‘’Eşit yaşam ve eğitim şartları talebi pandemi sürecinde elzem hale geldi’’

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü, 2020-2021 akademik yılında yeni akademisyenler kazandı. Bu isimler arasında, makro toplumsal ve eğitimsel süreçlerin karşılıklı etkileşimi ve eğitimde eşitsizlik konuları üzerine çalışmalar yürüten R. Nazlı Somel de yer alıyor. Hacettepe Üniversitesi mezunu olan Somel, yüksek lisansını Ankara Üniversitesi’nde doktorasını ise Helmut Schmidt Üniversitesi’nde tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi’nin sunduğu kolektif çalışma ve disiplinlerarası işbirliği ortamında eğitimin yapısal sorunları üzerine çalışmalarını derinleştirmeyi hedefleyen Somel, Covid-19 süreciyle daha da görülür hale gelen ve eğitim alanında öğrenci, akademisyen, idari çalışan gibi farklı paydaşları ilgilendiren çeşitli problemlerin aşılabilmesi için yapısal anlamda kolektif bir yaklaşımın gerekli olduğunu vurguluyor.

Öncelikle sizi tanıyabilmek adına bize akademik geçmişinizi kısaca anlatır mısınız?

2001 yılında Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldum. 2003-2005 arasında MEB’de Kastamonu Köçekli köyü ve Ankara Şereflikoçhisar'da kadrolu sınıf öğretmeni olarak çalıştım. Bu esnada Ankara Üniversitesi’nde (Eğitimin Sosyal Tarihi Felsefi Temelleri Anabilim Dalı’nda) yüksek lisansımı tamamladım. Yüksek lisans tezimde Cumhuriyet tarihinde evrim kuramı öğretiminde yaşanan değişimleri o dönemde gerçekleşen toplumsal ve siyasal değişimlerle iç içe ele aldım. Bu şekilde toplumsal alanda tartışılan bir konunun eğitimde ele alınma biçimleri ve bu ikisi arasındaki ilişkiyi tartışmak mümkün oldu. O günden bu yana makro toplumsal süreçlerin eğitime etkileri ve yine tersinden eğitimdeki gelişmelerin (kurumsallaşması, genişlemesi, eşitsizlikler, vb.) toplumsal alana etkilerini inceleyen çalışmalar yapıyorum.

Çalışmalarımın başlıca eksenlerinden biri eşitsizlik. 2006 yılında arasında ‘Eğitimde Eşitsizliğe İlişkisel Bir Yaklaşım’ başlıklı bir doktora çalışmasına başladım ve eğitimde eşitsizliğin mekanizmalarını hem İstanbul'da bir okulda yürüttüğüm alan çalışmasıyla hem de teorik olarak incelendim. Doktora tezimi 2019'da Helmut Schmidt Üniversitesi’nde (Hamburg, Almanya) savundum. Doktoram sırasında ayrıca, Prof. Dr. Arnd-Michael Nohl yürütücülüğünde gerçekleştirilen ‘Eğitim ve Toplumsal Değişim’ başlıklı bir DfG (Alman Araştırma Cemiyeti) projesinde de çalışma imkânı buldum. Bu çalışmada 2005 İlköğretim Müfredat Reformunu çok boyutlu olarak inceledik.

Yapılandırmacı eğitim yaklaşımının Türkiye’de bir fikir olarak kabul görmesinden başlayarak, MEB’ye bu yaklaşımı kabul eden bir örgüt ortamının girmesine ve akabinde yürürlüğe giren müfredatların beş farklı okulda pratiğe geçirilme süreçlerine kadar inceledik. Aynı müfredatın farklı okullarda pratiğe geçmesindeki farkların belgelenmesi bence çalışmanın en ilginç yönlerinden biriydi. Hem doktoram hem de bu çalışma kitaplaştırıldı. Şu anda ‘Eğitim ve Toplumsal Değişim’ projesinin sonuçlarını içeren, Prof. Nohl ile birlikte yazdığımız kitabımız Türkçe basıma hazırlanıyor.             

Özel okul öğretmenlerinin sorunlarını araştırdı

İlgi alanlarınız ve araştırmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Makro toplumsal ve eğitimsel süreçlerin karşılıklı etkileşimi en genel ilgi alanlarım. Şu anda Türkiye’de özel okul öğretmenlerinin son 20 yılda çalışma koşullarında meydana gelen (çoğu olumsuz) gelişmeleri, bu süreçte eğitim alanında yaşanan yapısal değişimler (örneğin öğretmen istihdamına ilişkin yasal düzenlemeler) ve Türkiye toplumunda yaşanan (demografik vb.) değişimlerle birlikte analiz etmeye çalışıyorum.

