“Dünkü Ben, Yarınki Biz: Duygularımızın Yeniden Keşfi”

Sosyal mesafe, izolasyon, sokağa çıkma yasağı gibi kavramlarla tanıştığımız bugünlerde, duygularımız yeni sınırlara ne derece uyum sağlayabiliyor? Görülemeyen bir tehditle başa çıkmaya çalışırken benliğimiz de yeni korku nesneleriyle tanışıyor ve etrafındaki nesnelerle yeni iletişim biçimleri kurmaya çalışıyor. Boğaziçi Üniversitesi İş İnsanları Derneği (BRM) tarafından düzenlenen “The Great Reset” Zoom Sohbetlerinin 3.sünde Boğaziçi Üniversitesi emekli öğretim üyeleri Prof. Dr. Şemsa Özar ve Prof. Dr. Nükhet Sirman ile öğretim üyesi Dr. Feyza Akınerdem karantina günlerinde duyguların yeniden keşfi üzerine gözlemlerini ve düşüncelerini paylaştılar.

29 Nisan Çarşamba günü Zoom platformu üzerinden düzenlenen “Dünkü Ben, Yarınki Biz: Duygularımızın Yeniden Keşfi” başlıklı buluşma, yaşadığımız olağanüstü günleri duygular sosyolojisinin perspektifinden tartışmaya olanak sağladı. “Yeni düzene nasıl uyum sağlıyoruz, neleri yıkıp neleri yeniden inşa etmeye çalışıyoruz?” gibi sorular çerçevesinde Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Şemsa Özar, Sosyoloji Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman ve yine Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Dr. Feyza Akınerdem, karantina dönemi ve sonrasını yeni keşfedilen duygular, değişen aile içi ilişkiler ve özel alan ve kamusal alan ayrımı gibi başlıklar üzerinden değerlendirdi.

“Virüs dağarcığımıza yeni korku nesneleri kattı”

Salgınla birlikte bir duygu patlaması yaşadığımızı ve endişe, iğrenme, öfke, suçluluk gibi pek çok duyguyu bir arada yaşadığımızı belirten Prof. Dr. Nükhet Sirman, “Virüs dağarcığımıza naylon torba gibi yeni korku nesneleri kattı, bunun gibi nesneler bizde tehlike duygulanımı yaşatıyor ve bizi o doğrultuda harekete geçiriyor. Örneğin, eve bir naylon torba girdiğinde onu atıyoruz ya da dezenfekte ediyoruz ama eve başka torbalar da girecek, torbadan kurtulmak virüsten kurtulduğumuz anlamına gelmiyor. En sonunda da torbanın kendisi bir korku nesnesi haline gelmiş oluyor, aslında torba yaşayan bir şey değil ama görünmeyen bir şeyin taşıyıcısı, bu yüzden korkutucu,” ifadelerini kullandı.

Tatil günlerinde uygulanan sokağa çıkma yasaklarını da yorumlayan Sirman, duyguların da sosyal olarak inşa edildiğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Korku ve endişe zamanlarında kişinin tarihçesine göre herkese farklı duygular yapışır. Sokaktaki insanların kimisi öfkeli, kimisi depresyonda, kimisi sorumluluklardan kurtulmanın rehavetini yaşıyor. Ancak devlet rehavetin tehlikeli olabileceğini hissettirmek istiyor ve belirli günlerde sokağa çıkma yasağı koyuyor. Çık-çıkma durumu da korku atmosferini devamlı kılıyor ve insanları optimal bir gerginlikte tutuyor. Örneğin ilk yasakta panik yaşandı ama ikincisinde sokaklar sakindi. Devlet belli orandaki insanları feda edip belli orandaki insanları koruyarak duygularımızı tanımlıyor.”

“Salgın ev içi yeni müzakereleri gerekli kılıyor”

Karantina dönemini değişen aile kompozisyonları açısından değerlendiren Prof. Dr. Şemsa Özar ise bu dönemin ev işlerinin yaşamsal olduğunun fark edilmesi için iyi bir fırsat olduğunu vurguladı: “Salgın dönemi akşam masaya gelen dolmanın nasıl pişirildiğini görmek için iyi bir fırsat. Erkekler tarafından çoğunlukla küçümsenen ev işleri olmasan yaşamı sürdüremeyeceğimizi gördük. Ev işleri görünmeyen emek olmaktan çıkarak görünür emek olmaya başladı. Ayrıca ailelerin kompozisyonu değişiyor, bazı ailelerde 3 kuşak bir arada yaşamaya başladı ya da üniversiteye giden gençlerin dönmesiyle yeniden birlikte yaşam başladı. Bu aile bireylerinin birlikte yaşamı sürdürebilmeleri için yeni müzakereler yapması gerekiyor: Hangi alanı kim kullanacak, hangi işi kim yapacak? Kadınların daha çok iş yapmasının anlaşılmasının güçlenmelerini de sağlayabileceğini umut ediyorum.”

