Kentin değişen yüzü: İstanbul’da hava, su ve yeşil ile kurulan ilişkiler

BU + Etkinlikleri kapsamında Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Ofisi işbirliğiyle düzenlenen “Mezunlarla Açık Dersler”de 2019-2020 döneminin üçüncü dersini Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan verdi. “Şehrin Doğası: İstanbul’da Hava, Su ve Yeşil” başlığını taşıyan dersinde Ayfer Bartu Candan, İstanbul’da kent sosyolojisine dair hem varsıl hem yoksul kesimleri ilgilendiren dönüşümleri özetleyerek İstanbul sakinlerinin kentin havası, suyu ve doğası ile kurduğu, son yıllarda belirginleşen farklı ilişkilenme biçimlerine değindi.
Yılmaz Yeniler

16 Ocak’ta Demir Demirgil Salonu’nda düzenlenen etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Boğaziçi Üniversitesi Sanat ve Kültür Etkinlikleri Komisyonu Başkanı ve Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Yenal, bu yıl ikinci senesinde olan “Mezunlarla Açık Ders” serisinin amaçları arasında mezunlar ile üniversite arasındaki ilişkiyi güçlü bir şekilde devam ettirmek ve Boğaziçi Üniversitesi’nde son dönemlerde ön plana çıkan araştırma eğilimlerini mezunlarla paylaşmak olduğunu vurguladı. Bu seneki “Mezunlarla Açık Dersler” serisinin “Şehrin Halleri” temasıyla gerçekleştiğini ifade eden Yenal, bu derslerle İstanbul’un sosyal bilimler perspektifinden konuşulacağını hatırlattı. 

“Kentin yoksulları ve varsılları birlikte ele alınmalı”

Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan, “Şehrin Doğası: İstanbul'da Hava, Su ve Yeşil” başlıklı dersinde İstanbul’da son 10-15 yıldır yaşanan ve kent sosyolojisi kapsamında ele alınabilecek değişimleri aktardı. İstanbul’daki mega projeler ve kentsel dönüşümler ölçeğinde dönüşen konut hayatındaki farklılıkları konuşmanın merkezine taşıyan Candan, yaşam alanlarında nasıl mekânlar talep edildiği ve İstanbul’da nasıl bir kent doğası tahayyül edildiği sorularını tartışmaya açtı.

Konuşmasında kentsel dönüşüm projelerine odaklanan Ayfer Bartu Candan, 2000’li yılların başlarından itibaren gerçekleştirilen İstanbul’daki kentsel dönüşüm projelerinin kendi içlerinde farklı türlerinin mevcut olduğunu belirtti. İlk tür projelerin, sanayi mahallerinin etrafındaki büyük semtlerin yenilenmesini hedeflediğini söyleyen Candan; ikinci tür projelerin Sulukule ve Tarlabaşı örneklerindeki gibi kültürel mirası koruma projeleri olarak ön plana çıktıklarını açıkladı. Candan, üçüncü tür projelerin ise gecekondu dönüşüm projeleri olduğunu, Maltepe’nin Gülsuyu mahallesi örneğindeki gibi bu projelerin gecekondularda yaşayan insanları daha iyi yaşam koşullarına sahip sosyal konutlara yerleştirmeyi amaçladıklarını sözlerine ekledi. Candan, gecekondu projelerinin özellikle düzenli geliri olmayan kentin yoksullarını ilgilendiren dönüşümlere yol açtıklarının altını çizdi.

