Güney Çimler’den Avustralya’nın Tarlalarına Bir Gezgin Hikâyesi

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu Dilara Sezen Çamlıbel’in (’19) sosyal medya hesabından paylaştığı bir mesaj bir anda onu “üzüm keserek 3000 dolar kazanan Boğaziçili” başlığıyla gündeme taşıdı. “Bu sene mezun olunca tüm arkadaşlarım büyük şirketlerin birbirinden çok para kazandıracak işlerine alınmak için defalarca kez mülakatlara giderken ben Çalışma ve Tatil Vizesi’yle Avustralya’ya geldim sırt çantalı olarak,” mesajıyla Avustralya’daki günlük hayatından bir kesit paylaşan Çamlıbel, Şubat ayından beri hayallerini gerçekleştirmek için tarım işçisi olarak çalışıyor. Çamlıbel’e göre bu deneyimin ona öğrettiği en önemli şey ise “normal”in ne olduğunu her gün sorgulayabilmek.

Instagram hesabı üzerinden yaptığı paylaşımın ardından Ekşi Sözlük gibi sosyal medya platformlarında gündem olan Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 2019 yılı mezunu Dilara Sezen Çamlıbel, “farklı yerlerde yaşayarak ideal dünyayı arama” hayalinin peşinde 2020 Şubat ayından beri Avustralya’da bulunuyor. Her yıl Türkiye’den 100 gence sağlanan Çalışma ve Tatil Vizesi’yle Avustralya’da bulunan Çamlıbel ile gezgin olma hikâyesini, bir tarım işçisi olarak Avustralya’daki hayatını ve hayallerini konuştuk.

Boğaziçi hikâyenizden başlayalım, Sosyoloji Bölümünü seçerken aklınızda neler vardı, nasıl bir motivasyonla Boğaziçi'ne geldiniz?

Sosyoloji bölümünü seçerken içinde yaşadığım topluma ve dünyaya dair farkındalık kazanmak, Boğaziçi’nde iyi bir eğitim almak ve öğrencilerine sunduğu birçok fırsattan yararlanarak kendimi geliştirmek, mezun olduğumda iyi bir kariyer sahibi olmak gibi çok genel şeyler bekliyordum. Boğaziçi’nde geçirdiğim yıllar bana yolun nereye gitmesini istiyorsam taşları döşemem gerektiğini gösterdi, nasıl bir hayat yaşamak istediğimi ve nerede, nasıl bir amaçla var olmak istediğimi sorgulattı bana her seferinde.

Boğaziçi yıllarınız nasıl geçti, aktif olduğunuz kulüpler, organizasyonlar bulunuyor muydu?

Boğaziçi yıllarım hayatımın en güzel, en sorumluluk sahibi yıllarıydı benim için, dolu dolu bir öğrencilik hayatı yaşadım. Okuldaki ilk yıllarımda ayni zamanda İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında yarı zamanlı öğrenciydim, konservatuvardan mezuniyetimin ardından Boğaziçi Oda Orkestrasına katıldım. Albert Long Hall’da unutamayacağım bir konser verdik. Bir sene öğrenci temsilciliği yaptım. Bir yandan da Boğaziçi’nde okuduğum dönemde onlarca öğrencim oldu, İngilizce ve piyano dersleri vererek hem geçimimi sağlayıp hem 20 ülkeye seyahat ettim.

“Sosyoloji lisansım yolumun düştüğü her ülkede aklımda başka sorular uyanmasını sağladı”

Öğrenciyken nereleri gezdiniz, örneğin Erasmus deneyiminiz sizi nasıl etkiledi?

Aslında uçsuz bucaksız gezme isteği bende üniversite sınavına hazırlanırken oluştu. Sınavdan çıktığım gibi sırt çantamı topladım ve yola koyuldum. 17 yaşındaydım ve bir ay boyunca sırt çantam ve çat pat İngilizcem ile “Couchsurfing”den hiç bilmediğim ülkelerde hiç bilmediğim insanların evinde kalarak ilk adıma atmış oldum.