Karantinanın bireyler arasındaki dayanışmayı da gündeme getirdiğini ekleyen Prof. Dr. Özar, salgın döneminde gündeme gelen yaşlı bakımı konusunda ülkelerin farklı adımları olduğunu aktardı: “Yaşlı bakımı Türkiye’de aileye bırakılan bir şey, Avrupa ülkelerinde ise kurumsallaşma daha hâkim. Örneğin ABD’de salgın yaşlı evlerini çok kötü etkiledi çünkü yaşlıların bir arada yaşaması virüsün yayılmasını hızlandırdı. Avrupa’nın bazı ülkelerinde ise yeni deneyimler var, devlet yaşlı evleri yerine farklı kuşakların bir arada yaşamasını teşvik ediyor. Örneğin akraba olmayan 80 yaşındaki bir yaşlı, bir öğrenci ve 2 çocuklu bir aile aynı apartmanda yaşıyor ve hem birbiriyle dayanışma kuruyor hem de akrabalık bağı olmadığı için bizdeki aile apartmanlarının aksine mesafeler daha iyi korunuyor.”

Yakınlığın olumlandığı bir toplumda sosyal mesafe ne anlama geliyor?

Salgının yayılmasını önlemek adına yapılan ve fiziksel ya da sosyal mesafe denilen uygulamanın “sosyal mesafe” olarak bilinmesinin önemli olduğunu belirten Dr. Feyza Akınerdem, “Sosyal mesafe hem duygusal hem de davranışlarımızı belirleyen bir kavram. Bu isim eleştiriliyor da ama ben bir sosyolog olarak diyorum ki bunun adını sosyal mesafe koyalım ve neyle karşı karşıya olduğumuzu bilelim, çünkü aslında alışkın olduğumuz yakınlıklardan vazgeçiyoruz ve birçok duyguyu bastırıyoruz. Türkiye toplumu samimiyet üzerine kurulu bir toplum, her zaman daha yakın olmayı seçen bir toplum. Bu yüzden özel alan ve kamusal alan ayrımı da bizde net değildir,” ifadelerini kullandı.

Dr. Akınerdem sosyal mesafe uygulamasının Türkiye toplumu için önemli değişiklikler getirebileceğini vurguladı: “Toplumumuzda siyaset samimiyetle çok ilişkili, siyasetçi genelde dokunulabilir bir yakınlıkta olmaya çalışır. Örneğin ‘Biz bir aileyiz’ söylemini siyasi partilerden de çok duyarız devletten, şirketlerden, reklamlardan, futbol takımlarından da. Kısacası her yerde yakınlığın olumlandığı bir toplumda yaşıyoruz. Salgın diyor ki bu teması kes ve dokunma, bu komutlar o kadar basit değil. Örneğin önümüzdeki 2 yıl daha sosyal mesafeyi koruyun denirse bu teknik olarak çözülebilir ama toplumsal olarak çok çetrefilli bir süreç olacaktır. Örneğin sosyal mesafeyle yaşanılan ve yakınlığın olumsuzlandığı bir gelecekte söylemini samimiyet üzerine kurmaya alışmış bir siyasetçi daha adil vaatlerde bulunacak mı? Küresel kapitalizmde dip dibe çalışma ortamında üretim yaptıran şirketler daha insani değişiklikler yapacaklar mı? Aslında sosyal mesafenin hayatımızda olumlu olarak değişiklik yapabileceği çok fazla yer var.”

Koronavirüs krizinin iş dünyası ve kişisel dünyalarımız üzerindeki etkilerine bakmayı hedefleyen “The Great Reset” sohbetleri daha önce “Yönetim Kurulunuzda Davetsiz Misafir: Koronavirüs” ve “Köprüden Önce Son Çıkış: Yeni Bir Dünya” başlıklarıyla gerçekleşmişti. Zoom sohbetlerinin bir sonraki buluşması ise 6 Mayıs 2020 tarihinde “Genç Boğaziçililer Açık Mikrofonda” başlığıyla gerçekleşecek. Etkinliğe katılmak için https://www.brm.org.tr/reset adresini ziyaret edebilirsiniz.