Dilbilimden Uluslararası İlişkilere Bir Boğaziçi Macerası

Boğaziçi Üniversitesi Dilbilim Bölümü son sınıf öğrencisi ve Kasım 2019’dan bu yana Öğrenci Temsilciliği Kurulu (ÖTK) Başkanı olarak görev yapan Tunç Ekin Yavuz, uluslararası ilişkiler alanının önde gelen kurumlarından olan Johns Hopkins Üniversitesi Paul H. Nitze İleri Uluslararası Araştırmalar Okulu’na (School of Advanced International Studies) bu yıl kabul alan az sayıda isimden biri. Yavuz, bulunduğu yere gelmesinde Boğaziçi’nin ona verdiklerinin önemli bir rolü olduğunu söylüyor ve ÖTK Başkanı olarak da ardında bulduğundan daha iyi bir kurum bırakmak için çabaladığını vurguluyor. Tunç Ekin Yavuz ile Boğaziçi deneyiminin yanı sıra sivil toplumda ve özel sektörde kazandığı deneyimlerini konuştuk.

Uluslararası ilişkiler akademisinin önemli kurumları arasında yer alan John Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Araştırmalar Okulu’nun Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Programı’na kabul alan öğrencilerden biri de Boğaziçi Üniversitesi Dilbilim Bölümü son sınıf öğrencisi Tunç Ekin Yavuz. Dilbilim Bölümü’nde okumasına rağmen sivil toplumda ve değişim programlarında kazandığı deneyimlerle uluslararası ilişkilerde kariyerini sürdürmeyi seçen Tunç Ekin Yavuz, Boğaziçi’nde geçirdiği yılları ve geleceğe dair planlarını bizimle paylaştı.

Sizin için Boğaziçi macerası nasıl başladı?

Aslında Boğaziçi maceram Galatasaray Üniversitesi'nde başladı. Üniversite sınavının ilk aşamasında beklediğimden daha kötü sonuçlar almıştım. Sonrasında gerçekleşen Dil sınavından iyi bir sonuç aldığım için Galatasaray Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne başladım. Ancak lisede Amerikan kültürünü bir şekilde edinmiş bir insan olarak Fransız ekolünde eğitim göremeyeceğimi kısa sürede anladım. O sırada Boğaziçi'nde Dilbilim Lisans Programı yeni açılmıştı, ben de o yılın Aralık’ında Boğaziçi’ne geçmeyi kafaya koydum ve Galatasaray'da hazırlığı bitirdikten sonra buraya geçiş yaptım.

“Sivil toplum bana dünyanın farklı yerlerinde farklı kapılar açtı”

Dilbilim Bölümü çok kalabalık bir bölüm değildi ve hocalara çok daha yakın olmak Boğaziçi deneyimimi güzelleştiren parçalardan biri oldu. Lisans hayatımın büyük bölümünde danışmanım aynıydı, sağlıklı öğrenci-akademisyen ilişkileri okula akademik olarak da beni bağladı. Bununla beraber, bu tasvirde bulunmayacak Boğaziçi öğrencilerinin de var olduğunu biliyorum, ne yazık ki her danışman aynı değil. Okulun yıllardır çare bulamadığı bir problem bu, yarının Boğaziçi’sinde yer almaması gereken.

Dilbilim lisans eğitimim sırasında aldığım eğitimin profesyonel hayatta yapmak istediklerim ile birebir uyuşmadığının farkındaydım. Bu noktada oluşan açığı kapatabilmek için okul dışındaki faaliyetlere ağırlık verdim. Örneğin lisede ABD Dış İşleri Bakanlığı'nın KL-YES isimli programıyla 2013-2014'te Massachusetts eyaletinde bulunmuştum. Döndüğümden beri YES Mezunları Derneği'nde gönüllü olarak çalışıyorum. Programa katılan diğer öğrencilere uyum kamplarında eğitmenlik yapmaktan İstanbul maratonunda farkındalık yaratmak için koşmaya, birbirinden değişik çabalarda bulundum. Bunun yanında AFS Gönüllüleri Derneği'nde de geçtiğimiz seneye kadar birtakım görevler üstlendim. Dünyaya açık bir kapıdan bir şeyler yapmak istiyordum ve içinde yer aldığım sivil toplum yapıları ya da sosyal sorumluluk projeleri bana dünyanın farklı yerinde farklı kapılar açtılar. Yeri geldi Almanya'da Türkiye'den göçmüş Suriyeli mülteci çocuklarla çalıştım, yeri geldi Washington DC’de kongre üyeleriyle toplantılara katıldım.

Dilbilim Bölümü'ndeyken de değişim programı için Amerika'da siyaset bölümü iyi olan bir okula, Washington University in St. Louis’e gitmeyi tercih ettim. Oraya gittiğimde Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunlarından ve orada akademisyen olan Deniz Aksoy'la tanıştım ve ondan ders aldım. Bu sayede hem Boğaziçi’nde aldığım derslerle, hem de St. Louis’de aldıklarımla akademik portföyümü geliştirmeye gayret ettim. 

Dilbilim Bölümü’nde okurken bölüm değiştirmeyi düşündünüz mü?

Dilbilim Bölümü'nü hiçbir zaman bırakmak istemedim, çünkü bölümün verdiği perspektifin bana klasik bir siyaset öğrencisinin sahip olabileceği bakış açısından daha farklı şeyler kattığını düşünüyorum. Her zaman bu disiplinden aldığım araçları farklı alanlarda nasıl uygularım diye kafa yordum. Ayrıca dil bölümü gibi görünen bir bölümün ne kadar analitik temelli olması gerektiğini de öğrendim. Durum böyle olunca, hiçbir zaman bölüm değiştirmeye niyetlenmedim.

