“Demokratik yurttaşlığın temelleri kentlerde atılıyor”

Boğaziçi Üniversitesi mezunlarını öğrenciliklerini geçirdikleri kampüste yeniden ağırlamak üzere düzenlenen “Mezunlarla Açık Ders” serisi, “Şehrin Halleri” temasıyla İstanbul’u tarihi ve sosyolojisiyle bir bütün olarak ele almaya devam ediyor. “Kentsel Yurttaşlık: Demokrasiyi Kentte Düşünmek” başlığıyla 10 Mart 2020 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mert Arslanalp tarafından verilen serinin 5. dersinde de kentsel meselelere demokratik yurttaşlık perspektifinden bakıldığında neler görülebileceği konuşuldu.
Kenan Özcan

Demokratik yurttaşlığı kent ölçeğinde düşünebilir miyiz? Kentsel meselelere demokratik yurttaşlık perspektifinden bakarsak neler görürüz? Çağımızın sorunları karşısında kentsel yurttaşlığın imkân ve sınırları nelerdir? Kentler sadece içinden geçip gittiğimiz mekânlar mıdır yoksa kenti şekillendirmek kendimizi şekillendirmek anlamına da gelir mi? Dünyanın önde gelen sosyal kuramcılarından David Harvey’e göre kenti şekillendirme hakkı hukuki bir talepten ibaret değil, içinde yaşadığımız kenti değiştirmek kendi geleceğimizi belirlemek anlamına da geliyor. 10 Mart 2020 tarihinde Demir Demirgil Salonunda düzenlenen “Kentsel Yurttaşlık: Demokrasiyi Kentte Düşünmek” başlıklı dersinde bu sorulara Türkiye ve dünyadan örneklerle cevap arayan Dr. Öğr. Üyesi Mert Arslanalp, kentleri demokratik yurttaşlığın vücut bulduğu kamusal ve siyasal mekânlar olarak düşünmenin önemini hatırlattı.

Kentsel yurttaşlıktan bahsetmek neden gerekli?

Mert Arslanalp sunumuna kentsel yurttaşlık üzerine konuşmanın niye önemli olduğunu açıklayarak başladı: “Kentsel yurttaşlığı bir olgu olarak gündemimize sokan nedenlerin başında 20. yüzyılda meydana gelen demografik dönüşümler geliyor. Dünyanın çok hızlı bir şekilde kentleşmesi sonucu 2007 civarında dünyadaki kentsel nüfus, kırsal nüfusu aştı ve dünya kentsel çağ denilen bir döneme girdi.”

“Diğer bir neden ise kentlerin derin eşitsizliklerin ve sosyo-mekânsal ayrışmaların ortaya çıktığı yerler olması. Aynı semtin içinde derin yoksulluk yaşayan gecekondu mahalleriyle zengin plazaların yan yana olduğunu görebiliyoruz. Böyle bir kapitalist kentleşme yurttaşlığın imlediği eşitlik prensibinin gündelik olarak kaybedilmesi anlamına geliyor, kentsel yurttaşlıktan bahsetmek ise gündelik olarak tecrübe ettiğimiz eşitsizliklere karşı siyasal bir dil kurmamıza izin veriyor.”

2019 yılının kentsel yurttaşlığın gündelik pratik olarak çok sayıda yerde kendisini gösterdiği bir yıl olduğunu paylaşan Arslanalp, Paris, Beyrut, Santiago, Hong Kong gibi yerlerde meydana gelen protestolardan örnekler verdi: “Olayların birçoğunun başlangıcına baktığımızda basit diyeceğimiz kentsel meselelerin protestoları tetiklediğini görüyoruz. Örneğin Şili’de olaylar metro fiyatlarına, Paris’te benzin vergilerine yapılan zamla başladı. Hong Kong farklı bir örnek olarak kentin özerkliğine dair yapılan bir mücadeleye sahne oldu. Türkiye’de benzer protesto dalgaları 2013’te Gezi Parkı’nın kentsel bir mekân olarak kalması talebiyle gerçekleşmişti. Geçtiğimiz yıl, Kanal İstanbul için yapılan dilekçe eylemi de kentsel yurttaşlık pratiklerine bir örnek sayılabilir.”

Türkiye’de kentsel yurttaşlıktan bahsetmek bir lüks mü?