Bunun için son birkaç yıldır gözlemlediğimiz özel okul iflasları ve bunlarla ilişkili olarak ortaya çıkan öğretmen sorunlarını odağa aldım. Özel okul öğretmenlerinin çalışma koşullarına ve bunun mesleki kimliklerine etkilerine de odaklanan araştırmamız üç büyük ilde, aynı özel okul zincirinin farklı kampüslerinde çalışan öğretmenlerle gerçekleştirdiğimiz grup söyleşilerinden de beslendi. İleride, Türkiye’de özel okul sektörünün başka boyutlarını da çalışmak istiyorum.

Bu çalışmanın hemen ardından ya da onunla paralel bir şekilde, ‘kopya’ konusunda uzun erimli bir çalışmaya başlamak da planlarım arasında. Kopya bir yandan temel bir eğitim sorunu diğer yandan bu sorunu devamlı ve yaygın kılan (sert ve haksız rekabet, dolayısıyla eşitsizlik vb. gibi) yapısal problemler var. Kopya, eğitim politikalarından örgütsel mekanizmalara, örgüt ve grup kültürüne kadar farklı toplumsal seviyelerde ve bir toplumsal pratik örneği olarak çalışılabilir. Burada amacım, konunun bir bireysel tutum sorunu ya da anomali olduğu yönündeki yaygın kabulün ötesine geçebilmek. Böylesi temel sorunlar ancak anlaşıldıklarında üstesinden gelinebilir hale gelirler.

Elbette bu konuları ele alırken doğrudan alana yönelik de çalışılmış olunuyor. Örneğin eğitim sosyolojisine yöntemsel ve teorik katkılar sunmak ya da yeni araştırmacıların yetişmesine katkı koymak gibi.

Boğaziçi Üniversitesi'nde yeni görevinize başlarken akademik hedefleriniz, Boğaziçi'nde uygulamayı planladığınız projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

Boğaziçi Üniversitesi ve Eğitim Bilimleri Bölümü akademik personeli ve kurumsal yapısıyla çalışmalarım için kolektif bir ortam sunuyor, bunun için müteşekkirim. Bölümün yanı sıra Üniversite bünyesinde doğrudan çalışma alanımda üretim yapan bir merkez, BEPAM, bulunuyor. Bunların yukarıda bahsettiğim çalışmalar için hem işbirliği fırsatları hem de perspektifimi geliştirecek tartışmalar doğuracağına eminim. Amacım ilgi alanlarımı, bölümümün gelecek planları ve okulun sunduğu imkanlarla ve aynı zamanda bugüne kadar geliştirdiğim uluslararası networklerle ilişkilendirerek ilerlemek. Bunları yaparken Sosyoloji Bölümü’yle işbirliği yapmayı da çok isterim.   

Covid-19 toplumsal bir sorun

İçinde yaşadığımız dönem kaygı, endişe, stres gibi durumları maalesef çoğaltan bir dönem... Covid-19 pandemisi ile bu durum daha da vahim bir tablo çizmeye başladı. Özellikle bu dönem online eğitim alan öğrencilerin stres ve kaygı seviyesinin arttığı gözleniyor, bu normal sayılabilir mi? Bu durumun kalıcı olması halinde ne tür yöntemlerle bu kaygılarla başa çıkabiliriz, neler önerirsiniz?

Çok güzel bir şekilde sorunuzu Covid-19’u daha geniş bir bağlama oturtarak sordunuz. Bence de, Covid-19 iki nedenle üniversite öğrencilerinin ve personelinin hâlihazırda deneyimlediği stresi şiddetlendirdi. İlki, birbirimizden izole olduğumuzdan ortak sorunlarımızı konuşarak, paylaşarak üstesinden gelme ya da en azından görece normalleştirme şansımız oldukça kısıtlandı.

Bu durum, Covid-19 öncesinde de var olan, geleceğin belirsizliğinden kaynaklanan ya da başarısızlık gibi kaygıları, şiddetlendirdi. Stres ve ilişkili sorunlar, toplumsal olarak paylaşıldığında ancak azalan ve üstesinden gelinebilen durumlar. Benzer bir durum akademik personel için de geçerli. Toplumsal hayatın bir an önce normale dönmesi için gerekli önemleri kolektif olarak talep etmek, bunlar için uğraşmak belirsizliği ve yalnızlığı azalttığı ölçüde yararlı olur diye düşünüyorum.

Covid-19, deprem gibi, doğadan kaynaklanan ancak yaygınlığı ve deneyimlenme biçimleri açısından toplumsal bir sorun. Dolayısıyla yaşadığımız stres de bir yanıyla öyle ve deneyimleme şiddetimiz toplumsal farkları, eşitsizlikleri yansıtıyor. Öğrencilerin kaygılarındaki artışın bununla da yakından ilişkili olduğunu sanıyorum; eşit yaşam ve eğitim şartları talebi pandemi sürecinde hem daha elzem hale geldi hem de bireyselmiş gibi deneyimlediğimiz sorunları kolektif olarak aşmanın zorunluluğunu tekrar hatırlattı.