüğünde gerçekleşen etkinlikte, Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cemal Kafadar ve iş insanı Ali Koç, geçmişten bugüne taraftar olma halinin bireysel ve toplumsal boyutlarını tartıştılar.
Kenan Özcan

Her bölümden çok sayıda öğrencinin aldığı ve kültürel insanlık tarihini anlatan Humanities dersine kaynak yaratmak amacıyla gerçekleştirilen HUM By Night konuşmalar serisi daha önce evlilik, dedikodu ve erkeklik temalarıyla düzenlenmişti. Ali Koç ve Cemal Kafadar’ın katıldığı 29 Mayıs 2019 tarihinde Albert Long Hall’da gerçekleşen serinin 4. buluşmasında ise tutku kavramı taraftar olma odağında ele alındı.

Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Humanities Dersleri Koordinatörü Dr. Leyla Kayhan Elbirlik, Boğaziçi Üniversitesi’nin özgür, etik değerleri önemseyen, insanın doğayla, çevreyle ve bilimle olan ilişkisini anlamaya çalışan gençler yetiştirme misyonunda Humanities derslerinin önemli bir yeri olduğunu vurguladı. “Bu gece de taraftar olma halinin kaçamadığımız boyutlarını konuşmak istedik,” ifadeleriyle neden tema olarak tutku kavramının seçildiğini açıklayan Elbirlik, “Sohbetin amacı taraftarlık ruhunu, ritüellerini, taraftarlığın dününü ve bugününü konuşmak çünkü futbol asla sadece futbol değildir,” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

“Maviler ve Yeşiller”den “Bamyacılar ve Lahanacılar”a Taraftarlığın Tarihi

Taraf olma ve taraf tutma halinin İstanbul odağında geçmişinden bahseden Harvard Üniversitesi Tarih Profesörü Cemal Kafadar, İstanbul tarihinin gördüğü en hararetli taraftarlık örneklerinden birinin bugün At Meydanı olarak bilinen yerde oynanan at yarışlarında yaşandığını belirtti: “Roma İmparatorluğu döneminde 4 takım olarak başlayan ve zamanla Maviler ve Yeşiller olmak üzere 2 takıma düşen at yarışları, 150 bin seyircinin katıldığı şiddetli bir rekabete sahne olurdu. Rejimle daha uyumlu olarak görülen Maviler takımına karşı daha yoksul olan Yeşiller takımının karşılaşmalarındaki yoğun rekabet sınıfsal açıdan değerlendirilse de aslında tarihçiler tarafından rekabetin taraftar coşkusundan kaynaklandığı açıklandı.”

Osmanlı tarihinde takım sporları çok olmamasına rağmen okçuluk ve güreş gibi sporlarda taraftarlık halinin var olduğunu dile getiren Prof. Dr. Cemal Kafadar, saray içinde gerçekleşen cirit oyunlarında yoğun bir rekabetin olduğunu aktardı: “Bamyacılar ve lahanacılar olarak ayrılan cirit takımlarının taraftarları mezar taşlarına dahi takımlarının figürlerini işletirlerdi.” Kafadar, Osmanlı toplumundaki taraftarlığın sadece sporda değil Karagöz ve Hacivat, Bedii ile Kasım gibi meddah oyunlarında da yoğun bir şekilde görüldüğünü belirtti. Kafadar, “Günümüzün popüler dizilerine dair yapılan tartışmalar gibi meddah oyunlarını izleyenler de hikâyenin sonuna dair tartışırlardı. Hatta Bursa’da gerçekleşen oyunlardan biri bir izleyicinin meddahı bıçaklaması üzerine oyun gösterimi yasaklansa da oyunlar gizli gizli oynanmaya devam etti,” ifadeleriyle de Osmanlı’daki taraftarlık hallerinden örnekler paylaştı.

“Taraf olmak hepimizin genlerinde var”

Taraftarlık kültürünün bireysel ve toplumsal boyutlarına değinen Ali Koç, taraftarlığın sadece futbola özgü olmadığını ve renklere bağlanmaktan daha derin anlamlar içerdiğini dile getirdi: “Taraftarlık tek yönlü bir ilişki biçimi olmasıyla insan doğasına aykırı gibi görünse de aslında taraf olmak hepimizin genlerinde var. Kayıtsız şartsız destek olan taraftar yapısı cömertlik ve fedakârlık gibi karakteristik özellikleri de gerektirdiğinden, taraftarlık kültürü sadece takım için değil toplum için de faydalı olabilir.”

Futbolun endüstriyelleşmesi ve taraftar sınıfının geçmişten bugüne değişmesi üzerine de konuşan Ali Koç, “Eskiden futbol genellikle işçi sınıfına hitap eden bir spordu ve takımı desteklemek için stada gidip izlemek yeterliydi. Bugün ise takıma destek olmanın içine, forma almak, kombine bilet almak gibi maddi boyutta unsurlar da eklendi. Bu şekilde devam ederse er ya da geç para futbolu bozacak,” ifadelerini kullandı.

Endüstriyel futbol dışında bir futbol mümkün mü?

Lübnan’da savaştan kalan arsalarda futbol oynayan çocukları bir örnek olarak aktaran Prof. Dr. Cemal Kafadar, “Bugün futbol eğlence endüstrisinin bir parçası oldu, ama yıllar sonra futbolun asıl kalbi ve yaşatıcısı olarak bombalanmış yerlerde futbol oynayan bu çocukları hatırlayacağız,” ifadeleriyle endüstriyel futbol dışında bir futbolun hala var olduğunu dile getirdi. Hayatında hiç tuttuğu takımın maçına gitmemiş olsa bile takımının sevinci ve üzüntüsüyle yaşayan taraftarların varlığına dikkat çeken Ali Koç ise “Örneğin çocuk taraftarlarımızdan biri çöp torbasını boyayarak kendisine forma yapmıştı, zengin ya da fakir takım sevgisi herkesi buluşturabiliyor,” sözlerini dile getirdi.

Alternatif bir taraftar kültürü yaratılabilir mi?

Taraftarlığın ayrıştırma ve dışlamaya varan yönlerine de değinilen etkinlikte, eril kültürün hâkim olmadığı ve kapsayıcı bir taraftar kültürü yaratmanın imkânları da ele alındı. “Taraftarlıkta aile, mahalle, millet gibi çok sayıda aidiyet kavramını birleştiren bir şey var. Dünya tarihinde dinini ya da milli aidiyetini değiştirmiş milyonlarca insan bulunabilir, ancak takım değiştirmek çok nadirdir,” ifadelerini dile getiren Prof. Dr. Cemal Kafadar taraftarlık kültürünün bu boyutuyla sadakat ve ihanet gibi temel duyarlılıkları ve etik meseleleri tartışma imkânları yarattığını vurguladı.

Fenerbahçe Spor Kulübü bünyesinde alternatif bir taraftar kültürü yaratılmasına dair çalışmalardan bahseden Ali Koç ise “Ülkedeki 3 büyük kulüp aslında pek çok şeyi değiştirebilir. Futbol sahaları rekabet alanları ancak saha dışında kulüpler şiddete karşı birlikte hareket etmeli ve güzel alanlarda da rekabet ediyor olmalı,” sözlerini ekledi.