“Batı için fikir üreten merkezlerle iletişimde kalmak çok önemli”

John Hopkins Üniversitesi’nde yüksek lisans yapma kararını nasıl verdiniz?

John Hopkins’in İleri Uluslararası Araştırmalar Okulu (School of Advanced International Studies), uluslararası ilişkiler konusunda uzun bir tarihi olan ve önemli isimleri yetiştirmiş bir okul. Bu program hem akademik hem sosyal geçmişimle uyuşuyordu, hem de lisans eğitimimde yeteri kadar ağırlık veremediğim alanlarda açığı kapatmama imkân sağlıyordu. Okul Amerikan akademisinde teorisiyle bilindiği kadar verdiği sayısal arka planıyla da biliniyor. Ciddi isimler yetiştirmiş, Amerikan Dışişleri bakanları çıkarmış bir kurum. 20 yıl önce Boğaziçi'nden gitmiş bir mezun var, onunla da iletişim kurdum. Hem mezunlarından, hem hocalarından hem de öğrencilerinden deneyimlerini dinledikten sonra kararımı verdim.

Batı için fikir üreten bunun gibi merkezlerle ve bu merkezlerin yoğunluklu olarak yer aldığı kentler ile iletişimde kalmak bence çok önemli. Çeşitli etki çemberlerinde bulunarak ya da bu çemberlerde neler konuşulduğunu yerinde öğrenerek bazı şeyleri nasıl daha iyi yapabileceğimize dair fikir edinebilir, kazanımlarımızla çevremizdeki süreçlere katkı sağlayabiliriz. Ben de edineceklerim ile içerisinde bulunduğum alanları geliştirmek için çaba sarf edeceğim.

Ancak belirtmem gerekir ki, dünyanın içinde bulunduğu durumu da göz önüne alarak gidişimi bir yıl erteledim. Bu yılı İstanbul’da, ufak bir ara dışında 2019 Ocak’ından beri stajıma devam ettiğim Koç Holding’in Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörlüğü’nde geçireceğim.

Yüksek lisansın ardından doktora yapmayı düşünüyor musunuz?

Doktora yapabileceğime inanıyorum, ancak yapar mıyım bilmiyorum. Bu alanda çalışan hocalarla ve profesyoneller ile konuştukça şunu fark ettim: Teoriden de sahada çalışmaktan da keyif alıyorum. Bu noktada, harcayacağım emek ve zamanı doktoraya veya iş dünyasına yönlendirdiğimde alacağım muhtemel çıktıları karşılaştırdığımda, doktora benim için çok mantıklı bir seçenek gibi gözükmüyor. Ancak bu değerlendirmeyi yaparken içinde bulunduğum şartlar değişebilir, o yüzden doktora yapma ihtimaline kapıyı kapatmıyorum. Uzun dönemde hedefim sivil toplum, özel sektör ve devlet gibi yapıların bir araya geldiği noktalarda etkinin nasıl yaratılabileceği ve arttırılabileceği üzerine çalışmak. Bu koordinasyonun sağlayacağı faydanın maksimize edilmesi, tüm paydaşları kapsayan daha iyi bir gelecek inşa ederken bizlere ışık tutacaktır. Zira görüyoruz ki, iş dünyası da bunun farkında; geçtiğimiz sene World Economic Forum neredeyse elli yıl aradan sonra manifestosunu değiştirdi, paydaşların (stakeholder) vurgusunu öne çıkardı. Şimdi de The Great Reset adını verdikleri kapitalizm’in yeniden inşasına girişiyorlar. İleride özel sektörde yer alabilirim ancak bir ayağım her zaman sivil toplumda kalacaktır. 

"Bulduğumdan daha iyi bir kurum bırakmak istiyorum"

Peki, Öğrenci Temsilciliği Kurulu’na katılmaya nasıl karar verdiniz ve şu anda ÖTK Başkanı olarak nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?

Bugün hayatta geldiğim noktada Boğaziçi’nin de katkısı var ve bu vefa borcunu biraz olsun ödeyebilmek gayesi ile kurulda üç yıldır görev alıyorum. Bu süre içerisinde hem kendime hem de kurula sorduğum Boğaziçi camiasını ilgilendiren birçok soru ortaya çıktı. Bunları daha somut cevaplandırmak ya da hâlihazırda verilen cevapları değiştirebilmek için bu yapının içinde bulunmayı tercih ettim. Bahsettiğim soruların bir kısmı geçen sene yapılamayan seçimden kaynaklanan sorunlardan doğuyordu, bir kısmı ise o süreçten de önce yaşanan kimi olaylardan.

Kasım 2019’da başkanlığı sevgili Mustafa Bilal Söğüt’ten devraldım. Adaylık sürecinde de, bugün de neden bu göreve gelmek istediğim sorulduğunda tek bir cevabım oldu: Bulduğumdan daha iyi bir kurum bırakmak istiyorum. Öğrenciler için ÖTK'nin ne yaptığı sorusu çok net değil, seçim sürecinde bile bazı bölümlerde kıl payı aday çıkarıldı. Hâlbuki içinden geçtiğimiz salgın süreci bizlere kurum kendine çalışma alanı yarattığında ne kadar etkili olabildiğini gösterdi. Öğrencilerin bu konuda daha bilinçli olup daha aktif bir şekilde temsile katılmalarını teşvik etmek gerekiyor. İstenilen noktalara hemen gelemeyebiliriz ama en azından buna yönelik bir süreç başlatmak istiyorum.