Türkiye’nin mevcut koşullarında kentsel yurttaşlıktan bahsetmenin bir lüks olup olmadığı sorusuna da değinen Arslanalp, ulusal düzeydeki demokratik hareketlerin temellerinin kentte ortaya çıkmış hareketlerin katkısıyla atıldığını vurguladı: “Ulusal / yerel ayrımını çok keskin düşünmemek lazım. Demokratik yurttaşlığın nüveleri çoğu zaman yerelde atılıyor.”

Konuşmasının devamında yurttaşlık denildiğinde ilk akla gelenin kent değil, ulus devlete olan hukuki bağ olduğunu hatırlatan Mert Arslanalp, yurttaşlığın merkezinde “haklara sahip olma hakkı”nın yattığını aktardı: “Bu hakların neler olabileceği yurttaşların kendi mücadeleleriyle belirleniyor. Burada hem bir imkân hem bir sorumluluk yatıyor ve yurttaşlığın siyasal katılım boyutunu akla getiriyor. Aktif yurttaş olmak demek topluluğun geleceğinde söz sahibi olmak demek.”

“Yurttaşlığın ulus devletten önce de bir tarihi var”

Modernleşmenin hepimizi belirli ulus devletlerin yurttaşları haline dönüştürmesiyle yurttaşlığın ulus devlet öncesi tarihini unuttuğumuza dikkat çeken Arslanalp, bu uzun tarihsel geçmişte yurttaşlığın kentlerle iç içe bir kavram olarak anlaşıldığını belirtti: “Batı dillerinde yurttaş (citizen) ve kent (city) kelimelerinin etimolojik bir ortaklık taşıması bir tesadüf değil. Bugün yurttaşlıkla özdeşleştirdiğimiz seçim, ekonomik katılım, sokak eylemleri gibi birçok pratiği erken modern dönem kentlerinde görebiliyoruz.”

Günümüzde ise kentsel yurttaşlık kavramını anlamının “kent hakkı” (right to the city) kavramından geçtiğini ifade eden Mert Arslanalp, bu hakkın merkezinde eşitlikçi ve adil bir kent yaratma talebinin geldiğini açıkladı. Kentin kaynaklarına kentte yaşayanların eşit erişiminin olmasını ve kentin sakinleri tarafından demokratik mekanizmalar yoluyla planlanmasını içeren kent hakkı kavramı, Arslanalp’ın aktardığına göre ancak kapitalist kentleşme aşılabilirse eşit ve adil bir kent kurulacağı vizyonunu içeriyor: “Bizler birey olarak ancak kentte var oluyoruz ve içinde bulunduğumuz kentler bizim nasıl bir insan olduğumuzu şekillendiriyor. Dolayısıyla insanlar olarak kendimizi yaratmak istiyorsak içinde bulunduğumuz kentleri de yeniden yaratmamız ve dönüştürmemiz gerekiyor.”

İstanbul’da Kentsel Yurttaşlık

Konuşmasının devamında farklı kentlerden örneklerle kentsel yurttaşlığın anlamını somutlaştıran Dr. Öğr. Üyesi Mert Arslanalp, Buenos Aires’teki gecekondu eylemleri, Kuzey Amerika’daki sığınak kentler gibi pratikleri katılımcılarla paylaştı. Arslanalp, İstanbul’daki kentsel yurttaşlık pratiklerinden örnekler de verdi: “Burada kentsel yurttaşlığın önünde çok sayıda kurumsal engellemeler var ama tablo tamamen karamsar değil. Yurttaşlık pratiklerine baktığımızda özellikle son 20 yılda ciddi bir tecrübenin kazanıldığını düşünüyorum. Neo-liberal kapitalizmin hız kazanması ve kent mekânının ekonomik olarak değerinin artmasıyla kentsel yurttaşlık mücadeleleri her zaman başarılı olamasa da hak talep etmeye dair önemli bir deneyim elde edildi.”

Mert Arslanalp hakkında

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden 2006 yılında mezun olan Arslanalp, siyaset bilimi alanındaki doktora derecesini 2015 yılında Northwestern Üniversitesi’nden aldı. Doktora tezinde Buenos Aires ve İstanbul’daki gecekondu mahallelerindeki kentsel yurttaşlık mücadeleleri üzerine çalışan Arslanalp, 2016 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Arslanalp’in akademik araştırma alanları arasında kentsel siyaset, toplumsal hareketler ve demokratikleşme gibi konular yer alıyor.