Üniversite hayatım boyunca gezdiğim 20 ülkeden İtalya’ya giderek büyüyen bir sempati besledim ve Boğaziçi’nde Ivana Viappiani’den 3 yıl İtalyanca dersi aldım. Aylarca sırt çantamla İtalya’nın kuzeyinden güneyine şehir ve köylerini gezdiğim bile oldu. Bölümümün İtalya’nın en sevdiğim şehirlerinden Napoli’deki bir üniversiteyle Erasmus anlaşması olması benim için büyük bir şanstı. Orada politika ve hukuk dersleri aldım. Artık sadece hayalperest bir gezgin olarak değil yerel kültüre aşina bir yabancı olarak çalkantılar içindeki bir Avrupa şehrinin günlük hayatını izleyebiliyor, endişelerini ve heyecanlarını paylaşabiliyordum. Bu deneyimimde sosyoloji lisansım her an başka bir soruyu uyandıran bir bilinç oldu benim için. Bu bilinç hayatımın her anında ve yolumun düştüğü her ülkede de karşıma çıktı.

Avustralya'da çalışma fikri ilk ne zaman ve nasıl oluştu? Neden Avustralya'yı ve böyle bir kariyer yolculuğuna çıkmayı seçtiniz?

O dönem Napoli’deydim ve döndüğümde Boğaziçi’ndeki son dönemimi okuyup mezun olacaktım. Rutin bir hayata başlamadan önce gezmek ve daha çok öğrenmek istiyordum. Napoli’de bir gün Alman bir arkadaşımla konuşurken bana Avustralya’nın çalışma ve tatil vizesinden bahsetti, ben de araştırmaya başladım. Avustralya 30 yaş altı gezginlere gezilerini finanse edebilmek için çalışma izni veren sayılı devletlerden biri. Üniversite öğrencisi ve mezunlarının başvurabildiği bu programda dil seviyesi ve okul başarısı kıstas alınıyor. Avustralya’da dünyanın 30 ülkesinden 150 bin gezginle ve Avustralyalılarla yollarımın kesişeceğini düşündüm ve Türkiye’ye döndüğümde ilk işim bu vizeye başvurmak oldu.

“Avustralyalılar vs. sırt çantalılar”

Ne zamandır Avustralya'dasınız, günleriniz nasıl geçiyor, bu deneyim size neler kattı?

Buraya ocak ayının sonunda Erasmus’ta tanıştığım arkadaşımla geldim. Geldiğimizde amacımız Avustralya hükümetinin genç gezginlerin vizelerini bir yıl uzatmak için talep ettiği 88 gün tarım, turizm ya da inşaat sektörlerinde çalışma zorunluluğunu yerine getirmekti. Çalışma ve Tatil vizesi her başvuruda bir senelik veriliyor ve 3 seneye kadar uzatılabiliyor. Benim hedefim de burada birkaç sene kalmak. Bu yüzden Avustralya’nın daha az gelişmiş tropik alanlarındaki küçük bir kasabada tarım işleri yapmaya başladık. İşler hem çok iyi hem çok kötüydü, hayatımız hiç stabil gitmiyordu ama bir noktadan sonra bu belirsizlik bile keyifli gelmeye başladı. Bu deneyimin bana kattığı en önemli şeylerden biri de nerede, ne şekilde ve kim olduğundan bağımsız olarak mücadele etmek. Avustralya işçi haklarını koruyan ve emeğin karşılığını veren bir ülke ama vatandaşlık temelinde bir ayrımcılığa uğramak kaçınılmaz: Avustralyalılar ve sırt çantalılar.

Bir süre sonra Avustralya’nın tarlaları emek, farklı ülkelerden gelen gençlerin emeğe bakış açıları ve mücadele konularında benim için farklı bir sorgulama alanına dönüştü. Avustralya hükümetinin genç gezginlere bu fırsatı sunarken işverenlere sağladığı yasal boşluklardan yararlandığını görmek modern bir ülkedeki tarım sektörünün göçmen emeği sömürüsüyle ayakta durduğunu gözlemlememi sağlayan bir saha çalışması oldu.

“Normalin ne olduğuna her gün şaşırıyorum”

Bunlar dışında Avustralya’nın doğası, her gün karşılaştığım enteresan hayvanları ve günlük hayatı beni şaşırtmaya devam ediyor. Bulunduğumuz şehir, Queensland, cins cins papağanlarla dolu ve sabahları onların sesleriyle uyanıyoruz. Ayrıca hayatımda ilk kez haritada önümüzdeki 700 kilometre boyunca hiç benzinlik olmadığı uyarısını burada gördüm. Burada arabayla bir seyahatte 2000 kilometre yol gitmek çok normal sayılıyor. Bir dersimde hocamız normalin çok tehlikeli bir kavram olduğundan bahsetmişti. Gerçekten de ben her gün “normal”in ne olduğuna şaşırıyorum, çok farklı bir yer olduğunu her an hissettiriyor Avustralya.