Kentsel dönüşüm projelerinin farklı türlerini özetledikten sonra kent yoksullarının ve varsıllarının beraber ele alınması gerektiğine işaret eden Ayfer Bartu Candan, İstanbul’da kent varsıllarının yaşamlarında da çeşitli dönüşümler gözlemlendiğinin altını çizdi. Candan konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: 1980 ortalarından itibaren görülen daha üst-orta ve orta sınıf için başlatılan kapalı sitelerin, öykünülen bir hayat biçimi olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Kent literatüründe ve ana akım medyada gecekondularla ilgili çok tartışma vardır ve kentin yaşadığı ekolojik meselelerin faturası genelde gecekondu mahallelerine kesilir. Fakat öykünülen bir yaşam biçimi olarak kapalı siteler de şehirdeki sistemin parçaları. Yeni kapalı site projelerinde gördüğümüz ortak noktalardan biri buraların daha çevreci, doğaya yakın, şehrin doğasını temiz tutan yerleşimler şeklinde pazarlandıkları gerçeğidir. Ancak şehrin dışında konumlansalar da kapalı site yerleşimleri; su, kanalizasyon gibi altyapı sistemlerini şehirle ortak kullanıyorlar. Ayrıca yapay göl, boğaz yaratan yeni konut projelerinde su kullanımının fazla olduğunu görüyoruz." 

Kapalı sitelerin de kendi içinde farklı formlarının olduğunu ekleyen Ayfer Bartu Candan, bu sitelerin son zamanlarda çoklu yaşam alanları şeklinde inşa edildiklerini dile getirdi. Candan ayrıca sokağın farklı karşılaşmaların bir arada olduğu mekânlar şeklinde tanımlandığını bununla birlikte sokağın ve diğer kamusal alanlar olan meydanlar, kahvehaneler ve alışveriş yerlerinin gittikçe içe kapanan diğer bir deyişle özelleştirilip düzenlenen mekânlar şeklinde yeni konut projelerine dâhil edildiğinin gözlemlenebileceğini ekledi.

Kapalı sitelerde şehir ve doğayla kurulan farklı ilişki

Kapalı sitelerin varsıllar ve yoksullar açısından kent hayatını dönüştürdüğüne ve kent sosyolojisine dair yeni sorular sorulmasına yol açtığını ifade eden Ayfer Bartu Candan, Göktürk’te yaptığı araştırmasından örnekleri de dinleyicilerle paylaştı. Candan, Göktürk’te görülen yan yana dizi kapalı site formunun, Çekmeköy gibi İstanbul’un başka bölgelerinde de açığa çıkmaya başladığını aktardı. Bu formun, kent kültürünün ve sosyolojisinin yaratılmasında nasıl bir rol üstlendiğiyle ilgilendiğini açıklayan Candan, bu semtlerde şehirle ve doğayla farklı bir ilişkinin kurulduğunu ve önceden öngörülemeyen karşılaşmalara zemin hazırlayan kamusal alan anlayışının özgün olduğunu belirterek konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Göktürk sakinleriyle yaptığımız görüşmelerde orada yaşamayı tercih etme sebepleri olarak güvenlik kaygısının ön plana çıktığını fark ettik. Aslında bu durum ilginç, çünkü İstanbul dünyanın diğer şehirleriyle istatistiki olarak karşılaştırıldığında güvenli bir şehir. Yine de İstanbul tehlikeli olarak algılanıyor. Aşinalık ve öngörülebilirlik Göktürk’te yaşayan insanlar için önemli değerler şeklinde açığa çıkıyor.”

“Gecekondu mahalleleri homojen yerler değiller”

