Günlük hayatta daha çok karşılaşma, daha az önyargıyı getiriyor

Türkiye’de geçici koruma statüsünde yaşamakta olan Suriyeli nüfusuna karşı negatif tavırların nedenlerini anlamak, daha kapsayıcı politikalar benimsemek için atılması gereken ilk adımlardan biri. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Taylan Acar’ın araştırmasına göre Suriyelilerle karşılaşma ve temas arttıkça negatif tutumlar da azalıyor: “Nüfusa oranla Suriyeli nüfusunun en yüksek olduğu şehirler Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa. Şanlıurfa ve Hatay aynı zamanda Suriyelilere karşı negatif yaklaşımın en yüksek olduğu iki şehir. Bu da gösteriyor ki temas ancak göçmen nüfusu belirli bir oranda kaldığı sürece negatif tavırları azaltıyor.”

Boğaziçi Üniversitesi İnsani Gelişme Uygulama ve Araştırma Merkezi (Human Development Research Center) tarafından 27 Kasım günü düzenlenen çevrim içi panelde, Türkiye toplumundaki göçmen karşıtı davranışların altında yatan nedenler ve olası çözüm yolları masaya yatırıldı. “Understanding Anti-Immigrant Sentiments in Turkey” başlıklı panelin konuşmacıları Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Taylan Acar ve Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Sedef Turper ile Prof. Dr. Ali Çarkoğlu oldu. Panelin moderatörlüğünü ise Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mine Eder üstlendi.

Suriyeli mültecilere karşı toplumsal tavrı, farklı gruplar arası temas ve tehdit algısı teorilerinin perspektifinde analiz eden Dr. Öğr. Üyesi Taylan Acar’ın sunumundan öne çıkan bazı başlıklar şunlar oldu:

"Gruplar arası temas arttıkça pozitif yaklaşım da artıyor"

“Bugün Türkiye’de çoğu sınır şehirlerinde ve İstanbul’da olmak üzere geçici koruma altında kayıtlı Suriyeli sayısı 3 milyon 635 bin. 2010’da yapılan bir araştırmaya göre özellikle Avrupa’da mültecilere karşı negatif tutumların ve tehdit algısının arttığı belirtiliyor. Türkiye’deki Suriyelilerin durumu daha çok Avrupa Birliği-Türkiye ilişkisi gibi makro düzeyde veya yerelde vaka incelemeleri üzerinden analiz edilen bir konu, ancak bu meseleyi tehdit algısı ve gruplar arası temas teorileri çerçevesinde incelediğimizde gruplar arası temas arttıkça göçmenlere karşı negatif algının bir nebze de olsa törpülendiğini görüyoruz.”

“Nüfusa oranla Suriyeli nüfusunun en yüksek olduğu şehirler Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa. Şanlıurfa ve Hatay aynı zamanda Suriyelilere karşı negatif yaklaşımların en yüksek olduğu iki şehir. Bu da gösteriyor ki gruplar arası temas ve pozitif tavırlar arasındaki doğru orantılı ilişkili Suriyeli nüfusu belirli bir seviyede kaldıkça geçerli. Nüfusa oranla Suriyeli nüfusu yüzde 20’nin üzerine çıktığı durumlarda temas negatif tavırları artırıcı bir rol oynuyor.”

“Ekonomik beklentiler söz konusu olduğunda ise farklı parti seçmenleri arasında bir ortaklık görülebiliyor. Herhangi bir ekonomik kriz beklentisi olmayan senaryoda Suriyelilere karşı kimi parti seçmenlerinin daha negatif tavırlar takındığını görüyoruz ancak bir yıl içinde bir ekonomik kriz yaşanması öngörüsü olan katılımcılar için parti farklılıkları ortadan kalkıyor ve tüm seçmen grupları daha negatif bir yaklaşım benimsiyor.”

“Kültürel ortaklık, göçmenlere karşı tavırda temel belirleyici”

Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Sedef Turper ise göçmenlere karşı toplumsal yaklaşımların kültürel ortaklık algısıyla birlikte önemli ölçüde değiştiğine dikkat çekti:

“1989’daki Bulgaristan göç akımı, 1991’deki Irak göç akımı ve 2011’de başlayan Suriye göç akımı Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan başlıca göç akımları arasında. Türkiye kamuoyunun bu göçmenlere karşı tutumları karşılaştırıldığında Bulgaristan’dan gelenlere karşı Türk asıllı oldukları için daha pozitif bir yaklaşım benimsedikleri görülürken Suriyelilere karşı daha dışlayıcı bir tutum oluştuğu görülüyor.”

“Örneğin insanlara 32 yaşında, ilkokul diploması sahibi ve karısı ve üç çocuğuyla iki yıldan uzun süredir Türkiye’de yaşayan bir Suriyeli için vatandaşlık verilip verilmemesi konusunda ne düşündüklerini sorduğumuzda yüzde 71 verilmemesi gerektiğini ifade ediyor. Ancak benzer bir soru bir Bulgaristan göçmeni için sorulduğunda oran çok daha düşük oluyor, yani göçmenlere karşı yaklaşımda kültürel olarak bir tehdit oluşturup oluşturmayacakları algısı ekonomik tehdit algısını bile geçen temel bir belirleyici olarak öne çıkıyor.”

“Ortak din inancı negatif tavırları azaltıyor”

Suriyeli göçmenlere karşı tutumlarda ortak din inancının ne derece etkili olduğu konusunu ele alan Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Çarkoğlu’nun sunumundan öne çıkan noktalar şunlar oldu:

“2011 itibariyle sadece komşu ülkelerde değil Avrupa ülkelerinde de Suriyeli nüfusunun artmasıyla birlikte radikal sağ partilerin yükselişi birlikte yaşandı, çünkü 2008 krizinin etkilerinin iyileştirilmeye çalışıldığı bir dönemde bu partiler için göçmenler ulusun homojenleşmesinin ve kısıtlı kaynakların paylaştırılmasının önünde bir engeldi. Özellikle de Müslüman mülteciler Avrupa’nın liberal değerlerine bir tehdit olarak algılandı ve suç kaynağı gibi görüldü. Bu koşullar altında Türkiye, göçmen karşıtı politikalar yürütmeyen karşıt bir örnek olarak öne çıktı.”

“Avrupa ülkeleri ve Türkiye arasındaki göçmen politikalarının farklı olması, Türkiye ve Suriye’den gelen mültecilerin çoğunun paylaştığı ortak dini kimlikten geliyordu. Popülist yaklaşımlar ve Suriyeli mültecilere dair tavır arasındaki ilişki incelendiğinde de popülist yaklaşımlar arttıkça Suriyelilerle ortak kamusal alanları paylaşmaya dair negatif tutumların da arttığı görülüyor, ancak dindarlık ve Suriyelilerle temas arttıkça Suriyelilere karşı negatif tutumlarda bir çözülme gözlemleniyor.”