Salgın süreci hayatınızı nasıl etkiledi, planlarınızı değiştirmenize neden oldu mu?

Avustralya’ya geldiğimizde salgının tüm dünyada alarm seviyesine ulaştığı bir zamandı. Günlük yeni vaka sayısı 500’e ulaştığı anda da temel ihtiyaçları karşılayanlar hariç tüm iş yeri ve dükkânlar kapandı. Son birkaç aydır ise günlük 20’den az yeni vaka rapor ediliyor. Sağlığımız açısından bir endişemiz yok ama kriz süresince Avustralyalılar da işsiz kaldığı için sırt çantalı gezginlerin istihdam edilmesi daha da zorlaştı. Belirli sektörlerin sırt çantalı gezginlerin ve yabancı işçilerin emeğiyle ayakta kaldığını düşününce bazı ırkçı Avustralyalılardan “ Tatil bitti, evinize dönün” cümlesini duymak sıkıcı bir hal alıyor ama umudumu kaybetmiyorum.

“Boğaziçi hayata bakış açımı değiştiren yer oldu”

Boğaziçili olmanın alışılmışın dışında bir seçim yapmanızda etkisi oldu mu?

Benim için Boğaziçi hayata bakış açımı değiştiren ve hayallerimin peşinden koşmak için beni cesaretlendiren yer oldu. Her şeyden önce iyi bir eğitim almış, yabancı dil bilen ve dünyanın herhangi bir yerinde karşısına çıkan zorluklarla mücadele edebilen biri olarak mezun oldum. Boğaziçi öğrencisine kendisini geliştirmesi için sayısız imkânlar sunan bir okul ve bunların sadece çok sınırlı bir kısmını kullanmış olduğum için de çok pişmanım.

“Hayallerimizin peşinden gitmek sadece bir hayal olmak zorunda değil”

Sosyal medya profilinizde "Farklı yerlerde yaşayarak ideal dünyayı arıyorum" cümlesi geçiyor, ideal dünya sizce nasıldır?

Benim için ideal dünya herkes için mutlu, özgür ve huzurlu bir yer. İnsanların kendilerini gerçekleştirebildikleri, hayallerinin peşinden koşabildikleri bir yer. Günlük hayatın çalkantıları zamanımızı ve enerjimizi harcarken, dahası bu duruma bu kadar çok alışmışken hayallerinin peşinden gitmek sadece başka bir hayal gibi görünüyor insana. Psikolojik bariyerlere ekonomik bariyerler de ekleniyor, bu dünya düzeninde ideal dünya sadece belirli kesimler için var; fakat bu dünyayı herkes için ulaşılabilir kılmaya yönelik mücadele etmek bizim elimizde.

Bundan sonraki hedefleriniz neler? Sıradaki rotanız neresi olacak?

Bir süre daha yola devam edeceğim böyle, belki genç gezginlere çalışma vizesi veren Yeni Zelanda ve ABD'ye başvurur belki de dünyanın aklıma bile gelmeyecek yerlerine giden “cruise” gemilerinde çalışırım. Avustralya'da yeterince para biriktirirsem 2-3 aylık asgari ücretle bir yelkenli tekne alıp Pasifik'e açılmak da hedeflerimden biri. Ama bunların hepsinden öte, öğrenmek ve içinde yaşadığım topluma, dünyaya katkıda bulunacak araştırmalar yapmak beni en çok mutlu eden şey olur. Bunun için önümüzdeki yıllarda lisansüstü eğitimime devam edeceğim.

Sizin gibi “sınırların dışında” deneyimler kazanmak isteyenlere neler söylersiniz?

Sınırlar var olduklarını düşündüğümüz ve var olmalarına izin verdiğimiz sürece var. Sınırlarını aşmak isteyen ve konfor bölgesinden çıkabilen herkes için ise dışarıda keşfedilecek bir dünya var.