Kentin varsıllarının yaşadığı bu gibi dönüşümlerin yanında gecekondu projelerinde yaşanan dönüşümleri ele almanın önemine dikkat çeken Ayfer Bartu Candan, Ayazma ve Tepeüstü mahallerindeki araştırmalarından örnekler sunarak Bezirganbahçe konutlarına yerleştirilen insanların yaşadığı sıkıntılara değindi. İstanbul’da bebek ölüm oranının en yüksek olduğu yerleşim yeri olan Ayazma mahallesi sakinlerinin sağlıklı yaşam koşullarına ve dayanıklı evlerde yaşamaya hakları bulunduğunun, bununla birlikte gecekondu dönüşümlerinin yoksul insanlar için önemli sıkıntılara yol açabileceğinin altını çizdi. Candan sözlerine şöyle devam etti: “Gecekondu mahalleleri homojen yerler değildir. Yıllar içinde Türkiye’de farklı göç örnekleri olmuştur. Örneğin 1970’lerde görülen göçe biz zincirleme göç diyoruz. Ayrıca o zamanlarda gecekondular devletin göz yumduğu bir konut politikası haline gelmişti. Zamanla gecekondu mahallerinde yeni göçlerle toplumsal tabakalaşmalar oluştu. Örneğin, bu mahallelerin de varsıl kesimleri var. Tapu tahsis belgeleri olan vatandaşların yanında kentin en yoksul kesimini oluşturan yani toplumsal ağları ve düzenli işi olmayan insanlar da buralarda yaşıyordu. Mevcut heterojen yapıya dikkat edilmeden burada yaşayan bütün insanlar toplu konutlara yerleştirildiğinde şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Çok yoksul insanlar, Ayazma’da ekip biçebileceği bahçelere sahipken yeni konutlarında bundan mahrum kalıyorlar veya bakkala gidip veresiye alışveriş yapamıyorlar. Bunlar kent yoksulluğunu ayakta tutan stratejilerdir ve toplu konutlara yerleştirilen yoksullar bu gibi stratejilerden mahrum kalıyorlar. Böylece kelimenin tam anlamıyla aç kalıp anlaşma karşılığında ödeyemedikleri yeni evlerinden çıkmak zorunda kalıyorlar.”

“Gecekondu mahallelerinin de bir tarihi var”

Dönüşüm projeleri kapsamında yapılan toplu konutlarda ayrıca etnik olarak gerilimlerin yaşanabildiğini ekleyen Candan, yoksulluk ve etnik gerilim gibi sebeplerden dolayı bu dönüşümlerin çoklu boyutlarda kaybedenleri olduğunu dile getirerek gecekonduların kendi tarihlerinin unutulmaması gerektiğini söyledi. Candan, şu ifadelerle konuşmasını noktaladı: “Gecekondular şehrin tarihinin parçalarıdır. Bir süreç sonunda oluştular. Buralarda yaşayan insanlar 1960’lar ve 1970’lerde İstanbul’a geldiklerinde sanayinin ucuz iş gücünü sağladılar. İstanbul’u bir endüstri kenti olarak döndüren sistemin çalışmasına yardım ettiler. Yani gecekondular bir gecede devlet yetkililerinden habersiz oluşmadı; buna göz yumuldu. Gecekondularda ikamet eden insanlar da vergilerini verdiler. Bazıları tapu sahibi oldular. Bugün ise gecekondular, şehrin tarihiyle ilgili değillermiş gibi algılanabiliyor. Bir sürecin sonunda bugünkü durum açığa çıkmışsa bunun üzerinde düşünmek İstanbul’da yaşayan herkesin sorumluluğundadır. Gecekondular, önemli bir mesele ama farklı çözümleri olabilir. Gecekondularda yaşayanlar, gözden çıkarılmaları gereken, hep sorun yaratan, hazıra konan insanlar olarak resmedilmemeli. Kamusal alanda bu mesele daha çok tartışılmalı.’’ 

Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan 1990 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 1997 yılında Amerika’da sosyal ve kültürel antropoloji alanında doktorasını tamamladı. 2003 yılından itibaren Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde ders veren Ayfer Bartu Candan kent antropolojisi alanında araştırmalar yürütüyor ve son birkaç yıldır politik ekoloji ile ilgileniyor. Candan’ın derlediği son kitaplar arasında “Yeni İstanbul Çalışmaları” ve “Kültür Denen Şey” yer alıyor. Candan, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Çiğdem Kafescioğlu ile birlikte hazırlayacakları, “Şehrin Doğası” başlığını taşıyacak olan yeni bir kitap üzerine çalışmalarını sürdürüyor.